ŞEHİRLER VE YOLLLAR

Somuncu Baba

"Selçuklular¸ büyük şehirleri birbirine bağlayan yolları
kervansaraylarla¸ hanlarla donatmışlar. Her 35-40 km.'de
bir kervansaray inşa etmişler.."

Bugün çok şeritli temiz asfalt yollarda seyahatin tadını çıkarmaya başladık. Çocukluğumdaki yolları hatırlıyorum. İllerimi­zin çoğu birbirine stabilize yollarla bağlıydı. Yollar daracıktı ve arabalar bozuk yollarda sık sık parça kırarlardı. Hiç unutmam¸ Çorum'dan İskilip'e gidiyoruz. Yolda bizi taşıyan eski bir otobüs yolun gadrine uğradı ve arızalandı. Saatlerce soğuk bir kış gününde yolda beklemek zorunda kaldık. Yolcular da şoföre yardım ederek arabanın arızasını giderdiler yolumuza devam edebildik.


Aslında¸ bir yol arızasını burada gündeme getirmek belki de gereksiz görülebilir¸ elbette bunun orijinal tarafı da yok. Ancak bu arıza¸ bana hayatın arka planına itilen ve halkın nasıl istismar edildiğini gösteren bir olayın fotoğrafını da verdiği için burada önemsedim. Onu size de anlatmak istiyorum.


Araba arızalanınca¸ hırpani kılıklı bir adam hemen bir kenara çömeldi¸ önüne bir mendil açtı ve seslenmeye başladı:


“Müslüman kardeşlerim¸ bana yardım edin dua edeyim. İnşaallahu Teâla araba çalışacaktır.”


Adama önce kadınlar ilgi duymaya başladılar ve baktım ceplerinden çıkardıkları bozuk paraları önündeki mendile bırakıyorlar. Adam da kafasını önüne yıkmış¸ her bırakılan paraya karşılık elini göğsüne götürüp başıyla selam veriyor ve okumasına devam ediyor. Dayanamadım¸ adamın yanma yaklaştım:


“Senin bu yaptığın ayıp değil mi? Madem böyle maharetin vardı¸ araba bozulmasın diye dua etsen de bu sıkıntıya uğramasaydık ya?”


Adam cevap vermeden birisi atıldı:


“Olur mu delikanlı¸ bu araba bozulacak ki¸ adam para toplayabilsin. Böyle bir kerameti varsa¸ böyle para toplamak için onu arabanın bozulması için göstermiştir belki de…”


Mantıklı bir yaklaşımdı. Tabii¸ benim tepkime katılanlar arttı. Adamı karga tulumba kaldırdılar. Onun şarlatanlığının bir katkısının olduğunu sanmıyorum. Uzun ve yorucu çabalardan sonra araba tamir edildi ve biz yolumuza devam ettik.


Bundan yarım asır öncesinin böyle yol dramlarıyla ile bugünün yolları elbette kıyaslanamaz. O dönemin araçlarıyla bugünün ulaşım araçları da. Ancak¸ bu duruma gelmeden önce¸ mesela¸ Selçuklular döneminde yollarımız nasıldı? Güvenlik var mıydı? Osmanlılar döneminde ulaşım şartları nasıldı? Şehirlerin atardamarı da toplardamarı da yollardır. Bir şehir güvenli ve işlek yollarla başka şehirlere bağlanabiliyorsa¸ o ülkede kalkınma mutlaka hızlanacaktır.


Bugünün İpekyolu efsanesi¸ dünün gerçek ticaret ağını temsil ediyordu. Selçuklular¸ büyük şehirleri birbirine bağlayan yolları kervansaraylarla¸ hanlarla donatmışlar. Her 35-40 km. de bir kervansaray inşa etmişler¸ Üstelik burada konaklayan insanlara üç gün ücretsiz bakım lüksünü de getirmişler. Adam uzun ve yorucu bir yoldan gelmişse¸ hanın hamamında yıkanır¸ berberinde tıraş olur¸ mutfağında karnını doyurur¸ hastaysa tedavisini yaptırır¸ hayvanının bakımını yapar¸ gerekirse nallarını yeniletir. İsterse¸ burada alış-verişini de yapabilir. Sonra kalkar¸ kervansaray münadisinin¸ “Malında eşyasında eksiği olan var mı¸ varsa gelsin berü!” nidasına muhatap olur¸ malını kontrol eder ve zinde bir şekilde şehre ya da şehrin pazarına iner.


Çin'den¸ Hindistan'dan kalkıp Türklerin hâkimiyeti altında­ki topraklarda binlerce km. yolu kat ederek Anadolu'ya gelen kervanlar¸ bu uzun ve zahmetli yollarda Kervankıran haydutlara¸ yol kesen eşkıyaya rastlamıyorsa¸ ortada bir güç ve irade yani bir otorite var demektir.


Selçuklu topraklarında¸ 200'ü Anadolu'da olmak üzere 800'ün üzerinde kervansaray olduğu nakledilir. Sadece Kayseri-Sivas arasında 24 hanın bulunduğundan söz edilir. Hatta ticaret öylesine canlıdır ki¸ o yıllarda Sivas'ta 15 ülke konsolosluk açarak Anadolu'daki işlerini buradan takip etmişlerdir.


Yerine göre bin deveden oluşan 2.500 insanı peşinden sürükleyen ve 300 ton mal taşıyan bu kervanlar¸ şehirlerin ana besleyicisi durumundaydı. Şehirlerin böylesine bir ilgi odağı haline gelmesi¸ elbette güçlü ekonomisinin olmasındandı. Adam gelecek burada malını satacak ve ülkesine yeni mallar alarak dönecektir. Rahmetli Prof. Dr. Faruk Sümer¸ Kaniş-Karum geleneğinin¸ Selçuklular döneminde¸ Kaniş-Karum'dan 50 km. daha Doğu'da bugünkü Pazarören köyü yakınındaki Zamantı Kalesi¸ (ki büyük ihtimalle bir kervansarayı da olmalıdır) yakınındaki Yabanlu Pazarı'nda sürdürüldüğünü anlatır. Bu Pazar¸ Selçukluların bir nevi yaz fuarı durumundaydı. Ticaret kervanları ve mal alacaklar ve kendi mallarını yabancılara satacaklar burada buluşurlardı. Bu ticaret¸ Kayseri'ye o tarihlerde çok büyük bir canlılık getirmişti.


Selçuklular dönemindeki bu ticarî potansiyel ve hareket­lilikten söz eden Prof. Dr. Hakkı Acun¸ Prof. Dr. Turan Yazgan'ın hesaplamalarına göre yalnızca Sivas'ta toplanan verginin dört milyar altın¸ Büyük Britanya İmparatorluğu'nda toplanan vergininse yedi buçuk milyar altın olduğunu söylemektedir. Tabiî ki bu zenginlik kısa zamanda Moğol çapulcusunun dikkatini çekecekti. Bir taraftan Haçlılar¸ Bizans¸ Gürcüler vs. ile de mücadele eden Selçuklu bir de Baba İshak Türkmen ayaklanmasıyla uğraşmak zorunda kalınca zayıf düştü. Moğollara mağlup oldu. Türkmen¸ Moğol zulmünden memnun kalmış mıdır acaba?


Şehirleri doyuran da¸ batıran da demek oluyor ki¸ bu servet akışı oldu. Gerçekten de¸ 13. asrın ortalarında Alaeddin Keykubad'ın öldürülmesinden hemen sonra¸ Selçuklular¸ 1243'de Kösedağ'da Moğollara karşı hezimete uğradı ve Moğollar Önce Sivas'ı¸ Sonra'da Kayseri'yi yakıp yıkarak devletin Başkenti Konya'yı kontrole aldılar. Moğollar Anadolu'daki bu birikimi talan ettiler. Kayseri'deki insan katliamından söz eden Prof. Dr. Osman Turan şehirdeki cesetlerin arasından geçen askerlerin çizmelerinin içine kan dolduğunu söyler. Bu vahşetten sonra şehirler bir daha eski güzelliğine ve gücüne kavuşamadı. Yollardaki güvenlik zayıfladı¸ ticaret durdu ve fakirlik başladı. O tarihlerde Moğolların büyük tahribatına uğrayan kervan­saraylar¸ hanlar yıkık halleriyle Osmanlı döneminde de hizmet verdilerse de¸ zamanla fonksiyonlarını kaybettiler. Bugün¸ o 800'ün üzerindeki Han'dan ancak 40 kadarı ayakta kalabilmiş ve geçmişin macerasına tanıklık etmektedirler.


Osmanlı İmparatorluğu bu çökmüş¸ çözülmüş Anadolu şehirlerini yeniden ihya için harekete geçtiyse de¸ Doğu'da İran'la¸ Batı da ise Haçlı despotizmini taşıyan Hıristiyan devletlerle uğraştığı için şehirlerin çoğu kendi yaralarını kendileri sardılar.


Bugünkü Anadolu şehirlerinin hemen tamamında geçmişin bu ağır tahribat izini görmemiz mümkündür. Buna rağmen¸ Türkiye toparlanmış ve şehirler¸ geçmişten kendilerine emanet edilen yolları genişleterek ve daha rahat ulaşım sağlayacak kaliteye kavuştur­muştur. Bugün insanımız iki şehir arasında yerine göre bir aylık yolculuğa karşılık günümüzde birkaç saatte çok lüks araçlarla ulaşım sağlamanın konforuna kavuşmuştur. Artık yollarda ne deve ne de kağnı arabası¸ ya da kervan katarları var. Bu işleri şimdi güçlü ve hızlı otomobil ve motorlu araçlar yerine getiriyor. Ufukta geçmişin korkusunu yaşatacak bir Moğol ya da Haçlı¸ gizli tehdidi olsa da açık saldırısı gözükmüyor. İçimizdeki Moğol zihniyetinin ihtirasları ve saldırganlığı kırılabilse¸ belki bu şehirler çok daha hızlı bir şekilde gelişebilecektir!

Sayfayı Paylaş