CENNETİ YERYÜZÜNDE ARAMAK

Somuncu Baba

Batıda başlayıp dünyanın bilim ve teknoloji ile tanışan her köşesine hızla yayılan bu inanç ve umut süreci¸ aslında dinlerin karşısına geçerek yeni bir din ihdâs etme iddiasına soyunmuştur. Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi¸ ülkemizde de etkileri hissedilen bu anlayış¸ dinî değerleri hafife almış¸ dindarlığı patolojik ve nörotik bir yaşantı olarak algılamaya başlamıştır. Hiç şüphesiz geniş toplum kesimleri bu duruma itibar etmemiş¸ mutluluk kaynağı olarak dînî inancı görmeye devam etmiştir.

Batıda başlayan ve zamanla tüm dünyayı etkileyen sanayileşme devrimi¸ bütün bir insanlığın gözlerini kamaştırmış ve heyecan uyandırmıştır. Dinlerin artık iflâs ettiği¸ insanların mutluluklarını dinde aramalarının anlamsızlaştığı düşünülerek¸ yeni bir mutluluk tezi geliştirilmiştir. Bu teze göre¸ var olan ahlâkî ve dînî değerlerin geçerliliği kalmamış¸ artık insanın kendi mutluluğunu kendisi var edebilecek hale gelmiş olduğuna inanılmıştır.  Tüm bir evrene¸ doğaya istediği gibi hükmedebilen¸ bilim ve teknolojinin yeni buluşları ile gözleri kamaşan insanoğlunu bilim ve teknolojinin de desteği ile tutabilecek olan hiçbir güç kalmadığına kanâat getirilmiştir. O halde dinlerin ölüm sonrasında va'dettikleri her şey ve özellikle cennet yeryüzünde kurulacak ve insan daha yaşarken oraya ulaşabilecektir. Mademki insanlık bu aşamaya gelmiştir¸ öyleyse insanın çevresine istediği gibi hükmedip¸ istediği tahribatı yapmasında hiçbir sakınca kalmamıştır. Çünkü yeni mutluluk tezinin mimarı da¸ muhatabı da insandır. İnanışa göre bu heyecan verici süreç¸ bir gün sorunsuz bir hayat ve sınırsız bir mutlulukla sonuçlanacaktır.


Batıda başlayıp dünyanın bilim ve teknoloji ile tanışan her köşesine hızla yayılan bu inanç ve umut süreci¸ aslında dinlerin karşısına geçerek yeni bir din ihdâs etme iddiasına soyunmuştur. Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi¸ ülkemizde de etkileri hissedilen bu anlayış¸ dinî değerleri hafife almış¸ dindarlığı patolojik ve nörotik bir yaşantı olarak algılamaya başlamıştır. Hiç şüphesiz geniş toplum kesimleri bu duruma itibar etmemiş¸ mutluluk kaynağı olarak dînî inancı görmeye devam etmiştir. Batıda kiliselerin ve din adamlarının geçmişteki olumsuz ve toplumu zorlayan bazı tutum ve davranışları ve daha başka birçok faktör nedeniyle daha çabuk ve kolay kabul gördüğünü düşündüğümüz bu süreç¸ İslâm toplumlarında daha sancılı olmuş¸ sosyopsikolojik çatışmalar daha keskin ayrımlara yol açmıştır. Sonuç ise tüm dünyada tam bir hayal kırıklığı olmuştur. Belki bilimin buluşları ve teknoloji sayesinde günlük hayat daha da kolaylaşmış¸ ama tam mutlu olunacakken¸ yeryüzü cennetine kavuşacakken başka başka sorunlar ortaya çıkıvermiştir. Bir türlü cennette olmak algısı mümkün olamamıştır. Eski değerler¸ artık köhnemiş¸ demode olmuş ve terk edilesi gözükürken¸ yerine geçen değerler insanın uyuyan hırsını¸ tamahını harekete geçirerek iştahını kabartmış¸ insanı¸ sonucu ne olursa olsun daha fazlasına sahip olmaya¸ daha fazla tüketmeye sevk etmiştir. İşte bu yeni anlayışın doğurduğu pek çok hayâtî sorundan söz edilebilir. Örneğin¸ bunlar arasında çevre ile ilişkiler önemli bir yer işgâl etmektedir. Kendini ihtiraslarına adamış insanın¸ çevreye de ancak "sahip olma" güdüsüyle bakacağı aşikârdır. Sahip olma güdüsü¸ insânî¸ dinî ve ahlâkî değerlerde yeri olmayan¸ insanı ve toplumu içten içe çürüterek psikolojik bir ölüme götüren vahşî ve insaf sınırı olmayan bir duygudur. Sadece kendini merkeze alan¸ egoisttik bir ruh hâlinin temel güdüsüdür. İşte bu nedenle¸ insanın yaşadığı hayal kırıklığı ve umut kaybının yanında¸ toplumsal değerler ve çevre de bu süreçte tahrip edilmiş¸ insanların bilim ve teknoloji ile elde ettikleri kazanımlara rağmen¸ hayatın kolaylaşacağı ve daha mutlu¸ daha huzurlu bir hayat beklentileri sonuçsuz kalmıştır. Cennete kavuşma arzusu yine bir başka bahara ertelenmek durumunda kalmıştır.


Özelde kendi insanımıza gelince¸ sözde dünyayı âhiretin tarlası olarak gördüğümüz ifade edilse de¸ bu söylemin içselleştirilmesi gerekmektedir. Mesel⸠"Müslüman zengin olmalı"¸ "En iyi ve rahat bir şekilde yaşamak bizim de hakkımız"¸ "Önce can¸ sonra canan" vb. kapitalist ve konfor sevdâlısı söylemler¸ dünya algımızdaki çelişki ve problemi göstermektedir. İlk söylem dünyayı geçici bir mekân olarak algılamayı ifade ederken¸ ikinci söylemler¸ özü itibarıyla yeryüzünde gerçek mutluluk ve cenneti bekleme fikrine hizmet etmektedir. Müslüman için dünya iyi ve güzel işler yaparak Allah'ın rızasını kazanma yeri olup¸ gerçek ve ebedî mutluluk ancak âhirette olabilir. Öyleyse algılarımızı doğru yönetmeli ve Müslüman kişiliğine uygun bir duruşla yeryüzünde cennet arayışını terk etmeliyiz.

Sayfayı Paylaş