SUÇLULARI LÂYIK OLDUKLARI VE HAK ETTİKLERİ ŞEKİLDE CEZÂLANDIRAN: EL-MÜNTAKİM

Somuncu Baba

“Cenab-ı Hak¸ tarih boyunca her türlü haksızlığı başkalarına reva gören zâlimleri
ve inkâra şartlanmış kâfirleri yaptıkları haksızlıktan dolayı cezâlandırmak
sûretiyle intikâmını almıştır ve almaya da devam edecektir. Bir başka ifade
ile O'nun intikâmı¸ peygamberlere ve onların getirdiği ilâhî mesaja karşı çıkan
kimselere yöneliktir.”

Yüce Allah'ın güzel isimleri arasında yer alan el-Müntakim¸ Arapça'da¸ "şiddetle ayıplamak; suçluyu cezâlandırmak" manasına gelen "nakm" kökünden türemiş bir sıfat olup "suçluları lâyık oldukları ve hak ettikleri şekilde cezâlandıran" demektir.[1] Şüphesiz Rabbimizin en güzel isimlerini incelediğimiz zaman bunlardan sadece birkaç tanesi ilâhî gazâba işaret eder. Bunlardan birisi de el-Müntakim ismidir. Diğer isimleri ilâhî rahmetin¸ merhametin¸ sevginin¸ bağışlayıcılığın¸ lütufkârlığın¸ az iyiliğe karşılık pek çok mükâfatın verileceğinden bahseder.  Nitekim O¸ bir âyette¸ "Rahmetim her şeyi kuşatır."[2] buyurmuştur. O'nun yaptığı her iş¸ hikmetine uygundur.  O¸ dâimâ kullarının arasında adalet ve hakkâniyeti gözetir. Gerek bu dünyada ve gerekse âhirette kullarını cezâlandırması¸ Yüce Allah'ın el-Hâkim ve el-Adl isimlerinin bir sonucudur. Bu isimler¸ Müslümanların hayatında yaşama imkânı bulurlar. Bundan dolayı Müslümanlar¸ dünya hayatında ibadet ve muâmelât konularında olduğu gibi adalet ve kamu hukukuna riâyet etme konusunda da gerekli ahlâkî hassasiyeti gösterirler. Nasıl ki her türlü hukuk sisteminde yasalara aykırı hareket etmek bir takım müeyyidelerin uygulanmasını gerektiriyorsa¸ aynı şekilde İslâm'da da özellikle adalet ve kamu haklarını ihlal konusunda bir takım müeyyideler getirilmiştir.  Bunun en açık kanıtı¸ Kur'an-ı Kerim'in çeşitli âyetlerinde geçtiği gibi¸ Yüce Allah'ın kullarına yaptıkları iyiliklere karşılık kat kat mükâfat vereceğini vaat etmiş olması[3] kötülük yapanlar da eğer tevbe edip yaptıkları kötülüklerden vazgeçmezlerse¸ onları cezâlandıracağını haber vermiş olmasıdır.[4]  Unutmayalım ki İslâm¸ cezâdan önce¸ birey ve toplumun suç işleyebileceği zemîni ortadan kaldırır. Yerine göre cez⸠eğitimde bir ıslah yöntemidir.


Kur'an-ı Kerim'de Allahu Teâlâ'nın intikâm sahibi olduğundan bahsedilir: "Allah güçlüdür¸ mazlumların öcünü alır."[5] O'nun öç alması kendisi için değil¸  hak ihlalini ortadan kaldıranlara karşı mazlumun hakkını almak içindir.  Cenab-ı Hak¸ tarih boyunca her türlü haksızlığı başkalarına reva gören zâlimleri ve inkâra şartlanmış kâfirleri yaptıkları haksızlıktan dolayı cezâlandırmak sûretiyle intikâmını almıştır ve almaya da devam edecektir.  Bir başka ifade ile O'nun intikâmı¸ peygamberlere ve onların getirdiği ilâhî mesaja karşı çıkan kimselere yöneliktir. Kur'an-ı Kerim'de bunun birçok örneği vardır. Nitekim bir âyetten öğrendiğimiz kadarıyla Fir'avun ve taraftarları Hz. Mûsâ (a.s.)'a gelerek¸ eğer Allah üzerimizden azâbı kaldırırsa iman edeceğiz¸ demişlerdi. Bunun üzerine Allah azâbı kaldırır kaldırmaz tekrar eski hallerine dönerek Allah'ın âyetlerini yalanlamaya ve muvahhid olanlara zulüm yapmaya başladılar. Yüce Allah da onları denizde boğmak suretiyle cezâlandırmıştır. Bir âyette bu olay şöyle anlatılır: "Bu sebeple onlardan öç aldık. Âyetlerimizi yalan sayıp umursamadıkları için onları denizde boğduk."[6] Yüce Allah'ın bir intikâmı olan bu cezâ sâyesinde hem mü'minler korunmuş ve hem de zâlimler cezâlandırılmış oldu.  Hiç kuşkusuz bu cez⸠zayıf bırakılmışların Rabbi olan Yüce Allah'ın bir adâletidir. Aynı şekilde Allahu Teâl⸠Hz. Şuayb (a.s.)'ın kavmi olan zâlim Eykelileri cezâlandırmıştır. Çünkü onlar; Peygamberi yalanladılar¸ onu yalancılık ve sihir yapmakla itham ettiler¸ ölçü ve tartıda hile yaparak kamu haklarına tecâvüz ettiler¸ Allah'ın âyetleriyle alay ettiler. Mü'minlere yapmadık eziyet bırakmadılar. Bunun üzerine Yüce Allah da onlardan intikâmını köklerini kazıyarak almıştır.[7] Kur'an'da anlatılan kıssalarda bu konuda pek çok örnek vardır.


Allahu Teâlâ intikâm sahibidir.  Bilindiği gibi intikâm¸ nimetin zıddıdır. İntikâm "nikmet" kökünden olup¸ güç göstermek ve bir cinâyetin cezâsını vermek demektir.  İntikâm bağışlamanın da karşıtıdır. Allah affedici ve bağışlayıcıdır. O¸ intikâm sahibi olduğu gibi hilm sahibidir de. Hilm¸ gücü yetmekle birlikte cezâyı askıya almak¸ ertelemektir. Yüce Allah¸  Gafûr¸ Raûf ve Rahîm'dir.  O¸ küfür ve isyandan sonra tevbe edip hakkı kabul edenleri¸ hakka dönenleri¸ iman edip kendisine sığınanları affeder ve bağışlar.  Affetme ve bağışlama¸ cezâ vermeye ve intikâm almaya gücü yetenlerden sâdır olduğu takdirde bir değer ve anlam ifade eder. Dinimizde affetmenin en makbûl olanı; muktedirken bağışlamak¸ iyiliklerin en değerlisi¸ kötülüklere karşı iyilik yolunu tercih etmek¸ merhametli oluşun en üstünü¸ acımayanlara acımak¸ bütün olumsuz tavırlar karşısında öfkeye yenilmeden; şefkat ve merhamet dilini elden bırakmamaktır.  İşte Yüce Allah böyledir. Dünya hayatında ister asi¸ isterse kâfir olsun¸ -değil mi ki hepsi O'nun kullarıdır- hepsine iyilikte bulunur. Onları hemen cezâlandırmaz¸ belki hatalarından dönerler diye mühlet verir¸ ama ihmâl etmez. Af denilen şey¸ hüküm giymiş ve sâbit olmuş olan bir cezâyı uygulamaya koymamak veya cezâyı gerektiren bir suçu hiç işlememiş saymak demektir. Suça¸  cezâ vermeye gücü yetmeyen bir kimsenin "Haydi seni affettim." demesi gülünç bir şeydir. Muktedir olanın bağışlaması anlamlıdır. Affedebilen her hâlükârda intikâm almaya da gücü yetebilendir. Bunun aksi çelişki olur. Hak Teâlâ hayır ile şerrin bütün ilkelerine hâkim¸ hayır ve hidâyeti rahmetiyle himâye eden¸ kötülük ve hıyaneti de izzet ve intikâmıyla gideren¸ Hayy ve Kayyûm olandır. Bundan dolayı her hakkın himâyecisi¸ her hayırlı ümidin mercii olan bir hak ma'bûddur.[8]


İyi ki¸ intikâm sahibi olan bir Allah'ımız vardır. Eğer müntakim olan Allah (hâşâ) olmasaydı¸ İslâm'ın ilk yıllarında "Rabbim Allah"tır dediği için akıl almaz işkencelere maruz bırakılan Ammâr bin Yâsirler¸ Sümeyyeler ve Bilâl-i Habeşîler gibi sahâbelere yapılan zulümlerin hesâbını kim soracaktı?


Eğer intikâm sahibi bir Allah'ımız olmasaydı¸ yaşadığımız dünyada müstez'af konumuna düşürülen¸ suyunu içip¸ havasını teneffüs ettiği ülkesinde her türlü yaşama¸ barınma ve çalışma hakları ellerinden alınan¸ bu yüzden de mülteci konumuna düşürülen milyonların hakkını ve hesabını kim soracaktı?


Eğer intikâm sahibi bir Allah'ımız olmasaydı¸ henüz çocukluğunu yaşayamadan bombalara kurban giden mâsûmların¸  nâmusları kirletilen kadınların ve savunmasız ihtiyar ve hastaların hukûkunu kim savunacaktı?


Eğer intikâm sahibi bir Allah'ımız olmasaydı¸ ülke gelirinin %80'ini kendi ve yakınlarına peşkeş çeken¸  %80'lik bir çoğunluğa gelirin ancak %20'sini pay eden haksız iktidarlardan kim hesap soracaktı?


Eğer intikâm sahibi bir Allah'ımız olmasaydı¸ sırf inandıkları için mü'min erkek ve mü'mine kadınlardan oluşan "ashâb-ı uhdud"u[9]  ateş dolu hendeklerde yakan ve onlara inanç özgürlüğü tanımayan zorbaların cezâsını kim verecekti?


İyi ki intikâm sahibi bir Allah'ımız vardır. Biz el-Müntakim ismi sâyesinde yalnız olmadığımızı biliriz. Haklarımızın yenmeyeceğini¸ şâyet yenirse¸ zâlimlerden zerrenin hesâbının sorulacağına inanırız. Mücâdele dolu hayat serüvenimizde O'nun el-Müntakim isminin varlığı bize özgüven duygusu kazandırır.


İntikâm sahibi olan Yüce Allah'ımızın el-Müntakim isminden alacağımız birçok ahlakî hisse vardır.  Bize en büyük zulüm¸ yanı başımızdan¸ hatta içimizden gelir. Bu bize kötülüğü emreden nefsimizdir. Asıl intikâmımızı¸  nefsimizden almalıyız. Eğer Allah'ımızın bakışına mahal olan kalbimizi¸ bizi O'ndan alıkoyacak batınî hastalıklardan arındırmazsak¸ her an ayağımız tevhîd çizgisinden kayabilir ve kendimize zulmetmiş oluruz.


 O halde nefsimizden nasıl intikâm alacağız?


 Eğer nefsimiz bize¸ "Bu gün namaz kılma." diye fısıldıyorsa¸ ondan intikâmımız hem günlük namazları tam kılmak ve hem de gece ibadetlerine kalkmak şeklinde olmalıdır.


Eğer nefsimiz bize fakir¸ yoksul ve ihtiyaç sahiplerinin hakkı olan zekât ve infâk ibadetini engellemeye kalkıyorsa¸ Allah'ın farz kıldığı mâlî yükümlülükleri yerine getirmekle birlikte¸ daha fazla infâkta bulunmak suretiyle nefsimizden intikâm almalıyız.


  Eğer nefsimiz bize¸ kibir¸ kendini beğenmişlik gibi kötü hasletleri fısıldıyorsa¸ biz mütevâzı olmak suretiyle ondan intikâmımızı alabiliriz.


Ne mutlu el-Müntakim olan Allah'ımızın bu güzel ismini gereği gibi anlayan ve yaşayanlara!..


 


 






[1] El-İsfehani¸ Ragıb¸ el-Müfredat¸ İstanbul¸ 1986¸ s. 769



[2] 7/A'râf¸ 156.



[3] Bkz. 2/Bakara¸ 189; 3/Âl-i İmrân¸ 15-17; 5/Mâide¸ 27.



[4] Bkz. 3/Âl-i İmrân¸ 112; 4/Nis⸠14.



[5] 3/Âl-i İmrân¸ 4.



[6] 7/A'râf¸ 136.



[7] Bkz.11/Hûd¸ 84-94; 7/A'râf¸ 85; 26/Şuar⸠177.



[8] Elmalılı M. Hamdi Yazır¸ Hak Dini Kur'an Dili¸ İstanbul¸ 1979¸ II¸ 1022.



[9] Bkz. 85/Burûc¸ 10.

Sayfayı Paylaş