GAZİANTEP VELÎLERİ

Somuncu Baba

Yine bir seferinde de; “Ölüm bilinmeyen bir şeydir. Gelmeden görünmez¸ gelince de aman vermez. Ölüm seferine çıkanın bir daha geri dönmesine imkân yoktur. Bu yalan dünya nice defalar dolup boşalmıştır. Ölüm nice anaların yavrusunu almış¸ nice babaların boynunu bükmüş¸ nice yavruları anasız¸ babasız koymuştur. Herkes birbirinin öldüğünü¸ gül benzinin kara toprakta solduğunu görür. Bununla beraber dünyaya bağlanmaktan vazgeçmez¸ dünya derdini çeker¸ dünya işine dalar. Fakat nihayet yaptığını bırakıp gider. Böyle olduğu halde kimse aklını başına toplayıp yalancı dünyanın halini anlayamamakta ve b

Derviş Hacı


Gaziantep velîlerindendir. Hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Doğum ve vefat tarihleri belli olmayan Derviş Hacı¸ zamanın tasavvuf büyüklerinin sohbetlerinde yetişti. İlk zamanlarında halk arasında tanınmayan garip¸ fakir biri idi. Sonraları Hacı Baba ismiyle meşhur oldu.


Derviş Hacı buyururdu ki:


“Ahiret seferi uzak seferdir. Yollarında nice korkular vardır. Fakat bu dünya fanidir. Baki olan ancak Allahu Teâlâ'dır. Bunun böyle olduğuna yüz yirmi dört binden ziyade peygamberin ölümü şahittir. Herkes onların gittiği yola gidecektir. Allahu Teâlâ'nın buyruğu böyledir. Zamanı gelince can emanetini geri vermek zaruridir. Ah edip dövünmek¸ ağlamak¸ çırpınmak nafiledir. İnsan Allah tarafından çağrılınca dil dolaşır¸ gözlerin önündeki gaflet perdeleri açılır¸ gidilecek yol görünür. Artık yerlere yüz süre süre gitmekten başka çare yoktur.”


Yine bir seferinde de; “Ölüm bilinmeyen bir şeydir. Gelmeden görünmez¸ gelince de aman vermez. Ölüm seferine çıkanın bir daha geri dönmesine imkân yoktur. Bu yalan dünya nice defalar dolup boşalmıştır. Ölüm nice anaların yavrusunu almış¸ nice babaların boynunu bükmüş¸ nice yavruları anasız¸ babasız koymuştur. Herkes birbirinin öldüğünü¸ gül benzinin kara toprakta solduğunu görür. Bununla beraber dünyaya bağlanmaktan vazgeçmez¸ dünya derdini çeker¸ dünya işine dalar. Fakat nihayet yaptığını bırakıp gider. Böyle olduğu halde kimse aklını başına toplayıp yalancı dünyanın halini anlayamamakta ve bu yolculuğa hazırlanmamaktadır.” buyurdu.


Derviş Hacı¸ her sabah Arasa civarındaki bir fırının önünde durup¸ fırının yanışına bakardı. Fırın yanıp¸ ekmek piştikten sonra¸ fırıncı kendisine ne verirse alır¸ evine gidip ibadet ve taatine devam ederdi. Bir gün Derviş Hacı yine fırının önüne gidip ateşin yanmasını beklediği sırada¸ fırıncı kendisini kovaladı. Fakat ne kadar uğraştıysa da fırıncı akşama kadar fırını bir türlü kızdıramadı. Neticede o gün ekmek pişiremedi. Sonraki günlerde de fırını yakmaya çalıştı ise de yine başaramadı. Bu yüzden ne yapacağını¸ bu işin içinden nasıl çıkacağını düşündüğü sırada aklına Derviş Hacı'ya karşı yaptığı yanlış hareket geldi ve hemen onun yanına gitti. Meseleyi olduğu gibi anlattı. Af dileyip yalvararak bir kere fırına gelip¸ nazar etmesini¸ yoksa perişan olacağını söyledi.


Bunun üzerine Derviş Hacı; “Peki oğlum¸ biraz bekle¸ vasiyetimi yazayım çünkü sırrım açığa çıktı. Artık bizim için yaşamak olmaz.” dedi. Fırıncı sevinerek oradan ayrıldı. Biraz sonra Derviş Hacı fırının önüne geldi. Odunlara doğru bir nazar edip oradan ayrıldı. Fırın yanmaya¸ fırıncı da ekmek çıkarmaya başladı. Bu durumu öğrenen halk¸ Derviş Hacı'nın büyüklüğünü anlayıp ilminden istifade etmek isteyenler ona koştular. O da dergâhına bu insanlara doğru yolu anlattı.


Bu olaydan sonra dediği gibi fazla yaşamayan Derviş Hacı kısa bir süre sonra vefat etti. Gaziantep'in kuzeybatısındaki Hacı Baba Tepesine defnedildi. Üzerine yapılan türbe Gaziantep'in Fransızlar tarafından muhasarası sırasında yıkıldı. Daha sonra tamir ettirildi.


Şuaybzade Ali Akif Efendi


Şuaybzade Ali Akif Efendi¸ Gaziantep evliyasından olup¸ 1822 yılında Gaziantep'te doğdu. İsmi halk arasında Ali Baba veya Ali Akif Efendi diye anılır. İlim tahsiline Şeyh Camii Medresesinde başladı. 1850'li yıllarda Kilisli Baytazzade Abdullah Efendinin talebesi oldu ve otuz yıl kadar onun sohbetlerine devam etti. Akif Efendi Hocasının vefatından sonra uzun müddet halka İslâmiyet'in emir ve yasaklarını anlattı. 1905 yılında vefat etti. Türbesi¸ Gaziantep'in Şehreküstü Mahallesindedir.


Şuaybzade Ali Akif Efendi¸ bir gün sevdiklerine;


– Kardeşlerim¸ ehl-i sünnet yolunun âlimlerini sevmek¸ onlarla tanışmak¸ görüşmek¸ onlar gibi olmaya özenmek ve o büyüklerin sözlerini işitmek ve kitaplarını okumak¸ Allahu Teâlâ'nın nimetlerinin en büyüklerindendir¸ diye buyurdu.


– Neden efendim¸ dediler. Şuaybzade Ali Akif Efendi;


– Çünkü dünyada rahat ve mesut yaşamak¸ ahirette de sonsuz cennet nimetlerine kavuşmak¸ buna bağlıdır¸ dedi ve ekledi:


– Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.);“El mer'üme'a men ehabbe.” yani¸ “Kişi¸ dünyada ve ahirette sevdiğiyle beraber olur.” buyurmaktadır. Bunun için din büyüklerini seven kimse¸ cennette onlarla beraber olacaktır.


Bir talebesi de sordu bu velî zata.


– Hocam¸ en kıymetli ibadet nedir dinimizde?


– Namazdır evladım. Çünkü namaz¸ imandan sonra en kıymetli ibadettir dinimizde. Bir vakit namazı özürsüz kazaya bırakan¸ seksen hukbe cehennemde yanacaktır.


Talebesi hukbenin ne olduğunu sorunca Akif Efendi;


– Seksen ahiret senesidir ki¸ her günü¸ seksen dünya senesi kadardır¸ dedi.


Bir gün sordular bu zata:


– Bir kâfir iman ederse¸ ilk yapacağı iş nedir hocam?


– Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.)'in hayatını öğrenmektir.


– Cennete gitmenin yolu nedir?


– Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.)'e uymaktır.


– İmanın esası?


– Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.)'i sevmektir.


Sonra buyurdu ki:


– Şaşıyorum şu insanlara. Olur olmaz kişilere muhabbet besliyorlar da¸ âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamber Efendimizi sevmeyi o kadar benimsemiyorlar. Hâlbuki onsuz saadet olmaz. Hâlbuki onsuz kurtuluş olmaz.

Sayfayı Paylaş