NURUN KAYNAĞI¸ HER ŞEYİ AYDINLATAN¸ NURUN YARATICISI¸ NURLANDIRICI OLAN: EN-NÛR

Somuncu Baba

“Allah nûrdur¸ fakat bu duyularla hissettiğimiz yaratılmış bir nûr değildir. Yaratılmış olan bu nûrun da yaratıcısı¸ Allah'tır. Nitekim büyük duruşmanın olacağı mahşer meydanı¸ O'nun nûruyla aydınlatılacaktır.”

Arapça'da “nevr” kökünden türemiş bir isim olan “nûr”¸ zulmetin zıddı olup; aydınlık¸ ışık ve ziyâ anlamlarına gelir. Alev¸ ateş ve cehennem anlamına gelen nâr da aynı kökten türemiştir. Ayrıca nûr¸ biri basîret gözüyle akledilen ve diğeri dünyevî anlamda görme organı olan gözle algılanan nûr olmak üzere ikiye ayrılır. Basîret gözüyle yayılan nûr; akıl ve Kur'an nûru gibi ilâhî işlerden yayılmış olan envârı ifade eder.[1] Yüce Allah'ın şu sözlerinde geçen nûr¸ basiret anlamındadır: “… İşte size¸ Allah'tan bir nûr¸ bir Kitap geldi.[2] Bir başka âyette de¸ “Ölü iken kalbini diriltip¸ insanlar arasında yürürken önünü aydınlatacak bir nûr verdiğimiz kimsenin durumu¸ karanlıklarda kalıp çıkamayan kimsenin durumu gibi midir? Kâfirlere de işledikleri güzel gösterilmiştir.” [3] buyrulur. Dünyevî nûr ise¸ görme duyusu olan gözle algılanan ışıktır. “Güneşi ışıklı ve ayı nurlu yapan O'dur.”[4] Bir de bunlardan ayrı olarak Kur'an'da uhrevî nûrdan söz edilir. “İnanmış erkek ve kadınları¸ defterleri sağından verilmiş ve ışıkları önlerinde olarak giderken …[5]


Kur'an-ı Kerim'de Nûr Çeşitli Mânâlara Gelir


Genel olarak nûr¸ ışığa ve ışığın gösterişli kırılmasına ve ışığın yansımasına denildiği gibi¸ gerek duyguya ait ve gerekse akıl ve idrâke ait her çeşit karanlıkların zıddı olan vicdan ve sezgide ortaya çıkan dış ve iç tecellî ve doğuşlara da nûr denilir. Kur'an-ı Kerim'de 43 âyette nûr sözcüğü geçmektedir. Bu âyetlerde geçen “nûr” kelimesinin bazı varlıklara nisbeti şöyledir:


Nûr¸ İslâm'dır: “Allah'ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler hoşlanmasalar da Allah¸ nurunu tamamlamaktan başka bir şeyden razı olmaz.[6]


Nûr¸ Kur'an-ı Kerim'dir: “Allah'a¸ Peygamberine ve indirdiğimiz¸ o nura (Kur'ân'a) inanın.”[7]Şüphesiz size Rabbinizden kesin bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik.”[8]


Nûr¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'dir: “Ey Peygamber! Biz seni bir şahit¸ bir müjdeleyici¸ bir uyarıcı; Allah'ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.”[9]


Nûr¸ imandır: “Allah¸ iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.”[10]


Nûr¸ ilâhî adalettir: “Yeryüzü¸ Rabbinin nuruyla aydınlanır.”[11]


Nûr¸ âhirette mü'minlerin ışığıdır: “Mü'min erkeklerle mü'min kadınların nurlarının¸ önlerinde ve sağlarında koştuğunu göreceğin gün kendilerine şöyle denir: ‘Bugün size müjdelenen şey içlerinden ırmaklar akan¸ ebedî olarak kalacağınız cennetlerdir.' İşte bu büyük başarıdır.”[12]


Allah Nûr'un Kendisi midir Yoksa Var Edicisi midir?


Öte yandan “Allah göklerin ve yerin nûrudur[13] âyetinde geçen “en-Nûr” ise¸ O'nun en güzel isimleri arasında yer alır ve ışık kavramından daha genel bir mânâ ifade eder. Ayrıca İbn Mâce'nin el-esmâü'l-hüsnâ ile ilgili rivâyetinde Allah'ın diğer isimleriyle birilikte “nûr” ve aydınlatan anlamına gelen “münîr” kelimesi geçer.[14] İslâm âlimleri Allahu Teâlâ'ya mecâzen de olsa “ışık” demek caiz olmadığı için “nûr” kelimesi üzerinde farklı yorumlara gitmişlerdir. Bu konuda delil getirilen âyetlerden birisi şöyledir: “Hamd¸ gökleri ve yeri yaratan¸ karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur.”[15] İşte bu âyetteki “nûr” Allah'ın zatı değildir; aksine nur ve zulmeti yaratanın Allah olduğu bildirilmiş ve nûru O'na denk tutanlar kınanmıştır.[16] Bundan dolayı Allah'a nûr denilirken¸ bu noktadan habersiz bulunmamak ve müteşâbih bir mânâ olduğunu bilmek gerekir.


 Müteşâbih¸ iki şeyin birbirine benzemesinden dolayı¸ insan zihninin birini diğerinden ayırt etmede âciz kaldığı lafızlardır. Buna¸ Allah'ın haberî sıfatlarından ve kıyâmetin vasıflarından bahseden âyetler örnek verilebilir.[17] Bu konuda Ehl-i Sünnet âlimleri¸ rastgele hareket etmemişler¸ müteşâbih nasları tevil ederlerken¸ Kur'an ve sünnetin rûhuyla bağdaşır olmasının yanında¸ Allah'ın birliğine¸ aklî delillere ve Arap dilinin kurallarına uygun olmasına dikkat etmişlerdir. Ayrıca¸ müteşâbih naslar¸ kastedilen anlamı zâhirinden açıkça anlaşılmadığı için¸ mutlaka aklî ve sem'î karîneye ihtiyaç duymaktadır. Bu sem'î karîne¸ âyetlerde ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'in sünnetinde de bulunabilir. İşte müteşâbih âyetler¸ ya bu karînelere başvurarak ya da muhkem naslara arz edilerek yorumlanmalıdır. Dolayısıyla en-Nûr¸ Cenâb-ı Hak hakkında kullanıldığı zaman¸ “Nûrun kaynağı¸ nurlandıran¸ her şeyi aydınlatan¸ nûrun yaratıcısı” şeklinde te'vil edilmelidir. Çünkü nûr¸ aydınlatıcı olup bütün gizli olan şeyleri açığa çıkarır. Gizlilik¸ yokluktur. Zuhûr ise¸ varolan için geçerlidir. Allah ise varolup¸ yokluğu ve karanlığı kabul etmez.


İslam âlimleri Yüce Allah'ı yaratılmışlık niteliklerinden soyutlama yolunda büyük gayretler sarfetmişlerdir. Hatta Nûr Suresi'nin 35. âyetinde geçen nûr sözcüğüne Hâdî (yol gösterici olan) mânâsı vermişler¸ “Allah yerde ve gökte olanların Hâdi'sidir.” demişlerdir.[18] İmam-ı Gazzâlî ise¸ bu âyette söz konusu edilen “nûr”u sûfi bir yaklaşımla¸ doğrudan Allah olarak yorumlamıştır. Sözlerine devamla¸ “O'ndan başka nûr yoktur¸ O küllî nûrdur. Çünkü nûr¸ eşyanın kendisiyle keşfedildiği şey demektir. Bütün nûrlar O'nun nûrundan müsteardır.” demiştir.[19] Buna rağmen yine de akâid âlimleri doğrudan Allah'a nûr demekten sakınmışlardır. Onlar cismânî ve teşbîhî Allah tasavvuruna gidilebilir endişesiyle aşırı derecede titizlik ve hassasiyet göstererek¸ soyutlamacı bir yol izlemişlerdir. Buna göre onlar; “göklerin ve yerin münevviri¸ müzeyyini¸ müdebbiri¸ mûcidi¸ mübdii ve hâlıkı” mânâlarını tercih etmişlerdir.[20]


Netice-i kelam¸ Allah nûrdur¸ fakat bu duyularla hissettiğimiz yaratılmış bir nûr değildir. Yaratılmış olan bu nûrun da yaratıcısı¸ Allah'tır. Nitekim büyük duruşmanın olacağı mahşer meydanı¸ O'nun nûruyla aydınlatılacaktır.[21] Zira her şeyin ortaya çıkışı ve bilinmesi ancak O'nun açığa çıkarması ve bildirmesiyledir. Nûrun özelliği de ortaya çıkma¸ parlama ve bulunmadır. O halde¸ mutlak¸ ebedî¸ ezelî ve sonsuz nûr¸ Allahu Teâlâ'dır. Nitekim bir rivâyette şöyle buyrulur: “Mü'minin firâsetinden korkun ve sakının!. Çünkü o Allah'ın nuruyla bakar.[22] İtikat açısından Yüce Allah'tan başkasına nûr demek mecâzîdır. Varlıkta her şey¸ göze açık ışık ile göründüğü gibi¸ bâtınî basîrette de her şey¸ Allah'ın nuruyla ile gözükür. Bakmasını bilenler için bundan daha açık ne vardır. Eğer bir şeye var diyorsak¸ o ancak varlığını¸ ilâhî nurun varlığına borçludur. Varlık varsa¸ sonsuz nur da vardır. Gazzâli'nin dediği gibi:


“Açıklığının şiddetinden dolayı yaratıklardan gizlenen ve nûrunun parlaması sebebiyle onlara karşı perdelenen Allah'ın şânı ne yücedir!”


 


 






[1] El-Isfehânî¸ el-Müfredât¸ s. 775.



[2] 5/Mâide¸ 15.



[3] 6/En'âm¸ 122.



[4] 10/Yûnuş 5. Ayrıca bakınız. 25/Furkân¸ 61.



[5] 57/Hadîd¸ 12.



[6] 9/Tevbe¸ 32.



[7] 64/Teğâbün¸ 8.



[8] 4/Nisa¸ 174.



[9] 33/Ahzap¸ 45-46.



[10] 2/Bakara¸ 263.



[11] 39/Zümer¸ 69.



[12] 57/Hadîd¸ 12.



[13] 24/Nûr¸ 35.



[14] Bkz. İbn Mâce “Duâ” 10.



[15] 6/En'âm¸ 1.



[16] 6/En'âm¸ 1.



[17] Isfehânî¸ el-Müfredât¸ s. 374.



[18] Bkz. Taberî¸ Câmiu'l-Beyân¸ Mısır¸ 1955¸ XVIII¸ 135.



[19] Gazzâlî¸ Mişkâtü'l-Envâr¸ Kahire¸ 1970¸ s. 20.



[20] Bkz. Râzî¸ Fahreddîn¸ Mefâtîhu'l-Gayb¸ Tahran¸ ts.¸ ¸ 122.



[21] Bkz. 39/Zümer¸ 69.



[22] Tirmizî “Tefsîru'l-Kur'ân” 16.

Sayfayı Paylaş