SAVURGANLIK HASTALIĞI

Somuncu Baba

"Savurganlık kişiyi düşüncesiz konuma sürükler. Bu yüzden çok geçmeden yoksulluk onların kapılarını çalar. Dolayısıyla savurganlık¸ insanı hem başkalarına muhtaç eder hem de Allah sevgisinden mahrum bırakır."

İsraf¸ tüketim toplumunun en ciddi açmazlarından birisidir. İsraf¸ eşyayı salt objeye dönüştürmek¸ yani ‘işe yararlık' kategorisinden çıkararak¸ gereksiz bir tüketim ile anlam alanının dışına atmaktır. Her geçen gün yeni bir yüzle tüketicinin karşısına çıkarak gündemde kalmayı başaran nice ürün¸ bir süre sonra gereksiz ve amaçsızca biriken eşya yığınlarını oluşturmaktadır. Tarih boyunca geçerliğini koruyan böyle bir sorun karşısında Rasûl-i Ekrem'in koyduğu sınır gayet belirgindir: "Yiyin¸ sadaka verin¸ giyinin ama israfa ve gösterişe kaçmadan!"[1] Allah'ın malı boşa harcamaya yönelik faaliyetlerden hoşlanmadığını belirten Hz. Peygamber (s.a.v.)'in¸[2] ihtiyaç fazlası tüketimi doğrudan şeytanla ilintilendirmesi ise dikkat çekicidir. Bu ilinti¸ saçıp savuranları nankörlük bağlamında "şeytanların kardeşleri" olarak tanımlayan Kur'an diliyle örtüşmektedir.[3] Söz gelimi Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ cana can katacak tek bir lokmanın bile heba edilmemesini isterken¸ "Biriniz elindeki lokmayı yere düşürürse¸ ondaki toz toprağı gidersin¸ lokmasını yesin. O lokmayı şeytana bırakmasın."[4] demektedir. Nihayetinde her lokma¸ anlamın devamlılığına hizmet için yaratılmıştır.[5]


Bir defasında Hz. Peygamber (s.a.v.) Hz. Sa'd'e uğradı. Sa'd bu esnada abdest alıyordu. Rasûlullah (s.a.v.)¸ (onun suyu aşırı kullandığını görünce) bu israf nedir? diye sordu. Sa'd de¸ abdestte de israf olur mu¸ dediğinde Hz. Peygamber (s.a.v) de "Evet¸ hatta akmakta olan bir nehirde abdest alsan bile." şeklinde cevap verdi.[6]


Peygamber Efendimiz bir başka hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "İki haslet vardır ki bir mü'minde asla beraber bulunmazlar: Cimrilik ve kötü ahlâk."[7] 


Bu uyarılar çerçevesinde diyebiliriz ki¸ "Bir damladan ne çıkar?" dedi mi bir kez insan¸ musluktan damlayan su¸ barajları tüketir. Saniyede bir damla¸ ayda bir ton demektir. Bu hesap bir musluk için.[8]


Gösterişe dayalı ve aşırı tüketimin sürüklediği uçurumun ne denli felaketler getirdiğini şu şekilde sıralayabiliriz:


1. Gösterişe dayalı tüketim¸ kıskançlık ve haset duygularını tahrik etmekte¸ böylece insanlar arasında kin¸ nefret ve düşmanlık gibi olumsuzluklar yaygınlaşarak sosyal barışın zedelenmesine yol açmaktadır.


2. Aşırı tüketime dayalı hayat tarzının yaygınlaşmasına paralel olarak insanî ve ahlâkî değerler aşınmakta; manevi zenginlikten yoksun¸ çevreye karşı duyarsız kimi insan tipleri oluşmaktadır.


3. Diğer taraftan aşırı tüketim ya da dengesiz harcamalar sebebiyle ağır borç yükü altına giren ve bu yüzden pek çok sorun yaşayan insanların ve dağılma noktasına gelen ailelerin sayısı artmaktadır. Buna bağlı olarak da nice çocuklar¸ kadınlar kendi kaderine terk edilmektedir.


4. Aşırı tüketim bir müddet sonra adeta bağımlılık yaparak bireyleri esir almakta¸ gerçekte ihtiyaç olup-olmadığı sorgulanmadan harcamaya sevk etmektedir.


5. Aynı zamanda dayanışma¸ muhtaçlara yardım¸ tabiatı (çevreyi) koruma¸ israf ve gösterişten sakınma¸ hakkından fazlasını almama gibi dinî ve ahlâkî erdemleri aşındırmaktadır.[9] Müsrif insan¸ başkaları sıkıntı içindeyken rahatlığı kendisi için satın alan kimsedir. O¸ tembel¸ bencil¸ kibirli¸ dengesiz¸ düşüncesiz ve aşırı tüketici biridir. Birlikte yaşama¸ insanların karşılıklı eylemleriyle gerçekleşir. Savurganlığı¸ bencilliği¸ zulmü ve diğer kötülükleri besleyen nedenlerin ağır bastığı bir ortamda¸ yüksek değerler aşınır¸ doğru insanların da sayısı azalır. Buna karşılık insanlar arasındaki anlaşmazlıklar ve çekişmeler artar. Toplumun varlığı¸ birliği ve huzuru tehlikeye girer. Eğer inandığımız hayatı gerçekleştirecek gayreti gösteremezsek¸ kendi kendimize yazık etmiş oluruz.[10]


6. Savurganlık kişiyi düşüncesiz konuma sürükler. Bu yüzden çok geçmeden yoksulluk onların kapılarını çalar. Dolayısıyla savurganlık¸ insanı hem başkalarına muhtaç eder hem de Allah sevgisinden mahrum bırakır.


7. Savurganlık kişiyi az emekle ve gayri meşru yollardan çok kazanma hırsına sürükler. Bunlar alınları terlemeden elde ettikleri kazançları¸ kendi bencil duygularını tatmin etmek için ölçüsüzce harcarlar.


8. İsraf toplum bünyesinde ve insan benliğinde önemli yaralar açar. Toplumda üretim ve tüketim dengesini bozar¸ insanı tembelliğe itip¸ çalışma hayatını geriletir. İnsanlar arasında kin ve düşmanlıkların yayılmasına yol açar.


İsrafın sosyal¸ ekonomik¸ psikolojik¸ politik pek çok sebebi vardır. Bunlardan birkaçına burada işaret etmek istiyoruz:


1. İnançsızlık yahut iman zayıflığı: Özellikle ahiret ve cennet hayatına imanın kişilerde zayıflaması¸ Rabbimizin kitabında uzun uzadıya anlattığı cennetteki lüks ve konforlu hayatın göz ardı edilmesine yol açmıştır. Bunun sonucunda bu insanlar cennetlerini (!) dünyada kurabilmek için hoyratça ve sorumsuzca harcamalardan kaçınmamaktadırlar. Bu da İslâmî eğitim eksikliğinden ve hesap verme endişesi taşınmadığından kaynaklanmaktadır. Nitekim kıt akıllı ve gafil kimseler için israf kelimesi (serife'l-akl ve'l-fuâd) kullanılmıştır.[11] Bu da israfçılığın akılsızlık ve gafletten kaynaklandığını gösterir.


2. Başkalarını düşünme duygusunun gelişmemesi: Hâlbuki Peygamber Efendimizin¸ "Komşusu açken tok yatan (gerçek) mü'min değildir"[12]¸ "Kendi nefsiniz için istediğinizi mü'min kardeşiniz için de istemedikçe (olgun) mü'min olmazsınız."[13] hadislerine muhatap olan Müslüman kişi¸ sahip olduğu maddî ve manevî nimetleri sorumsuzca ve sınırsızca israf edemeyeceği gibi¸ başkalarının açlık ve ıstırabına da duyarsız kalamaz.


5. Reklamcıların ölçüsüzlüğü ve kandırıcı rolü: Müsrifler tüketim alışkanlığını mutluluk yolu olarak görürler. Bu "serap" Yunus Suresinin 12. âyet-i kerimesinde şöyle ifade edilmektedir; "…Ölçüsüz davranıp haddi aşanlara yapmakta oldukları şeyler¸ böylece süslenmiş ve hoş gösterilmiştir."[14]  Dış dünyasını suni yıldızlarla süsleyenler¸ iç dünyalarının semasını yıldızsız bırakıp¸ hep karanlıkta kalanlardır.[15]


6. Alın teri dökmeden¸ emek harcamadan sağlanan kazançlar¸ sorumsuz harcamalara sevk etmiştir. İsraf değer bilmemekten doğar. İsraf¸ küçümsemenin bir başka sonucudur. Bir şükürsüzlüktür israf. Bir bardak suyun değeri hissedilse¸ bütün damlayan musluklar durur.


7. Dünya sevgisinin ahiret sevgisinin önüne geçmesi: "Siz ise dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Hâlbuki ahiret¸ daha hayırlı ve daha devamlıdır”[16]¸ "Şüphesiz aşırı giden israfçılar ateş ehlinin kendileridir.”[17]


8. Kişinin kendini gösterme merakına koyulması: Başkalarına üstünlük taslayanlar ve varlığını görünür kılmaya çalışanlar¸ değersizliklerini abartılı bir şekilde saçıp savurmalarla örtüp gizleme duygusuna kapılmaktadırlar.


İsraftan Kaçınmanın Yolu


Birey ve toplumun hayatına kasteden israf virüsünden kaçınmanın yollarını ise şu şekilde sıralayabiliriz:


1. İsrafa bulaşmamak için önce insanın dünyaya bakışını düzeltmek gerekmektedir.


2. Zihniyet değişimi gerekmektedir. Günümüzde Tasarruf Ekonomisinden bahsedilmektedir. Enerjide¸ giyimde¸ yiyecekte¸ parada¸ her şeyde tasarruf gerek. Ancak işe zihniyetten başlayıp insanımızı bunun gerekliliğine inandırmalıyız. Daha çok üretip daha çok tüketmeyi ilke edinmiş dünya insanlığı yediği şeylerin atık ve artıklarını dökecek yer bulamıyor. Açlık denilen felaketin erzak yokluğundan değil¸ adil davranılmayıp¸ dengeli paylaşım olmadığından¸ kimilerinin ciddi israfından doğduğunu söylemek pek abartılı olmaz sanırım. Tüketime yönelik reklam ve propagandaya¸ kanaatsizlikte ilave edilince karşılaşılan manzara bu olmaktadır.[18]


3. Zühd anlayışının benimsenmesi: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular: "Hiçbir insan¸ midesinden daha tehlikeli bir kap doldurmamıştır. Hâlbuki kişiye¸ kendisini ayakta tutacak birkaç lokma yeter. Şayet bir kimsenin mutlaka çok yemesi gerekiyorsa¸ midesinin üçte birini yemeğe¸ üçte birini içeceğe¸ üçte birini de nefesine ayırsın!"[19]


4. Kanaati şiar edinmek: Devrinin en zengin adamı İmam-ı Azam'ın ifadesiyle "İsrafta hayır yoktur; hayırda da israf yoktur." bilincinde olmak. Niçin taksitle bir şey satın almayan İmam-ı Azam'a bunun sebebi sorulduğunda "Benim o kadar süre yaşayacağıma dair garantim yok." cevabını vermesini dikkate almak. İhtişamlı dönemlerinde Osmanlı'nın Topkapı Sarayı'nı¸ çöküş döneminde Dolmabahçe Sarayı'nı yapmasındaki halet-i ruhiyeyi idrak etmek gerekir. [20]


5. Anne ve baba tarafından çocuğa aile ortamında tüketim ahlakının kazandırılması. Bu hususta şunlara dikkat edilmesi gerekmektedir:


a. Önce her konuda olduğu gibi tüketim konusunda da anne baba çocuğa güzel örnek olmalıdır. Çocuğun bu konuda kendilerini model alacağını unutmamalıdır. Eğer anne baba ihtiyacına göre harcamada bulunuyor¸ dinlediği reklamlardan¸ komşulardan vs. etkilenerek hemen alışverişe koşmuyor¸ bir yerden çıkarken elektriği kapatıyor¸ açık bırakmıyor¸ suyu gereksiz yere akıtmıyor¸ artan yemekleri dökmüyor¸ ekmekleri çöpe atmıyor¸ eşyaları henüz eskimeden değiştirmiyor ise çocukta da böyle güzel tüketim alışkanlıkları oluşur ve kanaatkâr bir anlayış hâkim olur.


b. Çocuğun izlediği televizyon programlarından ve reklamlardan etkilenmemesi için¸ onlardaki aşırılıklar hakkında çocukla konuşulmalıdır. Reklamların amacı¸ bizim sorumluluğumuz ve vereceğimiz kararın önemi çocukla birlikte değerlendirilmelidir. Reklamlarda abartıların olduğu¸ gerçekleri tam yansıtmadıkları¸ reklamını yaptıkları eşyanın sadece iyi yönlerini ön plana çıkardıkları¸ eksik ve olumsuz yönlerinden hiç söz etmedikleri belirtilmelidir.


c. Çocuğa öz güven kazandırılmalıdır. Öz güveni olan¸ kendini yeterli gören çocuk reklamlardan da¸ arkadaşlarından da fazla etkilenmez. İhtiyacı olduğu kadar tüketir. Alışveriş yaparak¸ tüketime yönelerek kendini kabul ettirme yoluna gitmez. Öz güven hayatın erken dönemlerinde¸ ilk yıllarda şekillenir. Anne babanın çocukla kurdukları iletişim tarzı¸ çocuğa yönelik tutumları¸ özgüvenin oluşmasında birinci derecede rol oynar. Yeterli sevgi gösterilmeyen¸ sevgisiz büyüyen çocuğun kendine güveni olmaz. Aşağılık duygusuna sahip olur. Aşırı koruyucu anne baba tutumu da çocukları beceriksiz ve korkak yapar¸ kendilerine güvenlerini yok eder. Bunlar bağımsız hareket etme¸ tek başına bir işe girişme cesareti gösteremezler. Aynı şekilde¸ düşüncelerine değer verilmeyen¸ görüşleri alınmayan¸ aşırı baskı gören çocuklar da kendilerine saygı duymazlar¸ öz güven kazanamazlar. Başarısız¸ beceriksiz nitelendirmeleri de çocukların öz güven duygularını yok eder. Bu nedenle çocuğa koşulsuz sevgi gösterilmeli¸ çocuk dinlenilmeli¸ düşüncelerini ve duygularını ifade etmesine fırsat tanınmalı ve söylediklerine değer verilmelidir. Çocuğa olumsuz ifadeler kullanılmamalı¸ lakaplar takılmamalıdır.


d. Çocuğa ihtiyaçtan fazlasını talep etmemesi¸ kendisindekilerin çok azına sahip olanları düşünüp şükretmesi ve kanaatkâr olması öğütlenmelidir. Hatta sahip olduklarının bir kısmını ihtiyacı olanlara verebiliyorsa bunun çok daha güzel¸ çok daha takdir edici bir davranış olduğu anlatılmalıdır.


e. Gereksiz olarak tüketilen şeylerde başkalarının hakkı olduğu¸ tüketirken bunu düşünmesi gerektiği¸ topluma ve dünyaya karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmesinin onu yücelteceği¸ bunun dinî ve insanî bir görev olduğu çocuğa anlatılmalıdır. Bu konuları işleyen kitap¸ öykü ve masallardan yararlanılmalıdır.[21]


Çocuklarımıza israftan kaçınma alışkanlığını kazandırırken¸


– Onların yiyecekleri kadar yemek almalarını sağlamalı¸


– Tabaklarında yemek bırakmamalarına dikkat etmeli¸


– Meyveleri birbirine atacak malzeme olarak görmemeli.


– Büyükleri kendilerine örnek olmalı.[22]


Sonuç olarak diyebiliriz ki¸ cömert insanın varlığı elinde olur¸ onu hakiki sahibi adına tasarruf eder. Müsrif ise kendini mal sahibi sanır¸ emanetçi olduğunu unutur¸ harcama kurallarını kendisi koyar. Müsrif¸ döke saça kendine harcarken mutludur. Cömert başkasına verirken huzur bulur.[23]


Vakkasoğlu'nun çağrısına aynen katılıyor ve şu çağrıyla yazımızı noktalıyoruz:


Geliniz¸ aşırı süslenmeye¸ dışarıdan büyük dövizler sarf ederek ithal edilen kozmetik sanayi mamullerine¸ elmasa¸ pırlantaya¸ şatafatlı ev eşyalarına¸ lüzumsuz fazlalıktaki kat kat perdelere¸ rafları¸ sehpaları dolduran ıvır zıvır biblolara¸ vazolara¸ kristallere¸ avizelere beraberce karşı çıkalım.


Evlerimizde sadece akla uyan¸ işe yarayan¸ lüzumlu¸ faydalı eşya bulunsun; ölçülülük¸ sadelik ziynetimiz olsun¸ lüksten israftan kaçınalım. Mümkün oldukça yerli malı ve iç piyasa imali malzeme kullanalım.


Paramızın artanını da diğer fakirlerin¸ bîçarelerin gözyaşlarını dindirmeye¸ yaralarını sarmaya; maddeten ve mânen kalkınmasına sarf ederek dünya ve âhiretin mutluluğuna erelim.[24]


Müslüman evinde israf olmaz. Yenen zeytinin çekirdeği tesbih olur. Bayat ekmek köfte olur. Ekşimiş yoğurt ayranlaşır. Eskimiş eşya görev değiştirir¸ işe yaramaya devam eder.[25]


 






[1] Nesâî¸ Zekât¸ 66.



[2] Buhârî¸ İstikrâz¸ 19.



[3] 17/İsr⸠26-27.



[4] Müslim¸ Eşribe¸ 136.



[5] Huriye Martı¸ "Tüketim: Eritmek İçin Değil Üretmek İçin"¸ Diyanet Ayık Dergi¸ Temmuz 2011¸ Sayı 247¸ s. 21.



[6] İbn Mâce¸ Taharet¸ 48;İbn Hanbel¸ Müsned¸ II¸ 221.



[7] Tirmizî¸ Bir 41.



[8] Kemal Ural¸ Küçük Şey Yoktur¸ Şûle Yayınları¸ İstanbul 1994¸ s. 155.



[9] Yüksel Salman¸ Diyanet Ayık Dergi¸ Temmuz 2011¸ Sayı 247¸ s. 2.



[10] Fahrettin Yıldız¸ Kur'ân Aydınlığında Hayatı Doğru Yaşamak¸ İşaret Yay.¸ İstanbul 2001¸ s.263-264.



[11] Bkz. İbnu'l-Esir¸ a.g.e.¸ 361.



[12] Ebû Şeybe¸ Musannef¸ 7/218; Heysemî¸ Mecmeu'z-zevâid¸ VIII/167.



[13] Buharî¸ İman¸ 7; Müslim¸ İman¸ 71-72



[14] 10/Yunus¸ 12.



[15] Vehbi Vakkasoğlu¸ "İsraf¸ İflah Etmez!"¸ Yenidünya Aylık İlmi¸ Fikri¸ Aktüel Dergi¸ yıl: 16¸ sayı: 183¸ Ocak 2009¸ s.6.



[16] 87/A'la¸ 16-17.



[17] 40/Gâfir¸ 43.



[18] Ömer Yılmaz¸ Din ve Mutluluk¸ İstanbul 2002¸ s.209.



[19] Tirmizî¸ Zühd¸ 47



[20] Vakkasoğlu¸ "İsraf¸ İflah Etmez!"¸ Yenidünya¸ yıl: 16¸ sayı: 183¸ s. 7-8.



[21] Hüseyin Peker¸ "Tüketim Ahlakı Eğitimi"¸ Diyanet Ayık Dergi¸ Temmuz 2011¸ Sayı 247¸ s. 17.



[22] Vakkasoğlu¸ "İsraf¸ İflah Etmez!"¸ Yenidünya¸ yıl: 16¸ sayı: 183¸ s. 8.



[23] Vakkasoğlu¸ "İsraf¸ İflah Etmez!"¸ Yenidünya¸ yıl: 16¸ sayı: 183¸ s. 8.



[24] M. Esad Coşan¸ "Yolumuz ve İdealimiz"¸ Kadın ve Aile Dergisi¸ Aralık 1985; Başmakaleler 2¸ ed. Necdet Yılmaz¸ Server İletişim¸ İstanbul 2008¸ s. 34.



[25] Vakkasoğlu¸ "İsraf¸ İflah Etmez!"¸ Yenidünya¸ yıl: 16¸ sayı: 183¸ s. 8.

Sayfayı Paylaş