DENİZLİ VELÎLERİ

Somuncu Baba

"İnsanı¸ Allahu Teâlâ'nın rızasına¸ sevgi-sine kavuşturacak işler¸ farzlar ve nafileler olmak üzere ikiye ayrılır. Farzların yanında nafilelerin hiç kıymeti yoktur. Nafile işler¸ farzları gözetmek ile ve haramlardan¸ mek-ruhlardan sakınmak ile birlikte yapılırsa¸ el-bette daha güzel¸ çok güzel olur. Fakat böyle olmazsa¸ pek zararlı olur. Mesela¸ zekât ola-rak bir gram gümüşü bir Müslüman fakire vermek¸ nafile olarak dağlar kadar altın sada-ka vermekten¸ hayrat¸ hasenat ve yardımlar yapmaktan kat kat daha iyidir&ce

Mehmed Şirvanî


Denizli evliyasından olan Mehmed Şirvanî Hazretleri on sekizinci yüzyılın son-larında Şirvan'ın Zerdab Köyü'nde doğdu¸ zahirî ve batınî ilimleri tahsil ettikten sonra belde belde dolaşarak halka İslâmiyet'in emir ve yasaklarını anlatırdı. Daha sonra yerleştiği Denizli'de 1851 yılında vefat etti. Türbesi De-nizli Merkez İlbadı Mahallesi'ndeki eski büyük mezarlığın ortasındadır.


Şeyh Mehmed Şirvanî Hazretleri bir gün sohbetinde:


"Kardeşlerim¸ Müslüman¸ bütün ibadetlerini¸ iyiliklerini kusurlu bilmeli¸ Allahu Teâlâ'nın emirlerini tam yapamadığını düşünmelidir." diye buyurdu ve şöyle devam etti: "Allahu Teâlâ çeşitli ibadetleri¸ mesela sabrı¸ sıdkı¸ na-mazı¸ orucu ve seher vakitleri istiğfar etmeyi buyurdu. İstiğfarı en sonra söyledi.  Bundan ne anlamak gerektiğini soran talebelerine şu ce-vabı verdi: "Yani kula¸ bütün ibadetlerini¸ iyi-liklerini kusurlu görüp¸ hepsine istiğfar etmesi¸ hepsi için Allahu Teâlâ'dan af ve mağfiret di-lemesi lazımdır. İbadet¸ iyilik yapanların¸ kendilerini¸ günah işleyenlerden üstün görmeleri¸ onların günahlarından daha fenadır."


Ardından şu olayı anlattı talebelerine: "Talebeden biri¸ hocasını ziyarete gitmiş bir gün. Hocası sormuş¸ ‘Bize ne getirdin evladım?' O da ‘Sizde olmayan şeyi efendim.' demiş. Hocası¸ ‘Ya¸ merak ettim. Neymiş o?' diye sorunca talebe ‘Günahlarımı getirdim efendim.' demiş." Mehmed Şirvanî Hazretleri daha sonra şöyle buyurdu: "İşte biz de Rabbimizin huzuruna gü-nahlarımızı götüreceğiz. Cenab-ı Hak rahme-tiyle muamele buyursun bizlere. Çünkü Cennete girmek¸ ancak Allahu Teâlâ'nın rahmetiyle mümkündür. Affedin¸ kin tutmayın!"


Bir gün de: "Mü'min¸ Allahu Teâlâ'nın sıfat-larıyla sıfatlanmalıdır." buyurdu. Talebelerin¸ o nasıl olur hocam¸ diye sorması üzerine durumu şöyle izah etti: "Mesela¸ Allahu Teâlâ affedici-dir. Biz de O'nun kullarını af edip¸ kin tutma-yacağız. Allahu Teâl⸠kullarının günahlarını örtücüdür. Biz de¸ din kardeşlerimizin ayıp ve kusurlarını örtüp¸ kimseye anlatmayacağız."


Hasan Feyzi Efendi


Hasan Feyzi Efendi¸ on dokuzuncu yüzyılda yaşayıp¸ Denizli civarında halka İslâmiyet'in emir ve yasaklarını anlatan bir Allah dostu-dur. Doğum tarihi tam olarak bilinmemek-tedir. Kaynaklara göre ailesi¸ Horasan böl-gesinden Anadolu'ya göç eden Müslüman Türkmenlerdendir. Yine kaynaklarda ailenin önce Konya'nın Bozkır ilçesine daha sonra da Isparta'nın Yalvaç ilçesine yerleştiği ve Hasan Feyzi Efendi'nin burada evlendiği belirtilmek-tedir. İlk çocuğu Ahmet Fevzi de burada dün-yaya gelmiştir.


Hasan Feyzi Efendi Yalvaç'ta bir cami ve medrese inşa ettirmiş¸ medresesinde yetiştir-diği talebeleri¸ bugünde hala bir kuşak olarak yurdun çeşitli bölgelerinde hizmet vermeye devam etmektedir. Hasan Feyzi Efendi irşad faaliyetlerinde bulunduğu Yalvaç'ta halkın sevgisini kazanmış olmasına rağmen kıskanç¸ şer kişilerin baskıları sebebiyle rahatsız olmuş ve Yalvaç'tan ayrılarak Denizli'ye yerleşmiştir.


Denizli'nin Kuşpınar Mahallesi'nde yaptırdığı camii ve medresesinde yine öğrenci yetiş-tirmekle meşgul olan Hasan feyzi Efendi 1885 yılında vefat etmiş ve kendi yaptırdığı caminin avlusuna defnedilmiştir.


Hasan Feyzi Efendi sohbetlerin de daima İmam-ı Rabbanî Hazretlerinin Mektubat'ından okurdu. Vefatından önceki son sohbetinde şunları söyledi:


"İnsanı¸ Allahu Teâlâ'nın rızasına¸ sevgi-sine kavuşturacak işler¸ farzlar ve nafileler olmak üzere ikiye ayrılır. Farzların yanında nafilelerin hiç kıymeti yoktur. Nafile işler¸ farzları gözetmek ile ve haramlardan¸ mek-ruhlardan sakınmak ile birlikte yapılırsa¸ el-bette daha güzel¸ çok güzel olur. Fakat böyle olmazsa¸ pek zararlı olur. Mesela¸ zekât ola-rak bir gram gümüşü bir Müslüman fakire vermek¸ nafile olarak dağlar kadar altın sada-ka vermekten¸ hayrat¸ hasenat ve yardımlar yapmaktan kat kat daha iyidir¸ kat kat daha çok sevaptır. Bu bir gram gümüşü zekâtı ve-rirken¸ bir edebi gözetmek¸ mesel⸠akraba-dan bir fakire vermek de¸ nafile iyiliklerden kat kat daha faydalıdır. Bundan anlaşılıyor ki¸ yatsı namazını gece yarısından sonra kılmak ve böylece gece namazı sevabını da kazan-mayı düşünmek¸ çok yanlıştır. Çünkü Hanefi mezhebindeki imamlara göre yatsı namazı-nı gece yarısından sonra kılmak mekruhtur. Sözlerinden de¸kerâhet-i tahrimiyye olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü yatsı namazını gece yarısına kadar kılmak mubah demişlerdir. Gece yarısından sonra kılmak mekruh olur buyurmuşlardır. Mubahın karşılığı olan mek-ruh ise¸ tahrimen mekruhtur."


Ahmed İzzet Efendi


Millî mücadele mücahitlerindendir. 1875 Denizli'nin Çal ilçesine bağlı Süller Kasabası'nda doğdu. Küçük yaştan itibaren ilim tahsiline başladı. Önce Süller'de¸ son-ra Denizli'de tahsiline devam etti.Hakkında bilinenler daha çok Anadolu'nun işgali yılla rına aittir. İzmir'in işgali  sırasında Çal Müftüsü olarak görev yapmaktaydı. İşgal yıllarında müftü olarak Çarşı Camii'nde ve Hükü-met meydanında yaptığı konuşmalarla halkı işgalci düşmana karşı koymaya¸ ümitsizli-ğe kapılmadan teşkilatlanılması gerektiğini söyledi.


Ahmed İzzet Efendi fiilen düşmana karşı koyma hareketine katılmak için ilk önce Ali Kurt köyüne gitti. Burada 25-30 kişilik bir ekibe sahip olan Dede Efe'yle görüşerek on-ları düşman üzerine harekete geçmeye ikna etti.Daha sonra Denizli'ye giderek Müftü Ah-med Hulusi Efendiyle görüşerek fikirlerini söyledi. Yaptığı açıklamalardan çok memnun kalan Ahmed Hulusi Efendi kendisini tebrik etti. Fakat Mutasarrıf Faik Öztırak'la yaptığı görüşme¸ Mutasarrıf Bey'in ümitsiz ve ça-resiz olduğunu söylemesi üzerine pek de olumlu geçmedi.


Ahmed İzzet Efendi bütün bunlardan sonra Çal Kuva-yı Milliye Reisi olarak hizme-te başlayıp¸ Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi ve Demirci Mehmet Efe ile birlikte hareket etti. Elinde tüfeğiile birliklerinin en önünde çarpışmalara iştirak ederek Yunanlı-lara çok büyük kayıplar verdirdi.


Düzenli orduya geçiş ve T.B.M.M hüküme-tinin kurulmasından sonra¸ Çal Kuva-yı Milli-ye Reisliğinden ayrılan Ahmet İzzet Efendi¸ Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ömrünü büyük bir tevazu ve feragat hissi içinde yaşayarak geçirdi. Muhitinin ve çevresinin fakir insan-larına karşı bütün varlığını sarf ederek hizmete koştu. Yardımlarıyla birçok kabiliyetli gencin¸ okuyup yetişmesini sağladı.


1952 yılında vefat eden Müftü Ah-met İzzet Efendi (Çalgüner)'in kabri Süller Kasabası'nda bulunan Yukarı Çarşı Camii'nin bahçesindeki aile mezarlığındadır. 

Sayfayı Paylaş