SELÎM VE MÜNÎB BİR KALBE SAHİP OLMAK

Somuncu Baba

“Günümüz insanı karnını doyurdu ama gönlü ve gözü tok olmadı. Zaten sıkıntı veren¸ dünyayı zindana çeviren de “Karnı tok¸ sırtı pek” insanlar değil mi? Ölçüler alt-üst olmuş¸ madde ve menfaat endeksli dünyada “Paran kadar konuş” ifadesi slogan haline gelmiştir.”

Kur'ân'ın en önemli vurgularından biri mü'minlerin kalbleri üzerinde titizlik göstermeleridir. Kur'ân'a göre Allah adı anılınca kalblerin ürpermesi¸ mü'min olmanın gereğidir. Mü'min kalbler¸ ancak Allah'ı anmakla mutmain olurlar. Duyarsız¸ kararmış¸ katı ve hissiz kalblerin mü'minde bulunmaması gerekir. Huzûr-ı ilâhîde mahcup etmeyecek arı duru ve Hakk'a tam teslim olmuş bir kalble Hakk'ın divanına varmak esastır.


Hasta kalblerin acınacak hallerine işaret eden Kur'ân¸ mü'minlerin kalb hastalığına karşı uyanık olmalarını hatırlatır. Amellerin zâhirî şartları yanında kalbî niyet¸ ihlâş teslîmiyet¸ huşû ve hudû gibi bâtınî şartlarına da dikkat çeker. Nazargâh-ı ilâhî olan kalbin uyanık olması istenirken gafletten uzaklaşılması hatırlatılmaktadır.


“Bedevîler iman ettik¸ derler. Sen onlara şöyle de: hayır¸ iman etmediniz. Siz ancak Müslüman olduk¸ İslam dairesine girdik deyin. Çünkü iman henüz kalblerinize girmemiştir.[i] âyeti gereğince Rabbimiz¸ kalbin derinliklerine nüfuz etmiş¸ kalbimizi biçimlendirmiş ve kalbimizi kendine doğru yoğurmuş bir imanı¸ “kabul edilebilir” bir iman olarak görüyor.


Gönülden Gönle Seslenenler


İmanın nüfuz ettiği gönül; sever¸ sezer¸ hisseder¸ için için yanar¸ cevrin ve ayrılığın acısını çeker. Hz. Mevlân⸠ayrılık derdinin iştiyâkını şerh etmek için ayrılıktan parçalanmış sîne ister. Gönül sazını titretenler¸ gönülden gönle seslenenler ve gönülden söylenenler esastır. Kur'ân'la yoğrulan ve gök kubbede hoş bir sadâ bırakan kişiler¸ kalblerinin körelmesi¸ perdelenmesi¸ damgalanması¸ kilitlenmesi ve mühürlenmesinden korkan kişilerdir.[ii] Kalbin yumuşaması¸ katılığının giderilmesi¸  güven ve huzur kazanması da ancak zikirle sağlanabilir.[iii]


Sahih bir imana sahip olan kişinin kalbi¸ selîm[iv] ve münîbdir.[v] Selîm bir kalbe sahip olmanın esasları da şunlardır:


1. Helâl gıda ile beslenmek¸


2. İstiğfâr ve duâyı şiâr edinmek¸


3. Kur'ân okumak ve ahkâmına tâbî olmak¸


4. İbadetleri huşû ile edâ etmek¸


5. Geceleri ihyâ etmek¸ seher vakitlerinde uyanık kalmak¸


5. Zikrullâh ve murâkabe ile meşgûl olmak¸


6. Rasûlullah'a muhabbet duymak ve çokça salavât-ı şerîfe getirmek¸


7. Tefekkür ehli olmak¸


8. Sâlihler ve sâdıklarla beraber olmak


9. Güzel ahlâk sahibi olmak¸


10. Cami ve cemâate müdâvim olmak.


Bu niteliklere sahip mü'min kulun kalbi¸ rûhu Hakîkat Okyanusu'na taşıyan bir ırmaktır¸ ilâhî bilgi ve aşk'ın tahtıdır. Bu aşk da Mevlânâ'nın ifadesiyle¸ ‘bütün hastalıklarımızın hekimidir.' Mârifetullaha onunla erişilebilir. Mânevî gelişmenin yolunu açtığı için¸ Allah onu kendisinin sığdığı yer ola


Gönüllerin Alevli Yanışı


Firkat odu ile yanıp tutuşan¸ Hakk'a âşık olan ve Allah'tan başka hiçbir şeyde karar kılamayan gönüllerin alevli yanışına su bile fayda veremez. Fuzûlî'nin “Su Kaside”sindeki ilk beyit işte böylesi bir harâretin ifadesidir:


Saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlare su


Kim bu denlu tutuşan odlara çâre su.[vi]


Kalbî diriliğe sahip olanlar gönül almasını da bilirler. Bir gönlü yıkmanın¸ Allah'ın evi olan Kâbe'yi yıkmaktan yetmiş kez daha ağır olduğunu idrak ederler. Hulûsi Efendi (k.s.) bir beyitlerinde bu hususu şöyle dile getirir:


Nefsine yan çıkıp da Ka'be'yi yıksan dahi


İncitme gönül yıkma ger uslu ger deli ol[vii]


Mekke¸ Medine ve Kâbe için gönül veren¸ hac ibadetinin ulviyetini dizelerinde canlandıran Yûnuş Kâbe'ye saygıda kusur etmemesi gereken mü'mine Allah'ın haremgâhı olan kalbi de kazanması gerektiğini şu mısraında dile getirmektedir:


Yûnus Emre dir Hoca gerekse var bin hacca


Hepisinden iyice bir gönüle girmekdür.[viii]


Çünkü din¸ özdür ve samimiyettir¸ kuru merasim ve dış şekilden ibaret değildir. Eskilerin “ehl-i rüsûm” tâbir ettikleri şekilci zihniyet¸ marka Müslümanlığı¸ bizle­re gerçek aşkı tattıramaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in ifadesiyle Allah¸ bizlerin suretine değil kalblerinize ve amellerini­ze bakar. Derviş Yûnus da bu gerçeği şu şekilde dile getirir:


Dervişlik olaydı tâc ile hırka¸


Biz dahi alırdık otuza kırka”.


Bir başka şiirinde ise Yûnuş varlık sebebini gönül yapmak olarak görür ve şöyle seslenir:


Ben gelmedim dâvi içün¸


Benim işim sevî içün


Dostun evi gönüllerdir¸


Gönüller yapmaya geldim.[ix]


Ak sakallı bir koca¸


Hiç bilmez mi ki hâl nice¸


Emek vermesin hacca¸


Bir gönül yıkarısa.


Gönül Çalab'un tahtı


Gönüle Çalap bakdı


İki cihan bed-bahtı


Kim gönül yıkarısa[x]


Özetle¸ günümüz insanı karnını doyurdu ama gönlü ve gözü tok olmadı. Zaten sıkıntı veren¸ dünyayı zindana çeviren de “Karnı tok¸ sırtı pek” insanlar değil mi? Ölçüler alt-üst olmuş¸ madde ve menfaat endeksli dünyada “Paran kadar konuş” ifadesi slogan haline gelmiştir. Ama kaybedilen gönül adamı yeniden keşfedilmelidir. Sadece cüzdanların değil vicdanların da devreye girdiği zamanları yaşamak zorundayız. Mevlânâ'nın ifadesi ile söyleyecek olursak “Aynı dili konuşan insanlar değil¸ ancak aynı duyguyu paylaşan insanlar anlaşırlar.”






[i] 49/Hucurât¸ 14



[ii] Bkz. 2/Bakara¸ 7; 45/Câsiye¸ 23; 10/Yûnuş 74; 47/Muhammed¸ 24.



[iii] Bkz. 13/Ra'd¸ 28; 8/Enfâl¸ 2-4; 57/Hadîd¸ 16.



[iv] Bkz. 26/Şuar⸠89; 37/Saffât¸ 84



[v] Bkz. 50/Kâff¸ 33.



[vi] Fuzûlî¸ Fuzûlî Divanı¸ haz. Kenan Akyüz-Süheyl Beken-Sedit Yüksel-Müjgân Cumbur¸ Akçağ Yayınları¸ Ankara 1990¸ 31



[vii] Osman Hulûsi Ateş¸ Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendev Haz. Mehmet Akkuş¸ Alim Yılmaz¸ Ankara 2009¸ s.¸179.



[viii] Yunus Emre¸ Yunus Emre Dîvânı¸ haz. Mustafa Tatçı¸ MEB Yayınları¸ İstanbul 1997¸ II/148.



[ix] Yunus Emre¸ Divan¸ II/245.



[x] Yunus Emre¸ Divan¸ II/386.

Sayfayı Paylaş