KADİM BİR HÜZNÜ YUDUMLAMAK

Somuncu Baba

Televizyonların fişlerini çekip¸ borsalara kilit vurup¸ arabalarımızdan inip¸ akıllı aletlerimizi kırıp¸ kitaplarımızı yakıp¸ bildiğimiz ve sevdiğimiz ne varsa unutup düşsek yola… Kozalarını yırtsak kalplerimizin¸ birkaç günlük ömrümüz olduğunu ama bunun kötü bir şey olmadığını; ihtiyacımızın neşesiz kahkahalar değil gerçek bir hüzün¸ sahici bir hayret¸ samimi bir merak ve sallandıkça sağlamlaşacak bir gönül olduğunu ve bunun bizim için tüm bilgilerin üstünde bir gerçeklik olduğunu idrak etsek bu yol üzere… "İnsanın idraki¸ idraksizliğ

Kendi başlamamı yeniden başlatacaksam¸ şu an olmalı! Hayretsiz ve kayıtsız yaşamanın ölü olmaya yakın olduğunu bilirdim ama hayretten kalbin durma hızında atabileceğini şimdi öğrendim. Bir ev dolusu kitabın asırlarla biriktireceği bilgiyi¸ kozasını terk etmiş gündelikçi bir böcekten öğrendim. Kelebeğin¸ kaplumbağanın gözyaşlarından beslendiğini okuduğum Ali Ural yazısı hicri yılbaşım olmalı; körlükten gözyaşına hicretimde. Hayır¸ Allah'ım¸ bu defa değil. Bu kadar kör olmayacağım bu kez. Amazon Bölgesi'nde kelebeklerin sodyum ihtiyaçlarını gidermek için kaplumbağaların gözyaşına başvurdukları açıklamasıyla yetinecek ve bu işi bilimin ruhsuz ve soğuk literatürüne sıkıştıracak değilim. Burada durmak istiyorum Rabb'im. Birkaç günlük ömrü olan kelebeği¸ sırf sodyum ihtiyacı nedeniyle kaplumbağaya göndermediğini biliyorum. Şimdi bırakıyorum elimdeki telefonu¸ başımdaki sevdayı¸ kalbimdeki arzuları¸ aklımdaki bilgileri¸ ciğerlerimdeki nefesi… Yavaşça yere bırakıyorum insanlığımı ve teslim oluyorum. Kelebek narinliği ve kaplumbağa dinginliğiyle vuruldum bu defa; Hiroşima'dan kaçamayan 4 yaşındaki kız çocuğudur kalbim. Tenimde nükleer bir yakıcılıktır artık kelebeğin her kanat çırpışı. Nemrut'un beynini sinekle mahvederken¸ benimkine -merhamet edip- kelebekler gönderdiğin için minnettarım; ama gözyaşı çok ağır geldi aymazlıklarıma.  Kelebekler uçuşuyor artık beynimde. Başımı kaplumbağa kabuklarıyla dövüyor Ceo'lar.


Kelebeğin¸ kaplumbağanın gözyaşlarında bulduğu neyse¸ benim aradığım odur. Kadim bir hüznü yudumlamak…  Hangi histir kelebeğe gözyaşını bulduran? Arama fikri de nerden çıktı hem¸ zahmetsiz bir güzelliği kanadında bulmuşken. Nobel barış ödülünü önemseseydi biraz¸ yaşlı ve yavaş bir katılığı seçmezdi herhalde. Neden bir Ferrari'nin üstüne konmak yerine hantal ve yaşlı bir kaplumbağayı seçsin? Neden birkaç günlük yaşamında hüzün yudumlamak istesin? Neden romantik kır koşuşturmalarına eşlik etmek yerine rutubetli gölgeleri tercih etsin? Ne anlamalıyız Allah'ım bir kelebeğin hüznü aramasında? Hangi dersi almalıyız birkaç gün yaşayacak bir varlığın¸ kendisine kıyasla ölümsüz denebilecek bir dinginliğe uçmasından. Kadim gözyaşları ne işe yarar? Gözyaşı ne işe yarar? Göz ne işe yarar? İş nedir? İşimiz nedir? Her sabah çantalarımıza uyku koyup¸ çok sözün söylendiği ama hiçbirinin hiçbir anlam ifade etmediği işyerlerine gitmek mi?


Televizyonların fişlerini çekip¸ borsalara kilit vurup¸ arabalarımızdan inip¸ akıllı aletlerimizi kırıp¸ kitaplarımızı yakıp¸ bildiğimiz ve sevdiğimiz ne varsa unutup düşsek yola… Kozalarını yırtsak kalplerimizin¸ birkaç günlük ömrümüz olduğunu ama bunun kötü bir şey olmadığını; ihtiyacımızın neşesiz kahkahalar değil gerçek bir hüzün¸ sahici bir hayret¸ samimi bir merak ve sallandıkça sağlamlaşacak bir gönül olduğunu ve bunun bizim için tüm bilgilerin üstünde bir gerçeklik olduğunu idrak etsek bu yol üzere… "İnsanın idraki¸ idraksizliğini idrak ile başlar." dediği gibi Muhyiddin İbn Arabî'nin¸ idraksizliğimize bir başlangıç versen¸ biz çölleri geçerken Yusuf tutanlar koysan kuyu başlarına? Dünyada meylettiğimiz her "Leyla"yı çölün kumlarına gömsek¸ öleceksek de seraplar görmeden teşnen olarak çölün ortasında ölsek?


Kadim bir hüznü yudumlamak… Sakin bir belirsizlikle bekliyor olan ölümü¸ öteki ve uzak değil gözlerinden öpecek kadar yakın tutmak… Kalbi¸ bir kelebek yumuşaklığına ihtiyar bir hüzünle taşımak… Huzurum benim¸ kaplumbağanın gözyaşları… Kurşundan da yağmurdan da kaçarken biz¸  ceplerimizden dökülen sorular uyandırıyor sabahı: "Kimdir kelebek¸ nedir gözyaşı¸ kelebeğin aradığı nedir; bizim kaybettiğimiz…"

Sayfayı Paylaş