KAMU MALI VE VAKIF MALINDAN YARARLANMA

Somuncu Baba

"İslâm hukukçuları sahiplerine göre malları ve mal üzerinde kurulan mülkiyeti özel mülkiyet ve kamu mülkiyeti olmak üzere iki kısma ayırmışlardır. Vakıf ve devlet mülkiyetini de bunlar arasında değerlendirmişlerdir. Özel mülkiyet özel mallar üzerinde¸ kamu mülkiyeti ise kamu malları üzerinde geçerlidir."

Kâinâtı yaratıp nimetlerle donatan Yüce Allah¸ insanı da orada yaşayacak rûhî ve fiziksel özelliklerde yaratmıştır. İnsanoğlu dünya hayatını devam ettirebilmesi için bir takım şeylere ihtiyaç duymaktadır. İhtiyaç duyduğu bu şeyleri de çoğu kere kazanıp elde etmek mecbûriyetindedir. Onun hayat yolculuğunda en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri maldır. Bu sebeple insan doğuştan mala eğilimlidir. Mal sahibi olmak¸ mal biriktirmek ve onun üzerinde tasarrufta bulunmak insana ait bir özelliktir. Onu bu duyguya sahip olarak yaratan Yüce Allah¸ mala normal ve ihtiyaç oranında meyilli olmasını yasaklamaz. Aksine malı helal yoldan kazanması için teşvikte bulunur. Yüce Allah'ın Kur'an'da Sevgili Peygamberimizin de hadislerinde yaptığı ikazlar¸ mala aşırı düşkünlük¸ onu hedef haline getirme¸ haram yoldan kazanma¸ ihtiyaç anında harcamaktan kaçınma¸ ihtiyacı olandan esirgeme noktasındadır. Bunun dışında helal yollardan mal kazanmanın dine aykırı bir tarafı yoktur.


İslâm hukukçuları sahiplerine göre malları ve mal üzerinde kurulan mülkiyeti özel mülkiyet ve kamu mülkiyeti olmak üzere iki kısma ayırmışlardır. Vakıf ve devlet mülkiyetini de bunlar arasında değerlendirmişlerdir. Özel mülkiyet özel mallar üzerinde¸ kamu mülkiyeti ise kamu malları üzerinde geçerlidir.


Özel Mülkiyet


Malın kendisinde veya menfaatinde toplumun (kamunun) ortaklığı yoksa bu mal özel mülktür. Çünkü bu mal kişilerin tek başına veya ortaklaşa yetki ve sorumluluğundadır.


Kur'an'ın indiği Arap toplumu özel mülkiyeti biliyordu. Kur'an da özel mülkiyeti tanıdı. Özel ve kamu mülkiyeti alanında denge kurdu. Mülk edinme yolları meşru olanlarla sınırlandırıldı. Kur'an¸ özel mülkiyete atıfta bulunmuş[1]¸ kazanmayı meşru görmüş[2]¸ haksız tecâvüzü cezalandırmış[3]¸ mîrâs¸ ticaret ve borçlanma üzerinde durmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.) de özel mülkiyete dair çeşitli düzenlemeler yapmıştır. Malın korunması¸ İslâm'ın korumayı hedeflediği beş genel esastan biri kabul edilmiştir.


İslâm hukuku da geliştirdiği temel prensiplerle bu konunun hukukî zemînini oluşturmuştur. Meselâ "Başkasının mülkünde izinsiz tasarrufta bulunulamaz."¸ "Hukukî bir sebep olmadan kimsenin malı alınamaz."[4] denilmiştir.


İslâm hukukçularına göre özel mülkiyetin bazı özellikleri şöyledir:


·  Sahibine¸ kullanma¸ yararlanma ve tasarruf gibi en geniş yetkiyi verir ve sahibine özgüdür.


·  Özel mülkiyet mutlak olmayıp dinin ve hukukun bazı sınırlamalarıyla karşı karşıyadır.


·  Zamanla sınırlı değildir. Kişi hukukî yollarla elden çıkarmadıkça onun üzerindeki mülkiyet hakkı sona ermez.


Vakıf Mülkiyeti


Vakıf¸ bir mülkün bazen kendisinin bazen de mülk ve menfaatinin hayır cihetine tahsis edilmesidir. Vakfedilen mal Allah'ın (kamunun) mülkü hükmünde olur. Dolayısıyla o mala ihânet etmek kamu hakkına ihânet anlamına gelir.


Müslümanlar değişik amaçlarla vakıflar kurmuşlardır. Herkesin yararına vakfedilen mescit¸ kütüphane¸ köprü gibi vakıf mallarından herkes yararlanabilir. Fakat sadece fakirler¸ öğrenciler¸ kadınlar yararına yapılan vakıflardan¸ başkası yararlanamaz. Bunları vakfı yapanın şartnamesi belirler. Kira getirmek üzere vakfedilmiş olan gayrimenkuller de usulüne uygun olarak kiraya verilebilir ve kirası vakıf senedinde belirlenen yerlere harcanır. Vakıfta devamlılık esas olduğu için vakıf malının satılması prensip olarak câiz değildir. Ancak âdil ve müttekî bir hâkimin kararı ve konuyla ilgili yeterli bilgisi bulunan bir müftünün fetvasıyla vakfa daha yararlı olacağı düşünülen bir iş için vakıf malı satılabilir. 


Devlet Mülkiyeti


Buna "beytü'l-mâl" denir. Beytülmâlin sahip olduğu mallar dört gruba ayrılır:


·  Mâlî mâmelek: Para¸ kıymetli evrak ve diğer menkul mallar.


·  Arâziler: Özellikle büyük fetihlerden sonra alınan arâzilerin gâzîler arasında pay edilmeyenleri devlet hazinesine kalmaktadır. Bunlara¸ beytü'l-mal arâzisi ve Osmanlı döneminde mîrî arâzi denilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) döneminden itibaren devlete ait arâziler olagelmiştir.


·  Devlete ait sanayi tesisleri ve ticari işletmeler: Kamu İktisadi Teşekkülleri (KİT) denilen bu işletmeler devletin mülküdür. Devlet bunlar üzerinden zaman zaman özelleştirmeler yapmaktadır.


·  Hizmet malları: Kamu hizmetlerinin gerektiği gibi yürütülebilmesi için devlet zaman zaman bazı hizmet araç ve mekânlarına ihtiyaç duymaktadır. Hapishâneler¸ hükûmet konakları¸ devlete ait otel ve misafirhâneler¸ karakol¸ hastahâne¸ postahâne gibi kamu malları bu türdendir.


Kamu Mülkiyeti


Aslı devletin¸ ancak yararlanması kamu yararına tahsis edilmiş mallar üzerinde kurulan mülkiyettir. Bu mülkiyet hakkına işaret eden bazı âyetler vardır.[5] Hz. Peygamber (s.a.v.)'in: "İnsanlar su¸ ot ve ateşte ortaktır."[6] meâlindeki hadisi de kamu malının ve kamu mülkiyetinin meşruiyetine delildir. Mâhiyeti ve kendine özgü hukûkî rejimi ile diğer mülkiyet çeşitlerinden ayrılan bu mülkiyet grubuna¸ yollar¸ akarsular¸ meydanlar¸ çarşı-pazar¸ hanlar¸ kervansaraylar¸ baltalık ormanlar girmektedir. Bu gibi malların mülkiyeti devlete¸ yararlanma hakkı kamuya/halka aittir. Bu şekildeki kamu mülkiyetinden başkalarına zarar vermemek kaydıyla herkesin eşit derecede yararlanma hakkı vardır.[7]


Kamu malından herkes¸ özel izne tabi olmadan¸ tahrip¸ israf ve zarar vermeden eşit ve ücretsiz olarak yararlanabilir. Ancak ormandan odun¸ kırlardan mantar ve denizlerden balık elde etme konusunda devlet gerekli düzenlemelerde bulunabilir.


İslâm fıkhının kendine özgü ve orijinal sayılabilecek bir mülkiyet anlayışı vardır. İslâm hukukunda hem özel hem de kamu mülkiyeti benimsenmiş¸ birinin diğerini ilga etmesi düşünülmemiştir. Ancak mülkiyet düzeninin esasını özel mülkiyet oluşturmuştur. Mülkiyetle Allah arasında ilgi kurulup bir bütün olarak mülkün Allah'a nisbet edilmesi¸ bir taraftan mülkiyetin kaynağını belirlerken¸ öte yandan tasarruf yetkisinin sınırını tayin açısından önem arzetmektedir. Bunun ahlâkî/vicdânî boyutu yanında fıkıh literatüründe geniş yansımaları da vardır. 


Kamu malına ait bazı hukukî özellikler şunlardır:


Kamu malları başkasına devredilemez¸ bu mallar haczedilemez¸ bunlarda zaman aşımı geçerli olmaz¸ bu mallara ait davalarda sulh ve ibrâ câiz olmaz¸ bu mallarda teberru (karşılıksız bağışlama) hükümleri geçerli olmaz.


Kamu Mallarından Yararlanma ve Kamu Malına İhânet


İslâm'a göre insanın hem özel malı hem de kamu malı kendisine bir emânettir. Mü'minin kendi malına karşı emânet düşüncesi kamu malı söz konusu olunca zirve yapmalıdır. Yani kendi malına ihânet etmesi ile kamu malına ihânet etmesi arasında günah ve sorumluluk bakımından çok büyük fark vardır. İslâm kişinin kendi malını israf etmesini¸ saçıp savurmasını yasakladığı gibi kamu malını çalmayı¸ zimmete geçirmeyi¸ israf etmeyi de yasaklamıştır. Hz. Peygamber (s.a.v.) sahâbeden birisini zekât toplamakla görevlendirmişti. O zekâtı getirip şöyle dedi: "Şunlar size ait¸ bunlar da bana hediye olarak verildi." Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) minbere çıkmış bir hutbe îrâd etmiş ve şöyle demişti: "Benim -zekât toplamak için- gönderdiğim bir memura ne oluyor ki¸ ‘Şunlar sizin¸ şunlar da bana hediye edildi' diyebiliyor. Dikkat edin¸ bu kişi evinde otursaydı¸ kendisine hediye verilir miydi? Muhammed'i kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki¸ sizden her kim bu (bu devlet malı)ndan alırsa mutlaka onu boynunda taşır olduğu hâlde kıyamet günü gelecektir. Eğer bu haksızlıkla aldığı şey deve ise böğürecek¸ sığırsa möleyecek¸ koyunsa meleyecek!" buyurdu. Sonra Rasûlallah ellerini kaldırdı¸ o kadar ki¸ koltuk altındaki beyazlık gözüktü. "Allah'ım tebliğ ettim mi?" dedi ve bu sözünü üç kere tekrar etti."[8]


Hz. Peygamber (s.a.v.)'in¸ kamu malı çalmış ve zimmetine geçirmiş kimselerin cenaze namazlarına bile katılmadığını görüyoruz. Üstelik çaldıkları da o kadar kıymetli şeyler değildi.[9] Buna göre şehitlik ve gâzîlik çok büyük makam olmakla birlikte kamu malını çalmanın günahına keffâret olamamaktadır.


Kamu malını ihlal etmenin bazı yolları:


·  Kamu arâzilerini işgal etmek¸ üzerine bina yapmak: Hz. Peygamber (s.a.v.)'in bu konuda şöyle bir ikaz ve irşadı vardır: "Kim bir karış miktarı bir yere (başkasının arâzisine) haksız olarak sahip olursa¸ o yerin yedi katı boynuna geçirilir."[10]


· Kaçak elektrik ve su kullanmak.


·  Vergi kaçırmak ve vergi vermemek. Bir ülkenin vatandaşı olmak bir takım haklardan yararlanma imkânı verir. Aynı zamanda bu kimseye yerine getirmekle yükümlü olduğu bir takım görevler de yükler. Haklardan yararlanıp görevlerden kaçınmak her şeyden önce mü'minin şahsiyetine¸ imanına ve insafına uymaz.


Kamu malını çalanların günahı sadece kendilerine değil onlara göz yumanlara da sirâyet etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kim aşıranı gizlerse¸ o da ondandır."[11]


 


 


 


 


 






[1] 24/Nûr¸ 61; 36/Yâsîn¸ 71.



[2] 2/Bakara¸ 267; 4/Nis⸠32.



[3] 2/Bakara¸ 188; 4/Nis⸠10¸ 29; 5/Mâide¸ 38.



[4] Mecelle¸ md. 95-97.



[5] 26/Şuar⸠155; 55/Kamer¸ 28.



[6] Ebû Dâvûdd¸ Büyû¸ 62.



[7] Mecelle¸ md. 1254-1255.



[8] Buhârî¸ Hiyel¸ 15; Cuma¸ 29.



[9] Muvatta'¸ Cihâd¸ 23.



[10] Buhârî¸ Mezâlim¸ 13.



[11] Ebu Dâvûd¸ Cihâd¸ 135.

Sayfayı Paylaş