MÂNEVÎ DESTEK VE ALKOLİKLERİ REHABİLİTASYONU

Somuncu Baba

“Sosyal hizmet¸ toplumda dışlanma riski ile karşı
karşıya gelmiş olan kişi ve grupların topluma uyum
sağlayabilmeleri ve toplumun da bu kesimleri
bağrına basmalarını sağlayan koruyucu ve
kaynaştırıcı bütün gayret ve çalışmalardır.”

GİRİŞ


Sosyal hizmet¸ toplumun bütün üyelerine yönelmekten ziyade özel durumları gereği yardıma ve desteğe muhtaç insanlara ve gruplara ağırlıklı olarak yoğunlaşmaktadır. Mesela¸ korunmaya muhtaç kimsesiz veya terk edilmiş çocuklar¸ ileri yaşlılıklarından dolayı aciz duruma düşmüş yalnız insanlar¸ engelliler¸ kronik hastalar¸ dışlanan etnik gruplar ve azınlıklar¸ zor şartlar altında çalışan insanlar ve sosyal hayattan bağını koparmış alkolikler. Bu yönüyle sosyal hizmet¸ toplumda dışlanma riski ile karşı karşıya gelmiş olan kişi ve grupların topluma uyum sağlayabilmeleri ve toplumun da bu kesimleri bağrına basmalarını sağlayan koruyucu ve kaynaştırıcı bütün gayret ve çalışmalardır.[1]


İslâm'ın Sosyal Hizmet Yaklaşımı


Sûfîlerin manevî ve sosyal rehberi konumunda olan son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)¸ İslâmî sosyal hizmetlerin de efendisidir. Hz. Muhammed (s.a.v.)¸ bir hadis-i şerifinde sosyal hizmette bulunanları şu şekilde övmüştür: “İnsanların en hayırlısı¸ diğer insanlara en faydalı olandır.[2] Allah rızası için bir insanın ihtiyacını karşılamak kadar manevî yönden kazançlı bir iş olmadığını bizzat Hz. Muhammed (s.a.v.)¸ şu hadis-i şeriflerinde ortaya koymuştur: “Bir mü'min kardeşimin ihtiyacını görmek için yürümem¸ bana şu mescidde oturup bir ay itikâfa girmekten daha sevimlidir.[3] Bu kutsî uyarılar çerçevesinde İslâm dini ve onun sosyal ahlâk ilkelerini sistemleştiren tasavvuf ekolü¸ muhtaç insanların özel ihtiyaçlarını gidermeyi ve kendi çabalarıyla günahlarından kurtulamayan insanlara manevî rehabilitasyon uygulamayı kendisine aslî bir görev olarak görmüştür.


Sûfîler Alkolikleri Nasıl Rehabilite Ederdi?


Alkol tüketen insanların birçoğu¸ bu kötü alışkanlıklarından kurtulmak istemelerine rağmen¸ onlara sosyal ve manevî rehabilitasyon uygulayabilecek yeterince hizmet elemanları bulunmadığı için¸ sahipsizlik içinde daha da karanlık bir uçuruma sürüklenmektedirler. Bunun için sûfîlerin sergilemiş oldukları örnek davranışlarından yola çıkarak¸ günümüzde alkolizmle nasıl mücadele edilebileceği noktasında bazı müşahhas ipuçları verelim.


Hz. İbrahim bin Ethem'in Yaklaşımı


Hz. İbrahim bin Ethem¸ bir gün sokakta üstü başı perişan bir hâlde yatan bir sarhoş görmüş. Ağzının pis kokulu olduğunu görünce su getirip¸ “Şayet Yüce Allah'ın adını diline alan bir ağzı bulaşık olarak bırakacak olsak hürmetsizlik olur¸” diyerek¸ sarhoşun ağzını yüzünü yıkamış¸ üstüne başına çeki düzen vermiş. Sarhoş ayıldığında bakmış ki ağzı ve yüzü temiz bir vaziyettedir. Bu hâle nasıl geldiğine merak etmiş olduğu için kendisine “Horasan zahidi ağzını ve yüzünü yıkayıverdi.” demişler. O kişi¸ mahcubiyetinden utanmış ve yaptıklarından pişmanlık duymuş olacak ki hemen orada “Ben de tevbe ettim gitti.” demiş. Hz. İbrahim bin Ethem¸ bu olaydan bir süre sonra bir rüya görmüş. Rüyada kendisine şu şekilde hitap edilmiş: “Bizim rızamızı kazanmak için sen onun ağzını yıkadın¸ Biz ise senin için o adamın kalbini yıkadık!”[4] Sarhoşların kalbî rehabilitasyonu ve manevî ıslahı¸ nihayetinde Allah'ın kudretindedir. Ancak sûfîler¸ çekinmeden Allah için sarhoşlara insanî hizmette bulundukları için¸ hidayete muhtaçların kalpleri de daha kolay yumuşamaktadır.


Hz. Ebu Osman Hirî'nin Yaklaşımı


Horasan erlerinden Şeyh Ebu Osman Hirî¸ bir gün sokakta genç bir sarhoş ile karşılaşmış. Kafayı çekmiş berduş¸ şeyhin kendisine şeriatın emirlerini uygulayacağından korkarak¸ elindeki sazı abasının altına saklamış ve yüzünü külahıyla örtmeye çalışmış. Şeyh¸ şefkatli bir ifadeyle yanına varıp gönlüne hoş gelen şu sözleri söylemiş: “Hiç çekinme¸ zira kardeşler hep birdir¸ birbirlerine karşı hiç değişmezler¸ seni biz her hâlinle severiz.” Genç¸ alkollü hâliyle bile bu sözlerin etkisi altında kalarak¸ derhal tevbe etmiş ve doğruca tekkeye gitmiş. Şeyh efendi¸ ona gusül abdesti almasını söylemiş ve kendisine bir hırka hediye ettikten sonra şöyle dua etmiş: “İlahi! Ben bana düşeni yaptım¸ geri kalanı Senin yapman gerekir.”[5]


Hz. Ma'ruf-ı Kerhî'nin Yaklaşımı


Hz. Ma'ruf-ı Kerhî¸ bir gün Dicle'nin sahilinde müritleriyle birlikte bir gezintiye çıkmış. Bu sırada orada bulunan bazı gençler¸ içkinin etkisiyle taşkınlık yapmaktaymışlar. Bu manzara karşısında rahatsız olan müritler¸ alkollü gençler hakkında beddua etmesini istemişler. Bunun üzerine Ma'ruf-ı Kerhî¸ ayağa kalkmış ve şöyle dua etmiş: “Ey Ulu Allah'ım; şu genç topluluğu bu dünyada hoş bir yaşama ihsan ettiğin gibi¸ öbür dünyada da kendilerine hoş bir yaşama lutfet.” Müritler¸ bu duadan bir şey anlayamadıkları için susmayı tercih etmişler. Daha sonra gençler¸ Ma'ruf-ı Kerhî'yi görünce şaşırmışlar¸ şeyhin bakışlarından etkilenmişler¸ mahcup olmuşlar ve tevbe edip çalgı âletlerini kırıp atmaya başlamışlar. Bu gelişme karşısında hayrete düşen müritlerine Ma'ruf-ı Kerhî şunları söylemiş: “Öbür dünyadaki hoş hayat¸ bu dünyadaki tevbedir. Maksat ve muradın tümü ile hâsıl olduğunu görmüyor musunuz? Hiç bir kimseye zarar gelmeden¸ siz de onlar da muratlarına nail olmadı mı?”[6] Şeyhlerin¸ sosyal sapma içinde olan günahkârlar için yaptıkları samimî dualarının¸ hidayete susamış gönüllere nasıl hemen etki yaptığını¸ bu ibretamiz olayda görmemiz mümkündür.


Hz. Mustafa Kabûlî Efendi'nin Yaklaşımı


Edirne velilerinden ve Rufaî tarikatı büyüklerinden olan Hz. Kabûlî Mustafa Efendi¸ zaman zaman değişik kıyafetler giyerek¸ geceleri şehri dolaşmaya çıkar ve sokakta gördüğü kimsesiz ve aciz kişilerin dertleriyle bizzat ilgilenirmiş. İçki içip sarhoş olmuş kimseleri görünce onlara bu hâlden kurtulmak isteyip istemediklerini sorarmış. Bunlardan pek çoğu yaptıkları işin yanlışlığını söyleyip “Keşke kurtulabilsek” diye dert yanarlarmış. O zaman Kabûlî Efendi; “Yarın Selimiye Camii yanındaki dergâha gidin. Orada bir şeyh efendi var. Size iş bulur¸ yardımcı olur. Bu hâlden kurtulursunuz.” dermiş. Bu tavsiyelerden yararlanmak isteyen bazı alkolikler¸ dergâha gidip¸ şeyh efendinin manevî telkinlerinden ve nasihatlerinden etkilenirlermiş. Her türlü kötülüğün bitip yeni bir hayatın başladığına inanarak¸ tevbe ederler ve helal yollardan para kazanacak işlerde çalışmaya başlarlarmış.[7]


Değerlendirme


Sûfîler¸ içki içenler dâhil günah işleyen hiçbir insanı zafiyetlerinden dolayı kınamamış¸ onlara hor ve hakir gözle bakmamıştır. Mesela¸ Şeyh Hamdun Kass⸠müritlerine içki içip sarhoş olan insanlara kötü muamelede bulunmamalarını özellikle tembih etmiştir. Sebebini ise şu şekilde izah etmiştir: “Düşe kalka giden bir sarhoş gördüğünüzde dikkatli olunuz ve onu kınamayınız ki¸ aynı belaya siz de düşkün olmayasınız.”[8] Başkalarını bazı günahlarından dolayı ayıplamak¸ ayıplayan kişinin de aynı günahları işlemesine sebebiyet vereceğinden dolayı sûfîler¸ prensip olarak alkoliklere sadece nasihatte bulunmuş ve onların ıslahı için dua etmiştir.






[1] Tomanbay¸ İlhan; Sosyal Çalışma Sözlüğü¸ Ankara¸ Selvi Yayınevi; 1999.


Ş 30.



[2] Taberani; el-Evsat; Nr. 7583.



[3] Taberani; El-Kebir; Nr. 13646.



[4] Attâr¸ Feridüddîn; Evliya Tezkireleri; (Terc.: Süleyman Uludağ); Kabalcı Yayınevi; İstanbul; 2007. Ş 143.



[5] Attar; 2007: 438.



[6] Attar; 2007: 306. Başka kaynaklarda bu olay¸ Hz. Zünnûn-ı Mısrî'ye atfedilmektedir. Bkz.: Konur; 2007: 70.



[7] Bursalı Mehmed Tâhir; 1333: 150.



[8] Attar; 2007: 374.

Sayfayı Paylaş