KENDİ HAYATINI YAŞAYAMAMAK

Somuncu Baba

“Ey iman edenler!
Allah'tan korkun
ve herkeş yarına
ne hazırladığına
baksın. Allah'tan
sakının¸
çünkü Allah¸
yaptıklarınızdan
haberdardır.”

Allah'ın insanı yeryüzüne gönderiş amacı bellidir; ibadetleri yerine getirip erdemli bir hayat sürerek imanla öte tarafa göçmesi. Bunu başarmanın sırrı ise kulun kendisiyle meşgul olmasıdır. Bir mü'min ne kadar kendi günahlarına odaklanır¸ hatalarını düzeltmeye gayret eder ve ibadet dünyasını yoğunlaştırmaya çabalarsa¸ kulluğu o kadar güzel olur. Ancak kişi kendisini bırakır da bakışlarını dışarıdakilere yöneltirse¸ her iki dünyasını da ziyana uğratır. Çünkü yaratılış amacından uzaklaşır. Oysa Rabbimiz şöyle buyurmuştu: “Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkeş yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan sakının¸ çünkü Allah¸ yaptıklarınızdan haberdardır.”[1]


Haset Ateşinin Yakıtları


Başkalarının kusurlarıyla uğraşan insanlarda pek çok hastalık vardır: İlk olarak¸ müthiş bir haset içindedirler. Diğerlerinin iyi şeyler yapmalarından¸ yüksek konumlara gelmelerinden rahatsız olurlar. Etraflarında kim varsa tökezlemesini¸ yapıp ettiklerini ellerine yüzlerine bulaştırmasını beklerler. Biri bir yanlış içine düştüğü zaman bundan büyük bir keyif alırlar. Başarılı olanlar pek çok iyi işler yapmış olsalar da¸ bir yanlışlarını veya sürçmelerini gördüklerinde hemen buna yapışırlar ve hatayı büyütür de büyütürler. Öyle olsun isterler ki¸ o bir kusurları nedeniyle bütün iyilikleri unutulsun da insanlar gözünde değersiz konuma düşsünler. Gözleri hep etraflarındaki başarılardadır. Birinin basamak çıkmasından veya yaptığı iyi bir iş nedeniyle takdir görmesinden rahatsız olurlar. İnsanların sıkıntıları onların mutluluk kaynağı olur¸ bundan haz alırlar. İçlerindeki haset ateşine sürekli yakıt taşırlar. Hatta çevrelerindekilerin sıkıntıları onların ateşlerini alevlendiren odundur.  Oysa Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştu: Kardeşinin uğradığı felâketi sevinçle karşılama! Allah rahmetiyle onu felâketten kurtarır da seni derde uğratır.”[2]


Takdire Razı Olmazlar


Bu insanların ikinci büyük hastalığı Rabbin kendilerine takdir ettiğine râzı olmamalarıdır. İsyankâr bir ruh hali içindedirler. Nefisleri için hayırlı olanın sahip oldukları olduğunu düşünmek istemezler. Ellerindekini hep başkalarıyla kıyaslarlar. Bu da gönüllerinde doymak bilmez bir açlık oluşturur. İnsanın durumunu her açıdan düzeltmek için çabalaması kadar doğru ve güzel bir şey olamaz¸ ancak bu insanların durumu bunu aşan bir haldir. Her açıdan açtırlar; doysalar da açtırlar. Azmış iştihâları nedeniyle haram-helâl noktasında son derece zayıftırlar. Kendi lehlerine olduğu sürece mubah-yasak demeden her imkânı değerlendirmeye gayret ederler. Bunu yaptıktan sonra da utanmadan Allah'ın huzuruna durup günahlarının affını dilerler. Elbette namazlarını kılmaları gerekmektedir¸ lakin ortadaki yaman çelişki çok acıklıdır. Yaratıcılarıyla aralarındaki bağ zayıftır. Hatta Yaratıcıyı hak ettiği şekilde ilah olarak kabul ettikleri bile şüphelidir. Çünkü Allah'ın takdirine karşı hoşnutsuzluk içeren bir kulluğun kâmil iman olduğundan söz edilemez. Bir taraftan Allah'a ibadetleri aksatmamaya çalışırken diğer yandan onun takdir ettiklerine burun kıvırmak¸ hoşnutsuzluk sergilemek acınası bir durumdur. Esasında bu kişi¸ ilahî irade çerçevesinde ona tahsis edilmiş olanların hayrına olduğunu çok iyi bilmektedir ama kabullenmek zor gelmektedir. Oysa kendisinin hırsla elde etmeye çalıştıkları elinin altında olacak olsa¸ belki hem dünyası hem de âhireti hüsrâna uğrayacaktır. Şükürden uzak kalış burada kendisini çok belirgin gösterir. Bu insan elindekine hamd etmesini bilmemektedir¸ ancak onun sahip olduklarının çeyreğine bile sahip olmayan nice insan yine onun etrafında gezinmektedir. İş arkadaşlarından ve komşularından ondan daha kötü durumda olan pek çok kişi vardır. İş gelip hale rızaya ve tevekküle dayanmaktadır. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurmuştu: “Kim Allah'a tevekkül ederse¸ Allah ona yeter.”[3]


Kendini Yetersiz Görmek Hastalıktır


Başkalarının elindekine endeksli bir hayat sürenlerin üçüncü büyük hastalıkları¸ kendilerini yetersiz görmeleridir. Ötekileri sürekli önlerine koyduklarından¸ onlara kıyasla bir hayat sürmeye çabalamalarıdır. Bu yüzden her zaman eziklik hissederler. Başarısız olduklarını düşünürler. Gerçekten de¸ bazı yetenekler hususunda¸ gözetleyip durdukları insanlar kadar başarılı olamayabilirler. Ama buna isyan hiçbir şeyi değiştirmez. Kendilerini yetersiz görmeleri ve başkalarına endekslemeleri sadece bedenlerindeki kalpleri yormaya yarar. Ellerindekiyle yetinmediklerinden mutlu da olamazlar. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) ne güzel buyurmuştur: Sizden biri¸ mal ve yaratılış itibariyle kendinden üstün bir kimseyi gördüğünde¸ kendinden daha aşağı olana baksın.”[4]


Başkalarının elindekileri takip eden¸ kusurlarını araştıran insanlar zıtlıkları içlerinde barındıran kimselerdir. Başkalarının başarıları karşısında kendilerini ezik görmelerine rağmen¸ şaşırtıcı bir şekilde¸ bunun tam zıddı olarak müthiş enâniyet¸ kibir ve ego sahibidirler. Yapıp ettiklerine asla toz kondurmazlar. Gururlarından dolayı etraflarındaki başarılara burun kıvırırlar ve her zaman küçümserler. Kendileri ortaya bir şey koymamasına rağmen küçük de olsa hayata artı bir değer katmaya gayret edenlerin yapıp ettiklerini her fırsatta yerin dibine sokmaya gayret ederler ve yapılanlardaki eksiklikleri aramaya çabalarlar. Başkalarının kusurlarını arama peşinde zaman öldürürken kendi hataları başkaları tarafından fark edildiğinde de her zaman mazeretleri vardır. Hemen bir gerekçe uydurarak yaptıklarını mazur ve hatta haklı göstermeye gayret ederler. Bunu yaparken¸ esasında karşılarındakilerin aklıyla alay ettiklerinin farkındadırlar. Ancak kendilerince¸ görünürde onları ikna etme ve bu yolla nefislerini rahatlatma öncelikleri vardır. Muhatapların nezaketen ses çıkarmayışı yeterlidir. Çünkü zâhiri kurtarmışlardır. Bu yalancı sükût bir taraftan canlarını sıksa bile karşıdakilerin iknâ olmuş gibi durmaları ağır basar. Karşılarındakiler onları dinlemiş¸ itiraz etmemiş ve kabul etmiş göründüğüne göre problem kalmamıştır. Kısa bir süre sonra olayın sıcaklığı zaten geçecek ve hayata kaldıkları yerden aynen devam edeceklerdir. Gözleri bir radar gibi etraflarını tarassuta ve bu yolla hayatı kalplerine zehir etmeye daha fazla ısrarcı olacaklardır. Hâlbuki Rabbimiz şöyle buyurmuştu: “Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz¸ ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah¸ tevbeyi çok kabul edendir¸ çok esirgeyicidir.”[5]


Bahsettiğimiz insanların hasetliği¸ başkalarını incelemeleri sadece rakip gördükleri kişilerle sınırlı değildir. Çocuklarını da başkalarınınkilerle kıyaslarlar. İmtihanlardaki başarı oranlarını¸ getirdikleri notları etraflarındakilerin veya akrabalarının evlatlarıyla mukayese ederler. Yaşanan tartışmalarla birlikte kuzucuklarıyla aralarındaki iletişim ve mutluluk bağı zayıflar. Başkaları yüzünden mutsuz olurlar. Oysa çocukları motive etmenin yolu bu olmadığı gibi¸ kaldırabileceklerinden fazlasını istemek de kabul edilemez. Edilemez ancak¸ olanı kabullenmeyi¸ bu kadarını yapabiliyor demeyi veya başkalarıyla kıyaslamadan teşvik etmeyi¸ çocukları mevcut halleriyle sevmeyi unutan nice anne ve babamız vardır. Bacaksızlara hayatı¸ onları başkalarıyla yarış içine sokarak ve bağrışarak hebâ edenler¸ bir de bakarlar ki zaman akıp geçmiş. Yavrularına çocukluklarını yaşatmamışlar¸ gereksiz huzursuzluklar nedeniyle mutlu bir aile olamamışlar¸ hep terslediklerinden yavrucuklarını doğru düzgün sevememişlerdir. Hebâ edilen seneler boyunca evlatlarının büyümesini bile hissedememişlerdir.  Sonraki yıllarda geçirdikleri o tatsız zaman dilimlerine¸ çocuklarına yüklenmelerine ve daracık dünyalarını zehir edişlerine çok pişman olacaklardır¸ ancak mâzîyi telâfî etmek mümkün olmayacaktır.


Sürekli Başkalarını Takip Etmek de Hastalıktır


İnsanın kendi elindekiyle yetinmemesi¸ gözlerinin sürekli başkalarını takip etmesi¸ diğerleriyle ilgili haberlere kulak kabartması kendine zulmetmesidir. Esasında kulun dünyada başka bir sıkıntı çekmesine de gerek yoktur. Kendi kendine yaptığı bu zulüm başka bir zulme hacet bırakmaz. Bu öyle bir işkencedir ki¸ günün her vaktinde devam eder. Nefis kendisini bu düşünceden alıkoyamaz. Bağlantı kurmasını sağlayacak en küçük bir işaretle birlikte aklı hemen takipte olduğu insanlara gider ve en mutlu olduğu anda bile suratı asılır¸ kalbine kasavet çöker. Beşer kalbi böylesi bir yaşantıya çok tahammüllü olmadığından vücut zaman zaman sinyaller verir¸ “kendini düzelt” diye. Lakin hisleri bu çağrıya fazla kulak veremediğinden içindeki durumdan kurtulamaz. Sonunda hastalıklar ve bir kalp krizi ile dünyasını değiştirir. Âhiret hesabı ise çok acı ve yakıcı olacaktır.


Hırs ve haset ile yaşamlarını inşa etmeye gayret edenlerin yaşamı kendilerinin değildir. Onların hayatları başkalarının hayatlarına kuyruk gibi eklenmiştir. Ötekilerin peşinden sürüklenip giderler. İradeleri olmasına rağmen kendilerini ve zamanlarını başkaları için hebâ ederler. Hayatımızın geçici olduğu¸ yani âhiret inancı zayıfladığından¸ ellerine geçenle yetinmesini bilmezler ve doyumsuzlaşırlar. Bu ise insanı azgınlaştırır.  Oysa elindekine bakarak şu duâyı yapabilirdi: “Rabbim¸ sana hamd olsun. Kereminle bunları takdîr etmişsin. Bana¸ harama bulaşmadan güzel bir yaşantı nasîbeyle.  Beni açgözlü etme. Hırş tamah¸ haset ve kinden uzak tut. Senin arzuladığın gibi bir mü'min olmama yardım eyle. Ya Rabbi! Hayatımı sadece senin için yaşamayı müyesser kıl.”


Dünyanın en mutlu insanlarının tasavvuf kitaplarında okuduğumuz sûfîler olduğu söylenir. Çünkü onların hayatları Allah'a yöneliktir. Kulların ellerindekilere haset etmezler. Üstelik bir nimet olduğunda¸ Haşr Suresi 9. ayette belirtildiği gibi¸ başkalarını nefislerine tercih ederler. Her hâlükârda şükür sahibidirler. Başlarına gelen musîbetleri imtihanın bir parçası görerek tevekküle sığınırlar. Eh¸ bu özelliklere sahip olan insan elbette yeryüzündeki en mutlu insan olacaktır. Böylesi kullar kalpleriyle ve inançlarıyla son derece uyumlu bir hayat sürdüklerinden dolayı da yastıklarına başlarını koyduklarında birkaç dakika içinde uyurlar. Biz öyle miyiz peki? Dön o yana¸ dön bu yana. Başkalarını düşünmekten gözümüze uyku girmez. Rabbim bizleri yüce muradına muvafık hayat süren¸ başkalarının hayatına eklemlenmiş yaşamdan uzak kalan kullarından eylesin. Âmin…


 


 






[1] 59/Haşr¸ 18



[2] Tirmizî¸ 2430



[3] 65/Talâk¸ 4



[4] Buhârî¸ 6009



[5] 49/Hucurât¸ 12

Sayfayı Paylaş