TASAVVUFTA RENKLERİN DİLİ

Somuncu Baba

Tasavvufta renkler genelde birtakım hâlleri¸ makamları ve seyr ü sülûk esnâsındaki merhaleleri simgelemektedir. Hangi rengin hangi anlama geldiği sûfîden sûfîye¸ tarîkattan tarîkata değişiklik gösterebilmektedir.

Kur’ân-ı Kerîm’de sık sık tekrarlanan; “Biz âyetlerimizi ufuklarda ve kendi nefislerinde insanlara göstereceğiz.”[i] “Gece ve gündüz¸ güneş ve ay O’nun âyetlerindendir.”[ii] gibi ilâhî buyruklar bağlamında sûfîler¸ yaşadığımız zâhirî âlemin sonsuz çeşitliğiyle Hakk’ın birliğine işaret eden birer âyetler dizgesi olduğunu¸ eşyaya ilâhî ve hakîkî birlik gözüyle bakılması gerektiğini dile getirmektedirler. Âleme bu şekilde tevhîd nazarıyla bakan sûfî¸ âlemdeki âyetleri ilâhî sıfatların tecellîleri olarak görür. Hakîkate ulaşma çabası güden sûfîler kendi nefisleri ile dış âlem arasında bağlantı kurarlar¸ kendi iç dünyalarındaki hakîkatleri dış âlemden seçtikleri sembollerle ifade ederler. Sembolik ifadeler bazen sözlü¸ bazen yazılı¸ bazen ritüel boyutta harf¸ sayı ve farklı figürlerle temsil edilirler. Sembolik ve alegorik işaretler tekke mimarisinde¸ dervişlerin giyim kuşamlarında¸ âyîn-i şerîflerde¸ tasavvuf musikîsinde ve hat sanatında bâriz bir şekilde gözükmektedir.[iii]

Renklerin Kişilik Üzerine Etkileri

İnsanın kendini¸ eşyayı ve nesneleri tanımlamak ve belirgin hâle getirmek için kullandığı unsurlardan biri de renk sembolizmidir. Zira bir nesneyi veya en geniş anlamda¸ bir fikri diğerinden ayırt etmek için kullanılan en kolay yol renktir. Zamanla renklerin sadece zâhirî bir tanımlamayla sınırlı olmadığı¸ insanların iç dünyası ve psikolojileriyle de yakinen ilişkili olduğu anlaşılmıştır. Günümüzde psikoloji ve modern bilim¸ renklerin¸ insanların ruh halleri ve kişilikleri üzerinde bazı etkilerinin olduğu iddiasındadır. Ayrıca renkler¸ insanların tedâvilerinde ve mânen rahatlamalarında da kullanılan bir araçtır.[iv] Yirminci asrın ilk yarılarından itibaren artık “color science/renk bilimi” denilen bir bilim dalı bile ortaya çıkmıştır. Modern dünyada hızla yayılan pozitif düşünce merkezleri¸ psikolojik ve ruhsal tedâvi merkezleri¸ psikolojik ve ruhsal tedâvi tekniklerinde renklerin insanlar üzerindeki etkilerini de kullanmaktadır. Renklerle kişilik ve karakter analizleri yapılmakta¸ her kişiye özgü bir rengin olduğu belirtilmektedir. Hatta renk tercihlerimiz bile tesâdüfler üzerine değil¸ kişiliğimiz ve bundan doğan ihtiyaçlar üzerine yapılmaktadır. Buna göre¸ kırmızı sevgi¸ irâde ve atak kişilik; turuncu¸ duygusallık¸ yapıcı ve neşeci arayış; sarı¸ entelektüel güç¸ yöneticilik¸ hırs; yeşil ise denge¸ huzur¸ güven ve istikrar gibi anlamlara gelmektedir.[v]

Kur’an’da Renkler

Kur’ân-ı Kerîm renk kelimesinin karşılığı olarak “Sıbğa” kavramını kullanmaktadır. “Allah’ın boyası! O’nun boyasından daha güzel boyası olan kim?”[vi] âyet-i kerîmesi ile hakîkî renk vericinin yalnızca Allah olduğu ifade edilmektedir. “Sıbğatullah” kavramı; din¸ akıl¸ iman¸ İslâm ve fıtrat rengini ve insan yaratılışına hâkim olduğu özelliği; ezelde insanın ruhuna konan inanç¸ fıtrat ve tevhîdi ifade etmektedir.[vii] Dolayısıyla biz rengi Allah’tan alırız. Yunus Emre bu durumu;

Yanmışam aşkuna tâ kül olunca

Boyandum rengüne¸ solmazam ayruk.[viii]

diyerek dile getirmektedir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî de “O benden nerededir ki¸ can ile aynı renge bulanmıştır?”[ix] demektedir.[x] Kesret âleminin renk tonlarına dikkat çeken âyet-i kerîmelerden birkaçını şu şekilde sıralayabiliriz:

“Görmedin mi Allah gökten su indirdi. Onunla renkleri çeşit çeşit meyveler çıkardık. Dağlardan (geçen) beyaz¸ kırmızı¸ değişik renklerde ve simsiyah yollar (yaptık). İnsanlardan¸ hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle çeşitli renkte olanlar var. Kulları içinden ancak âlimler¸ Allah’tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah¸ daima üstündür¸ çok bağışlayandır.”[xi]

“Görmedin mi¸ Allah gökten bir su indirdi¸ onu yerdeki kaynaklara ulaştırdı¸ sonra onunla renklerde ekinler yetiştiriyor. Sonra onlar kurur da sapsarı olduklarını görürsün. Sonra da onu kuru bir kırıntı yapar. Şüphesiz bunlarda akıl sahipleri için bir öğüt vardır.”[xii]

“Bu defa ‘Bizim için Rabbine dua et¸ bize onun rengini açıklasın.’ dediler. ‘O diyorsun ki¸ ‘Sarı renkli¸ parlak tüylü¸ bakanların içini açan bir inektir.’ dedi.”[xiii]

“Yeryüzünde sizin için rengârenk yarattıklarında da öğüt alan bir toplum için gerçek bir ibret vardır.”[xiv]

“Sonra meyvelerin her birinden ye¸ Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir¸ diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki¸ onda insanlar için şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır.”[xv]

Mutasavvıfların Tecrübelerini Aktarırken Renk Sembolizmini Kullanmaları

Tasavvufta renkler genelde birtakım hâlleri¸ makamları ve seyr ü sülûk esnâsındaki merhaleleri simgelemektedir. Hangi rengin hangi anlama geldiği sûfîden sûfîye¸ tarîkattan tarîkata değişiklik gösterebilmektedir.[xvi] Meselâ Hâtemu’l-Asamm (ö.237/851)¸ ölümün türlerini renklerle ifade etmiştir. Şöyle ki: “Bizim bu tasavvuf mezhebimize giren¸ ölümün şu dört nevini kendine mal etsin. Beyaz ölüm¸ bu açlıktır; kara ölüm¸ bu halkın ezâ ve cefâsına tahammüldür; kızıl ölüm¸ bu hevâ ve hevese karşı koyarken her nevi şâibeden uzak hâlis ameldir; yeşil ölüm¸ bu yama üzerine yama atılmış hırka giymektir.”[xvii]

Atvâr-ı seb’a usulünü esas alan tarîkatlarda renk sembolizminin baskın olduğu görülmektedir. Nefsânî tarîkatlarda nefsin yedi mertebesinin ayrı ayrı birer zikri¸ hâli ve nuru vardır. Buna göre nefs-i emmârenin mavi¸ nefs-i levvâmenin sarı¸ nefs-i mülhimenin kırmızı¸ nefs-i mutmainnenin beyaz¸ nefs-i râziyyenin yeşil¸ nefs-i marziyyenin sıyah nuru vardır. Nefs-i kâmiledeki nur ise renksizdir.[xviii]

Nakşibendîlere göre ise zikirle meşgul olan sâlikin kalbinde sırasıyla sarı¸ kırmızı¸ beyaz¸ siyah ve yeşil renkte nurlar zuhûr etmektedir.[xix]

Seyr ü sülûk eğitiminde mücâhede safhalarını bir bütün olarak mârifet bağlamında ele alan Necmeddîn-i Kübr⸠gerçekleşen keşf hallerini renk boyutunda dile getirmekte ve tasavvufî hâller elde edilirken algılanan renkli ışıklar üzerinde durmaktadır.[xx] Bunun örneği Fevâtihu’l-Cemâl isimli eseridir. Necmeddîn-i Kübrâ bu eserinde tasavvufî hayata intisâb ettikten sonraki zamanlarda tecrübe ettiği renkli gaybî hâdiselerden¸ karşılaştığı zorluklardan ve tattığı zevklerden sıklıkla bahsetmektedir. Eserinde bu hususları belli başlıklar altında tasnif etmektedir. Seyr ü sülûk sürecinde insanın önündeki üç perdeden bahseden Necmeddîn-i Kübr⸠vücut¸ nefis ve şeytan isimli bu üç perdeden kurtulurken yaşananları renk sembolizmine başvurarak anlatmaktadır.[xxi] VIII/XIV. yüzyıl Kübrevî şeyhlerinden Simnânî yedi latîfeye karşılık gelen yedi renkten bahsetmektedir. Letâifu’l-kalıbiyyenin rengi karanlık ve koyu¸ latîfetü’n-nefsiyyenin mavi¸ latîfetü’l-kalbiyyenin kırmızı¸ latîfetü’s-sırrıyyenin beyaz¸ latîfetü’r-rûhiyyenin sarı¸ latîfetü’l-hafiyyenin nûrânî siyah ve nihâyet latîfetü’l-Hakkıyye’nin ise yeşil veya renksizdir.

Reklerin Dili

Sûfîlerin renk analizine bakacak olursak mesel⸠Necmeddîn-i Kübrâ’ya göre beyaz¸ İslâm¸ iman ve tevhîdi sembolize etmektedir. O¸ insan vücudunun ilk anda zifiri karanlık olduğunu¸ daha sonra kırmızılaştığını ve ıslâh edildiğinde de saflaşıp beyaz hale geldiğini ileri sürmektedir. Beyaz genelde saflığı¸ temizliği çağrıştırmakta ve huzurlu bir ruh halini göstermektedir. Bundan dolayı beyaz nefs-i mutmainnenin rengidir.[xxii] Nakşibendiyye’de ise sır latîfesinin rengi beyazdır.[xxiii] Şeyh Gâlib’e göre ise beyaz¸ Allah’ın yaratma irâdesinin sembolüdür.[xxiv] İsmail Hakkı Bursevî’ye göre ise beyaz renk cemâl sıfatının rengidir ve bunda gündüze işaret vardır.

Siyah renge gelince Necmeddîn-i Kübrâ siyahı; küfür¸ şirk ve şüphenin ifadesi olarak görmektedir. Yine ona göre¸ koyu ve karanlık ortam türâbî hazzın bekâsının¸ bedenlerin kuvvetinin ve nefs-i hayvânînin duhûlünün delîlidir. Bu arada tasavvufta siyahın¸ biri maddî siyah¸ diğeri belirsizlik anlamındaki siyah olmak üzere iki anlamının olduğunu ve Necmeddîn-i Kübrâ’nın siyahın ilk anlamını kastettiğini belirtmek gerekir. İkinci anlamıyla siyah¸ esas itibariyle bir renk değil¸ bütün renklerin kaynağıdır.[xxv] Siyahtaki bu belirsizlikten dolayı¸ Hakk’ın nurunun renksiz ve keyfiyetsiz olduğu da söylenir.[xxvi] Bu gerçekten hareketle İsmail Hakkı Bursevî¸ siyah rengi Celâl sıfatının rengi olarak değerlendirmektedir.[xxvii]

Yeşil rengin kullanımı eski zamanlardan beri çok yaygındır. O¸ gönlü ve gözü dinlendiren bir renktir. Günümüz psikolojisinde yeşil¸ denge¸ huzur¸ güven ve istikrârı temsil etmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de de bu renk bolluk ve bereket anlamında ve cennet tasvirlerinde kullanılmaktadır. İstihâre yaparken beyaz ve yeşil görmek¸ hayra; siyah ve kırmızı görmek de şerre yorulur. Hızır’ın kelime mânâsının yeşil olduğunu ve dünya siyâsetinde yeşilin İslâm’ın rengi kabul edildiğini biliyoruz.[xxviii] İsmail Hakkı Bursevî’ye göre yeşil¸ kemâl rengidir. Bu nedenle Hz. Peygamber (s.a.v.) yeşil cübbe giyerlerdi. Şeyh Üftâde’ye göre yeşil¸ seyitlerin libâsı olduğundan edeben terk olunup yalnızca taçta bulunması tercih olunmuştur. Bundan dolayı¸ Celvetiyye Tarîkatı’nda hâlen¸ yeşil taç ile teberrük ederler. Tahkîk ehli¸ bazen yeşil hırka da giyerler. Hicâb ehlinin yeşil yünden hırka giymeleri¸ onları taklit etmek içindir. Yoksa hallerinin gereği¸ önce siyah¸ sonra beyaz¸ sonra yeşil giymektir.[xxix] Yeşil¸ Necmeddîn-i Kübrâ’nın renk sembolizmindeki en mühim renktir. Çünkü o¸ vücûdun karanlık kuyusundan çıkışı ve kurtuluşu sembolize etmektedir. Bitkinin yeşil oluşu¸ onun canlılığını gösterdiği gibi¸ yeşil renk de kalp hayatını¸ yani kalbin canlı ve çalışır olduğunu simgelemektedir. Şeyhe göre¸ yeşil sonuncu renktir. Bu renkten şimşek çakması gibi parıltılar ve aydınlıklar doğar. Yeşillik saf da olabilir¸ bulanık da. Saf oluşu¸ Hakk’ın nurunun galibiyetinden¸ bulanık oluşu ise vücut ve varlık karanlıklarının hâkimiyetinden meydana gelir. Nakşibendiyye tarîkatında Seyr ü sülûk kalp latîfesiyle başlamakta ve ahfa ile sona ermektedir. İşte bu son latîfenin nuru yeşildir.[xxx]

Necmeddîn-i Kübrâ’ya göre mavi renk¸ nefsin kuvvet ve safâsına delâlet etmektedir. Zira nefs zuhûr ettiği zaman rengi mavidir. Mavi¸ nefsânî tarîkatlarda nefs-i emmâreyi simgelemektedir.[xxxi]

Sarı renge gelince bu renk¸ tasavvufî hâlin zaafına¸ sûret ve bastın varlığına işarettir. Nasıl ki bir bitkinin sararması¸ onun bazı arızalardan dolayı za’fiyete uğradığını gösteriyorsa¸ sarı renk de seyyarın gidişâtındaki zaafı ve zayıflığı simgeler. Halvetiyye’de nefs-i levvâmenin rengi¸ Nakşibendiyye’de ise kalbin nûru sarıdır.[xxxii] Necmeddîn-i Kübrâ altın renginin¸ halâsın ve ihlâs makâmının; gümüş renginin ise sıdk ve istikâmetin delîli olduğunu söylemektedir.[xxxiii]

Tasavvufî hâlin şiddet ve kuvvetine yönelik delil ise kırmızı renktir. Diğer yandan saf ateş rengi olan kırmızı¸ himmet işaretidir.[xxxiv] Kırmızının nefs-i mülhimeyi¸ rûhu¸ vuslatı¸ yani Allah’a kavuşmayı ve varlık âlemini simgelediği de söylenmektedir.[xxxv] Mevlevîlikte şeyhin postu kızıl renkte olur. Güneş batarken kızıl renge büründüğü ve Hz. Mevlânâ da güneşin gurup ettiği sıralarda Hakk’a vasıl olduğu için bu renk “vuslat rengi” olarak benimsenmiştir.[xxxvi] Rûzbihân-ı Baklî¸ Hakk’ın güzelliğini kırmızı gül renginde gördüğünü; Allah’ın cemâlini ve celâlini çeşitli sûretlerde temâşâ ettiğini söyler.[xxxvii]


[i] 41/Fussilet¸ 53.

[ii] 41/Fussilet¸ 37.

[iii] Uluda𸠓Kâdiriyye Tarîkatında Sembolik Ögeler”¸ Keşkül¸ Sayı: 18¸ 2011 Bahar¸ s. 75.

[iv] Yıldırım¸ “Renk Simgeciliği ve Şeyh Galib’in Üç Rengi”¸ Milli Folklor¸ c. 18¸ S. 72¸ s. 130.

[v] Gökbulut¸ Necmeddîn-i Kübr⸠s. 269.

[vi] 2/Bakara¸ 168.

[vii] Şahinler¸ Siyah ve Yeşil¸ s. 13-15.

[viii] Tatçı¸ Yunus Emre Divanı¸ s. 150.

[ix] Mevlân⸠Divân-ı Kebîr-Seçmeler¸ c. I¸ s. 79.

[x] Gökbulut¸ Necmeddîn-i Kübr⸠s. 270.

[xi] 35/Fâtır¸ 27-28.

[xii]39/Zümer¸ 21.

[xiii] 2/Bakara¸ 69.

[xiv] 16/Nahl¸ 13.

[xv] 16/Nahl¸ 69.

[xvi] Gökbulut¸ Necmeddîn-i Kübr⸠s. 271.

[xvii] El-Kuşeyrî¸ er-Risâle¸ s. 393.

[xviii] Muslu¸ Mustafa Kemâleddîn Bekrî¸ s. 154-175.

[xix] Türer¸ “Letâif-i Hamse”¸ DİA¸ XXVII¸ Ankara 2003¸ s. 143.

[xx] Corbin¸ İslam Felsefesi Tarihi¸ c. II¸ s. 87.

[xxi] Gökbulut¸ Necmeddîn-i Kübr⸠s. 262-263¸ 272.

[xxii] Muslu¸ Mustafa Kemâleddîn Bekrî¸ s. 166.

[xxiii] Türer¸ “Letâif-i Hamse”¸ DİA¸ c. XXVII¸ s. 143.

[xxiv] Yıldırım¸ “Renk Simgeciliği ve Şeyh Galib’in Üç Rengi”¸ Milli Folklor¸ c. 18¸ S. 72¸ s. 140.

[xxv] Şahinler¸ Siyah ve Yeşil¸ s. 13-19-27.

[xxvi] Gökbulut¸ Necmeddîn-i Kübr⸠s. 273.

[xxvii] Döner¸ Tasavvuf Kültüründe Hz. Peygamber Tasavvuru¸ s. 131.

[xxviii] Şahinler¸ Siyah ve Yeşil¸ s. 69-102.

[xxix] Döner¸ Tasavvuf Kültüründe Hz. Peygamber Tasavvuru¸ s. 131.

[xxx] Türer¸ “Letâif-i Hamse”¸ DİA¸ c. XXVII¸ s. 143.

[xxxi] Muslu¸ Mustafa Kemâleddîn Bekrî¸ s. 155.

[xxxii] Muslu¸ Mustafa Kemâleddîn Bekrî¸ s. 160.

[xxxiii] Gökbulut¸ Necmeddîn-i Kübr⸠s. 274-275.

[xxxiv] Gökbulut¸ Necmeddîn-i Kübr⸠s. 273.

[xxxv] Muslu¸ Mustafa Kemâleddîn Bekrî¸ s. 161.

[xxxvi] Top¸ Mevlevî Usûl ve Âdâbı¸ s. 97.

[xxxvii] Gökbulut¸ Necmeddîn-i Kübr⸠s. 270-271.

Sayfayı Paylaş