ANTEP SAVUNMASINDAN OLAĞANÜSTÜ SAHNELER

Somuncu Baba

"Millî Mücadele sürecinde
Anadolu insanı yediden
yetmişe bütün fertleri ve
toplum kesimleriyle emsalsiz
bir bağımsızlık savaşı ortaya
koyarak tarihe geçmiştir. Bu
mücadelenin en zorlu geçtiği
ve destansı kahramanlıkların
çokça sergilendiği yerlerden
biri de güney cephesindeki
Antep Savunması olmuştur."

Millî Mücadele sürecinde Anadolu insanı yediden yetmişe bütün fertleri ve toplum kesimleriyle emsalsiz bir bağımsızlık savaşı ortaya koyarak tarihe geçmiştir. Bu mücadelenin en zorlu geçtiği ve destansı kahramanlıkların çokça sergilendiği yerlerden biri de güney cephesindeki Antep Savunması olmuştur. Bu anlamda tarihin; bir milletin dini¸ vatanı ve cümle mukaddesatı uğrunda neler yapabileceği mevzuunda emsal gösterebileceği hadiselerden biri de Antep Savunmasıdır. Burada söz konusu savunmanın can alıcı kesitlerini ve gizli kahramanların olağanüstü gayret ve yiğitliklerini sunmaya çalışacağız.


Antep'i Vatan Yapan Şahin'ler


Bilindiği gibi Antep Savunması öncesinde sergilediği destansı direnişle düşmana göğüs gerip fani varlığını vatana adayan yiğitlerden biri de Şahin Bey'dir. Onun kahramanlığı Antep Savunmasının serlevhalarındandır.


Kahraman Şahin¸ 200 gönüllü yiğitten oluşan bir kuvvetle Şubat 1920'den itibaren Kilis-Antep karayolunu kapattı ve Fransız kuvvetlerine geçit vermedi. Şahin'le baş edemeyen Fransız garnizon komutanı¸ 21 Şubat'ta Antep valiliğine bir mektup göndererek anlaşma teklifinde bulundu. Aynı gün Şahin Bey¸ Fransız komutana¸ milletimizin hürriyet ve bağımsızlık duygularına tercüman olan şu müthiş mektubu yazdı:


"Adı belli olmayan zamanlardan beri¸ Türkler bu topraklarda yaşamaktadır. Sade siz değil; bütün dünya bir araya gelse¸ bizi bu topraklardan ayıramaz. Sonra¸ sen hiç ömründe "Türk esir yaşayamaz" diye duymadın mı? Namus ve hürriyet için ölüme atılmak ise bize¸ Ağustos ayı sıcağında soğuk su içmekten daha tatlı gelir. Sizler canı kıymetli insanlarsınız. Bir an evvel topraklarımızdan savuşup gidiniz. Yoksa kıyarız canınıza!"


Ancak bu mektup Fransızları durdurmaya yetmedi; 24 Mart'ta altı bin kişilik bir takviye kolu¸ Antep'e ulaşmak üzere yola çıktı. Yol boyundaki Kuvayı Milliye birlikleriyle çok kanlı çatışmalar yaşandı. Şahin Bey¸ kumandanlara yemin ettiriyor ve vatan için ölmek zamanının geldiğini hatırlatıyordu: "Allah'ın yanına açık alınla gitmeliyiz. O'nun dinini¸ O'nun bayrağını çiğnetmemeliyiz. Kanımız bu toprakları sulayacak. Kimse bir adım geri çekilmeyecek!"


26 Mart sabahı Fransız kuvvetleri bir kez daha taarruza geçti. Ağır top ve makineli tüfeklerle saldırdılar. Bu amansız taarruza Şahin Bey'in kuvvetleri¸ daha fazla dayanamadı ve geri çekilmeye başladı. Fakat Şahin Bey yerinden ayrılmadı. Tek başına elinde silahıyla Fransızlara ateş etmeye devam etti. Mermisi bitince¸ bu sefer süngüyle hücuma kalktı. Ne var ki düşman piyadelerinin süngü darbeleri altında can vermekten kurtulamadı ve ölümün güzel olduğu o kutlu günde şehitler kafilesine katıldı.


Düşmanı Yenen Kurşun Sözler


Arap'ın oğlu Tevfik Çavuş¸ Antep cephesinde Fransızlara karşı oluşturulan Yıldırım Taburunda makineli tüfek çavuşu idi. Tüfeğine evladı gibi bakıyor¸ onu her gün bitmeyen bir sabır ve titizlikle temizliyordu. Bir çatışma çıktığında hemen tüfeğini omuzlayıp mevziiye yerleştiriyordu. Makineli tüfeğine her sarılışında öyle bir nara atışı ve kükreyişi vardı ki¸ şiddetinden sanki gök kubbe sarsılıyordu: "Hadi oğlum¸ düşmanı selamla bakalım!" Arap'ın oğlu Tevfik¸ Samsak Tepe Taarruzunda¸ düşman hattından gelen bir top güllesi ile makinelisinin başında ateş püskürtürken ebediyet hattına geçmişti.


Antep Savunmasının parlak sayfalarından olan Hacı Şerif Hoca oğullarından Ali ve Mehmet kardeşlerin kahramanlık öyküsünü hangi kelimeler anlatabilir ki? Mağarabaşı Mahallesinde omuz omuza kahramanca savaştılar. Mehmet¸ mahalleyi savunan çetenin reisliğine getirildi. Tanklarla savaşan Fransızların otomatik makinesini nasıl ele geçirdiği¸ silah arkadaşları arasında günlerce konuşuldu.


Kardeşi Ali de ondan aşağı kalır değildi. Bir defasında siperden sipere koşarken yakınına bir top mermisi düştü. Mermi içerisindeki misketin parçaları vücuduna isabet etmişti. Harpten sonra "gel şu misketi çıkaralım" diyen herkesi hayrette bırakan¸ hep aynı müthiş sözü söyledi: "Bu bana Antep Savaşı'ndan kalan tek hediye¸ çıkarttırmam. Ölünce de beni böyle gömünüz. Allah'ın huzuruna böyle çıkmak isterim!"


Kahraman Çocuk: Kâmil


Antep'in işgali¸ on küsur yaşındaki Mehmet Kâmil'in ruhunda derin yaralar açmış¸ büyük üzüntüye yol açmıştı. Kâmil¸ bir simitçinin yanında çalışarak aile bütçesine katkıda bulunuyordu. Daha o yaşta¸ kazandığı paranın bir kısmını biriktirip silah almayı ve düşmanla mücadele etmeyi amaçlıyordu. Ailesine sık sık şunları söylüyordu: "Keşke bir an önce harp olsa da¸ şu Fransız gâvurlarına dünyanın kaç bucak olduğunu göstersek. Onlarla çarpışırken ölürsem şehit olacağım; nasıl olsa kalırsam da gazi denecek bana. Yeter ki onlar yurdumuzdan¸ yuvamızdan def olup gitsinler!"


Takvimler¸ 21 Ocak 1920'yi gösteriyordu. Anteplilerin bir kıvılcım beklediği kutlu diriliş arifesiydi. Kâmil ve annesi akrabalarına uğramış¸ evlerine dönüyorlardı. Annesi Hatice Hanım¸ çarşaf giyip yüzüne peçe takan iffetli bir kadındı. Fransızların fırın olarak kullandıkları binanın önüne vardıklarında¸ karşıdan sağa sola yalpalayarak gelen üç sarhoş düşman askerine rastladılar. Kâmil¸ annesine sağa geçip duvarın dibinden yürümesini söyledi. Fakat askerler üzerlerine doğru geliyorlardı. Karşı karşıya geldiklerinde bir Fransız askeri elini uzatarak Hatice Hanım'ın peçesini açmaya cüret etti.


İşte o anda Kâmil¸ düşman askerlerinin karşısına adeta heykel gibi dikildi. Yerden iri bir taş alarak askerin alnına yapıştırdı. Kısa bir şaşkınlıktan sonra kendilerine gelen askerlerden biri Kâmil'in üzerine atıldı. Diğeri de süngüsünü acımasızca kalbine sapladı. "Ah anam beni vurdular¸ yandım!" diye inleyen küçük koç yiğit¸ annesinin ayakları üzerine düştü. Kahraman çocuk¸ yaşına¸ boyuna posuna aldırış etmeksizin iffete uzanan mel'un eli kırmak isterken şahadet şerbeti içti. Donakalan Hatice Hanım "Yavrum!" diye feryat edip kuzusunun üzerine kapandı ve kana boyanmış körpe bedenini kucaklayarak bağrına bastı. Kâmil'in bayrağa sarılı küçük bedeni¸ 22 Ocak 1920'de mahşerî kalabalığın katıldığı muhteşem bir cenaze merasimiyle ebediyete uğurlandı. Kâmil'in şehit düşmesi¸ Antep'te büyük infial meydana getirdi; beklenen direnişin ilk kıvılcımlarından oldu.


Antep'in Onurlu Çocukları


Fransız işgal komutanı Albay Sen Mari¸ Antep'teki okulları gezmek istediğini¸ şehri temsil eden Maarif-i İslâmiye Cemiyeti'ne bildirdi. Sen Mari¸ ertesi gün bir ilkokulu ziyaret etti. Ders zamanıydı; kimse istifini bozmadı. Komutan arkasındaki subaylarla sınıflara girdi¸ gezdi ve çıktı. Zil çalınca öğretmenler odasına geldi¸ öğretmenlerle görüştü. Kütüphaneyi gezdi ve beğendiğini söyledi.


Biraz sonra gitmek üzere ayağa kalktı. Merdivenin başında durdu ve tercümana bir şeyler söyledi. Ardından tercüman cebinden cüzdan çıkardı. 30 altını öğretmenlere uzattı ve şöyle dedi: "Kumandan hazretleri okulunuzu beğendiğini söylüyor ve bu altınları size hediye olarak veriyor!" Öğretmenler¸ böyle bir şeye ihtiyaç olmadığını bildirdiler: "Millet var olsun. İhtiyacımız yoktur!" Kumandan mırıldandı¸ tercüman çevirdi: "Kumandan hazretleri ihtiyacınız olmadığını biliyor¸ size hediye diye veriyor. Yarın okula bolca şeker gönderecek¸ lütfen çocuklara dağınız."


Fransız komutan¸ merdivenlerden inip otomobile yürüdü. Bu sırada halk ve 5-10 çocuk¸ okulun kapısında toplanmış¸ onları seyrediyordu. Komutan¸ onlara doğru bir avuç para saçtı. Ne büyükler¸ ne küçükler eğilip yerden saçılan paraları almaya tenezzül etmediler. Antepliler düşman komutanı karşısındaki asil ve onurlu duruşlarını bozmadılar. Kumandan olayı asık bir suratla izledi ve öfkeyle arabasına binip gitti.


Ertesi gün¸ iki Fransız subay okula¸ dört büyük sepet içinde şeker getirdi. Öğretmen ve öğrenciler kabul etmediler. Fransız subaylar¸ şekerleri okulun kapısına bırakıp gittiler. Okul yöneticileri¸ araba tutarak bir hizmetliyle şekerleri geri gönderdiler. Onlar da kabul etmeyip okula tekrar yolladılar. Bu kez okul idarecileri¸ arabacı ile hizmetliye şöyle dediler: "Almazlarsa siz de kapının önüne bırakıp geliniz!"


Fransız komutan¸ duruma çok kızdı. Okulu¸ bağlı olduğu Cemiyet-i İslâmiye'ye şikâyet etti. Cemiyet¸ olayın daha fazla büyümesini engellemek için okula şu haberi gönderdi: "Şekeri kabul edip çocuklara dağıtın." O minik yavrular hemen buna itiraz ettiler: "Biz düşmanın şekerini istemeyiz!" Öğretmenler sınıflarda şu konuşmayı yaparak şekerleri çocuklara ancak dağıtabildiler: "Bu şekerleri size Cemiyet-i İslâmiye hediye ediyor…"


Telgrafın Tellerine Konan Şerif!


Fransızlar¸ Antep'i daha kolay işgal edebilmek için büyük toplar getirmişlerdi. Topların yaptığı bir bombardıman sırasında Aydın Baba Cephesi'ndeki telefon direkleri yıkılmış¸ merkez teşkilatla bağlantı kesilmişti. Cephede düşmanla çarpışan kuvvetlere öğlen ve akşam yemeklerini eşleri¸ kızları ya da çocukları getiriyordu. Tilki Mehmet'in oğlu Şerif de babasına yemek götüren çocuklardandı. Henüz 11 yaşındaydı.


Küçük Şerif bir defasında babasına yemeğini götürdüğünde¸ onu öfkeyle kendi kendine söylenirken buldu: "Hay Allah belanı versin senin düşman!" Şerif¸ babasına dönerek; "Ne oldu baba"¸ dedi. "Düşman bombardımanından telefon telleri param parça oldu. Cepheden bir yerle konuşulmuyormuş. Tamir edecekler¸ tel yok…" cevabını alan Şerif biraz durakladı ve düşündü. Sonra aklına bir şey geldi: "Baba¸ ben size telefon teli getireyim mi?" "Hadi oradan sen de…" cevabından hoşnut olmayan Şerif¸ babasına yalvardı: "Bana tel kesecek bir makas verin¸ size istediğiniz teli getireyim."


Oğlunun teklifi ve cesareti babasını hem memnun etti¸ hem de göğsünü kabarttı. Teklif kafasına yattı¸ bunu oğlunun başaracağına inandı. Kolundan tutup cephe komutanı Ökkeş Bahri Bey'e götürdü ve şöyle dedi: "Beyim¸ bizim oğlan "Bana tel kesecek bir şey verin¸ size tel getireyim" diyor¸ ne dersin?" Komutan¸ küçük Şerif'in cesaretine hayranlıkla inandı ve emri verdi: "Şu çocuğa bir tel keskisi verin!" Nihayet makas bulundu ve Şerif'e getirildi. Küçük kahraman¸ babasına sarılıp öptükten sonra cepheden ayrıldı.


Gecenin ilerleyen saatlerinde bir de baktılar ki¸ Şerif telefon tellerini omuzlarına takmış geliyor. Komutan¸ Şerif'i o vaziyette görünce hayretler içerisinde kaldı. Herkes kahramanlığından dolayı onu tebrik etti. Şerif¸ kendisine düşmanla saklambaç oynamak gibi gelen bu tehlikeli kahramanlık oyununu büyük bir heyecanla şöyle hikâye etti:


"Bağların içinden Alleben Deresi'ne gittim. Dere çukurda olduğu için düşmanlar beni görmüyordu. Yürüyerek Mağanoğlu Köprüsü'nün altına vardım. Köprü duvarının dibine çömelip oturdum. Hiç ses etmiyordum. Akşam oldu¸ ezan okundu; ortalık karardı. Köprünün son ayağının dibinde bir telefon direği vardı. Etrafa baktım¸ kimseler yoktu. Telefon direğine çıktım¸ teli kestim. Aşağı indim¸ etrafı dinledim¸ ses seda yoktu. Bu sefer köprünün öbür başındaki direğe çıktım¸ onu da kestim. Sonra yere indim. Telleri usulca toplayıp boynuma astım. Beni kimse görmedi. Sağı solu dinleye dinleye geldim."


Küçük Şerif¸ boyunu aşan bu kahramanlığı ve korkusuz yüreğiyle Antep Savunmasının parlak sayfalarından birisini yazdı. Bu uğurda körpe bedenini de feda etti. Bir süre sonra siperdeki askerlerimize yemek götürürken vücuduna isabet eden düşman kurşunuyla Cennet'e kanat çırptı.


 


Kaynaklar:


M. Abadi¸ Türk Verdün'i Gaziantep¸ Gaziantep¸ 1959.


Lohanlızâde Mustafa Nureddin¸ Gaziantep Müdafaası¸ Gaziantep¸ 1974.


Hulusi Yetkin¸ Mehmet Solmaz¸ Gaziantep Savunmasında Şehit Şahin'in Yeri¸ Gaziantep¸ 1963.


Sahir Üzel¸ Gaziantep Savaşının İç Yüzü¸ Ankara¸ 1952.


Muhittin Nalbantoğlu¸ Kurtuluş Savaşı'nın Küçük Fedaileri¸ İstanbul¸ 1973.


Adil Dai¸ Olaylarla Gaziantep Savaşı¸ Gaziantep¸ 1992.


Adil Dai¸ Harbin Kahraman Çocukları¸ Gaziantep¸ 2000.


İsmail Çolak¸ Millî Mücadele'de Kalemli Ordu¸ 2. Baskı¸ İstanbul¸ 2013¸ Yitik Hazine Yayınları.


İsmail Çolak¸ Cumhuriyetin Gizli Tarihi-1¸ İstanbul¸ 2013¸ Gül Nesli Yayınları.

Sayfayı Paylaş