BİR HADİSİN DÜŞÜNDÜRDÜĞÜ ÖZDENETİM

Somuncu Baba

“Dünyevileşme gün geçtikçe artmakta¸ insanlar zevk peşinde koşmaya başlamakta ve sadece tatmin arayışına girmektedir. Dünyevileşen günümüz insanı¸ nefsini tatmin için her türlü yola başvurmaktadır.”

Tirmizî'nin rivâyet etmiş olduğu bir hadis-i şerifte Sevgili Peygamberimiz¸ “En büyük mahkemede hesâba çekilmeden önce nefsinizi hesâba çekiniz.” buyurmaktadır.


Bu hadîs-i şerîfte Efendimiz (s.a.v.)¸ en büyük mahkemede hesaba çekilmeden önce daha dünyadayken nefsi sık sık sorgulamayı akıllılık ve mü'minlik emâresi olarak zikretmiştir. Hazret-i Ömer Efendimiz de Allah Rasûlü'nden işittiği bu hakîkati farklı bir üslupla seslendirerek şöyle buyurmuştur: “Âhirette hesâba çekilmeden evvel kendinizi hesâba çekin. Âhirette amelleriniz tartılmadan önce onları burada kendiniz tartın. En büyük arz ve mahkeme için şimdiden gerekli hazırlıklarınızı yapın. Bilin ki¸ o gün huzûra alındığınızda¸ size ait hiçbir şey gizli kalmayacak ve bütün sırlarınız bir bir sayılıp dökülecektir.”


Özellikle son yıllarda pozitivist anlayış¸ insanı inançlardan ve âhiret bilincinden uzaklaştırmıştır. Günümüzde birçok değer yargısı değişmiş ve ahlâkî bir erozyon hızla devam etmektedir. Dünyevileşen insanın elinden tutulup Rabbiyle buluşturulması ve tekrar ona âhiret bilincinin verilmesi gerekmektedir. Her türlü kötülüğün temelinde inançsızlık vardır. Özellikle âhiret bilincinden uzaklaşan insanlar daha kolay kötülük yapabilmekte ve günah işlemektedirler.


Dünyevîleşme ile İmtihanımız


Dünyevileşme gün geçtikçe artmakta¸ insanlar zevk peşinde koşmaya başlamakta ve sadece tatmin arayışına girmektedir. Dünyevileşen günümüz insanı¸ nefsini tatmin için her türlü yola başvurmaktadır. Zevk ve sefa¸ insanımızı hızla tembelliğe¸ atalete¸ köşe dönmeciliğe itmektedir. Zevk kültürü¸ insanlar arası ilişkileri bir mücadele zemininde ele almaktadır.


Günümüz inanan insanları da öyle bir hale gelmişiz ki¸ önceliklerimiz tamâmen değişmiştir. İnsanın dünya ve ukbâ hayatı adına birinci sırada yer vermesi gerekli olan şeyler¸ maalesef olması gereken konumda değildir. Her nedense günümüz insanları¸ en çok düşünmeleri gerekli olan şeyleri en az düşünür hale gelmişler. En önemli ve hiç unutulmaması gereken şeyleri de en son sıraya koymaktadırlar. Mesel⸠insanın hiç unutmaması gereken şeyler;


– Allah'ın varlığı¸ birliği¸ büyüklüğü ve O'nun rızası¸


  – Dünya hayatının geçici olduğu ve bir gün gelip her canlı gibi ölümü tadacağı olması gerekirken bizler¸ bu hususları hiç hatırımıza getirmiyoruz. Bu dünyada ebedî olarak yaşayacakmışız gibi hareket ediyoruz.


Kendimizi öz eleştiriye tabi tutup incelediğimizde¸ günümüz insanlarında hâkim olan birtakım özellikler olduğunu görmekteyiz. Bu özellikleri şöyle sıralayabiliriz:


İman zaafiyeti:Asrımız insanlarda büyük bir iman zaafiyeti mevcuttur. Günümüz insanının imanı¸ taklîdî imandan öteye geçmemektedir. Yani imanları¸ bir bilgi ve bilinç üzerine değil de sadece anadan babadan duyduklarına göredir. İşte sağlam bilgiye bağlı olmayan iman da elbette zayıf olmaktadır. O halde imanın doğru bilgiyle¸ iman-ı hakîkîye dönüştürülmesi gerekmektedir. Çünkü zayıf iman¸ insanı sâlih amellere yönlendirememektedir. Şunu iyi bilmeliyiz ki¸ ancak sağlam iman ve sâlih amel¸ insanı kurtuluşa götürür.


Allah ve Rasûlü'ne bağlılık ve güvenin az olması: İman ve inanç zayıflığı¸ Allah ve Rasûlü'ne güven ve bağlılığın azalmasına ve yok olmasına sebep olmaktadır. Allah ve Rasûlü'ne güven ve bağlılığın olmaması¸ insanı asrımızda başta stres ve depresyon olmak üzere çeşitli psikolojik rahatsızlara itmektedir. Allah ve Rasûlü'ne güven ve bağlılığı kuvvetli olan mü'min kesinlikle stres ve depresyon vb. sıkıntılara düşmez.


Yapılan işlerde birinci amaç ve gayenin madde ve menfaat¸ çıkar olması: Bugün insanlar yaptıkları işlerde¸ dâimâ madde ve menfaati esas almakta ve ona göre hareket etmektedir. Hâlbuki söylenen sözlerde¸ yapılan işlerde¸ hatta atılan her adımda temel ve ana gaye Allah rızası olmalıdır. Allah rızası gözetilmeden yapılan amellerden bir sevap alınması mümkün değildir. Çünkü Allahu Teâl⸠ancak ihlâs ve samimiyetle yapılan amelleri kabul eder. 


Dünyevileşme¸ âhireti unutmak: Günümüz insanları¸ hırsla dünyaya yönelmekte¸ sürekli dünya malı ve serveti peşinde koşmaktadır. Bugün insanların geçimden başka bir endişeleri yok gibidir. Sekülerizm/dünyevîleşme¸ asrımız insanının en önemli hastalıklarından biri haline gelmiştir. Özellikle son birkaç asırdır pozitivist anlayış¸ insanı inançlardan ve âhiret bilincinden uzaklaştırmıştır. Günümüzde birçok değer yargısı değişmiş ve ahlâkî bir erozyon hızla devam etmektedir. Dünyevîleşen insanın elinden tutulup Rabbiyle buluşturulması ve tekrar ona âhiret bilincinin verilmesi gerekmektedir. Her türlü kötülüğün temelinde inançsızlık vardır. Özellikle âhirette hesâba çekilme bilincinden uzaklaşan insanlar¸ daha kolay kötülük yapabilmekte ve günah işlemektedirler.


Günümüz İnsanının Halleri


Kanaatsizlik: Günümüz insanında¸ aza kanaat etmek ve haline şükretmek diye bir özellik kalmamıştır. Dâimâ gözler kendinden yukarıda olana bakmakta¸ aşağıda olanlara hiç bakmamakta; insanlar¸ hırsla dünya malı ve mülkü toplamak ve çoğaltmak peşindedirler. Günümüz insanında dünya sevgisi¸ gün geçtikçe artmakta¸ bu sevgi¸ onun zevk peşinde koşmasına ve sadece tatmin arayışına girmesine sebep olmaktadır. Hatta nefsini tatmin için her türlü yola başvurmaktadır. Zevk ve sefa düşkünlüğü toplum sağlığını tehdit eder bir boyuta ulaşmıştır. Zevk kültürü¸ insanlar arası ilişkileri bir mücâdele zemininde ele almaktadır. Bugünün gençliğine baktığımızda çoğunluk itibariyle aşırı bir hırs ve büyük bir tutku içerisinde dünyaya yöneldiklerini görmekteyiz. Özellikle bazı zengin aile çocukları satanizm ve ateizm gibi sapık yollarla tatmin arayışına girmektedirler. Bazı fakir aile çocuklarının ise¸ misyonerlerin ve illegal örgütlerinin ağına düştüklerini görmekteyiz. Bugünün genç nesillerinde ideal yoktur. Çünkü popüler kültür¸ gençlerin idealsiz yetişmelerine sebep olabilmektedir.


İsraf: Günümüz insanının hayatında israf hâkimdir¸ bundan dolayı Allah'ın vermiş olduğu nimetleri ölçülü kullanmayı bilmemektedir. İsraf¸ günümüzde yaygın bir hale gelmiş olan mânevî bir hastalıktır. Hâlbuki Kur'an ahlâkının yaşandığı bir toplumda israf olmaz¸ israfa kaçan tüketim de olmaz. Yardımlaşma¸ dayanışma ve adalet sâyesinde insanların ekonomik güç seviyesi yükselir. Zengin bir toplum oluşur. Kur'an ahlâkının yaşandığı¸ zenginlik ve refahı ile tarihe geçen “Asr-ı Saadet” dönemi bu gerçeğin en açık delillerindendir. 


Bencillik: İnsanlarda yaygın olan bir başka mânevî hastalık da bencilliktir. Zira günümüzde insanlar¸ sadece kendilerini düşünür hale gelmişlerdir. Çevrelerindeki insanların durumları onları hiç ilgilendirmemektedir. Hâlbuki Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)¸ “Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi din kardeşi için de sevip arzu etmedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz.” (Buhârî¸ Îmân¸ 7) buyurmaktadır.


İnsanî ilişkilerin tamamen maddeye¸ menfaat ve çıkara göre düzenlenmesi: Asrımızda insan ilişkilerinde pragmatist ve materyalist bir anlayış yaygındır. İlişkiler tamamen menfaat ve çıkara göre düzenlenmekte¸ menfaat ve çıkarın bittiği yerde ilişkiler kesilmektedir. Bugünün insanları öyle bir hale gelmiştir ki¸ tanımadığınız bir insana selâm verseniz¸ o kişi¸ “Acaba bu insanın benden bir beklentisi¸ bir çıkarı mı var?” diye düşünmektedir. Hâlbuki İslâm'ın getirmiş olduğu prensip ise “Allah için sevmek¸ Allah için buğzetmek”tir.


Sevgi¸ saygı ve hoşgörü azlığı: İnsanlarda sevgi¸ saygı ve hoşgörü kalmamıştır. İnsanlar birbirlerine tahammül edemez hâle gelmiştir; bu sebepten dolayı toplumda şiddet ve terör olayları gittikçe artmaktadır. Sevgisizlik ve saygısızlık¸ toplumda insanlar arası yardımlaşma ve dayanışmanın yok olmasına sebep olmaktadır. Sevgi¸ saygı ve hoşgörüden yoksun bir toplum ise patlamaya hazır bir bomba haline gelmektedir.


Çalışmadan emek sarf etmeden kolay yoldan köşe dönme planları: İnsanlar¸ çalışmadan¸ emek sarf etmeden¸ helâl-haram demeden kolay yoldan köşe dönme planları kurmaktadır. İnsanlar¸ hakkına razı olmamakta haksızlık¸ yolsuzluk¸ kapkaççılık ve hırsızlık gün geçtikçe hızlı bir şekilde artmaktadır. Hâlbuki âhiret bilinci kuvvetli olan insanlar¸ dâimâ muhâsebe şuuruyla dopdolu hayatlarını yaşamaya çalışırlar.


Olduğu gibi görünmemek¸ riyâ/gösteriş düşkünlüğü: İnsanlar olduğu gibi görünmemekte¸ hal ve hareketlerine riyâ/gösteriş hâkim olmaktadır. Amellerinde ihlâs ve samimiyet yoktur. Gösteriş için bin bir çeşit yapmacık hareket¸ tavır ve davranış içine girmektedirler. Toplumsal ilişkilerde maalesef¸ samimiyet yerine ikiyüzlülük ve gösteriş hâkimdir.


Dinî konulara yeteri kadar önem vermemek¸ bilgisizlik/cehâlet: Günümüz insanları¸ dinî konulara yeteri kadar önem vermemektedirler. Bütün gayretler¸ dünya ve dünya ile ilgili hususlara yöneliktir. Bazı kesimlerce¸ din¸ insanları uyuşturan atâlete sevk eden bir afyon olarak değerlendirilmekte¸ insanların geri kalmalarının yegâne sebebi olarak düşünülmektedir. Dine ve dinî konulara teveccüh olmayınca insanlarda din ve dinî konular hakkında büyük bir cehâlet/bilgisizlik mevcuttur. Bu sebepten insanlar arasında hurâfe ve bâtıl inançlar alabildiğine yayılmaktadır.


İnsanlık Buhran İçinde


Görüldüğü gibi asrımızdaki insanlarda hâkim olan bu özellikler¸ bizlere âdetâ câhiliye devrini hatırlatmaktadır. Zira günümüzde olduğu gibi Câhiliye devrinde de insan hak ve hürriyetleri ayaklar altına alınmaktaydı¸ hak değil zorbalık hâkimdi. Çünkü kim güçlü ise haklı olan ve insanlar üzerinde egemenlik sağlayan oydu.


Netice itibariyle şunları söylemek gerekir; insanlık ilâhî ışıktan uzaklaştıkça yine eski câhiliye devri örf ve âdetlerine tekrar dönülmeye başlanmıştır. Çağımızda ilim ve teknik ilerlemesine rağmen¸ insanlığın vardığı ahlâkî durum pek iç açıcı değildir. İnsanlık yine câhiliye döneminde olduğu gibi sıkıntı¸ stres ve buhran içindedir. Yine hakkın¸ kuvvetlinin elinde olduğu; zulüm¸ haksızlık¸ hırsızlık ve yolsuzluğun alabildiğine yayıldığı bir çağda yaşıyoruz. İnsanların unvanına¸ parasına ve gücüne göre değer verildiği¸ insan haklarının çiğnendiği günümüzde¸ insanlık bir arayış içindedir. İnsanlık içine düştüğü bu buhrandan kurtulmak için bir kurtarıcıya ihtiyaç duymaktadır. İnsanların vardığı bu kötü sonuç bu ihtiyacı pek açık ve net olarak ortaya koymaktadır.İnsanlar gerçek kurtuluşa erişmeyi istiyorsa o zaman örneğini ve rehberini iyi tayin ve tespit etmeli¸ ona göre hayatına yön vermelidir.


İşte insanlığın kurtuluşuna vesîle olacak ilkeler¸ Allah Rasûlü ve sahâbe-i kirâmın hayatında bulunmaktadır. O halde örneğimiz ve rehberimiz Allah Rasûlü ve sahâbe-i kirâm olmalıdır.


Allah bizleri¸ Asr-ı Saâdet'i iyi öğrenip o Yüce Peygamber (s.a.v.)'in izinde O'na doğru gidenlerden eylesin. Âmîn.

Sayfayı Paylaş