DİN EĞİTİMİNDE HİKÂYE VE MASALLAR

Somuncu Baba

Batı'da da hikâye her zaman din eğitiminde önemli ve etkili bir yere sahip olmuştur. Bir vâiz ve Din Dersi öğretmeni olan Christoph von Schmidt hikâyelerin din eğitimindeki önemini kendi tecrübelerine dayanarak şöyle anlatmaktadır: “Babam her akşam¸ çok özel bir sevgiyle¸ içten ve saygılı bir şekilde hikâyeler anlatırdı; bunların arasında dinî olanlar da vardı. İlk insan ile bir babanın çocukları ile ilgilendiği gibi ilgilenen Allah hakkında anlattıkları¸ Allah dostluğu konusunda din dersi öğretmenimin¸ yüksek seviyede¸ çocuklara uygun olmayan şekilde öğretmeye çalıştığı kavramlardan daha

Hikâye¸ masal ve öyküler eğitimde kullanılan önemli metinlerdir. Bu metinler kullanılarak çocukların ahlâkî¸ dinî değerleri daha iyi anlamaları¸ içselleştirmeleri sağlanabilmektedir. ABD¸ Avrupa ve yeni de olsa Türkiye'de hikâye ve öykülerden faydalanmak¸ modern eğitimde bir yöntem olarak kullanılmaktadır (Crawford ve diğerleri¸ 2009: 49-61). Piaget ve Kohlberg¸ çocukların ahlâkî gelişimlerini incelemek için hikâyelerden faydalanmışlardır (Doğan-Tosun¸ 2003: 107-11)¸ Gerçek din¸ Tanrı sevgisi¸ insanları tanıma konusunda hikâye ve masallar önemli kaynaklardır. Andersen'in masallarında bunu açıkça görebiliriz (Andersen¸ 2011; Aydın¸ 2011: 49). Hikâye ve masallar¸ içerisinde bir takım öğütler barındırır ve eğitsel değer taşırlar. Aynı zamanda anlaşılması kolay bir üslûba sahiptirler. Bu teknik sâyesinde en zor konular dahi kolayca anlatılır ve hatırda kalabilir. Eğer hikâye kutsal kitaplardan kaynaklanıyorsa ve dinî yönü varsa¸ daha etkili ve tesirli olur (Bilgin¸ 1994; 51-54; Aydın¸ 2005; 268¸269). 


DKAB 5.sınıf programında “Kur'an'da Kıssalar” ünitesinin yer alması son derece isabetli bir karardır (İDKAB Dersi Öğretim Programı¸ 2007;44). Aynı şekilde hadis kıssalarının da öğretim konusu yapılması faydalı olacaktır. Peygamberimiz kıssa ile eğitim metodunu sıklıkla kullanmıştır (Özbek¸ 1995;188-202). Bizim kültürümüzde hikâye ve masalların özel ve eğitici bir yeri vardır. Konu ile ilgili yapılmış müstakil çalışmalardan eğitimde ve din eğitiminde faydalanılabilir (Özbek¸ 1990).


Hikâye ve masalların çocukların kendilerini gerçekleştirmesinde¸ dil gelişiminde¸ sosyalleşmesinde¸ değer yargıları ve toplumla bütünleşmesinde ciddî katkıları vardır. Bunun yanında¸ hayata olumlu bakma¸ çevreye ve diğer kişilere saygılı olma; iyi-kötü¸ hak¸ adalet kavramlarını anlamlandırma; yalan¸ mertlik¸ dürüstlük gibi konularda çocukların duyuşsal¸ bilişsel¸ zihinsel ve psiko-sosyal gelişimlerine yardımcı olurlar (Kantarcıoğlu¸ 1991: 17; Gökşan¸ 2009: 22). Eğitim¸ toplum tarafından benimsenmiş değerleri duygusal dönüşüm olarak kişiye kazandırma örüntülerini içerir. Bu bağlamda hikâye ve benzeri metinler kişiler için hayata ve kendilerine bakabilecekleri bir ayna işlevi görür. Aydın¸ buradan hareketle eğitimi¸ “Hikâye anlatma ve anlama sanatıdır.” diye niteler ve hikâyeleri olmayan¸ hikâye kullanmasını bilmeyen bir eğitim sisteminin¸ ruhsal¸ düşünsel¸ duygusal açıdan olgunlaşmasının çok zor olduğuna dikkat çeker (Aydın¸ 2012:5¸6). Hikâye¸ masal ve öyküler¸ öğrenmeyi geciktiren soyut anlatımı kolaylaştırma ve somutlaştırarak anlaşılır hale getirme gibi bir işleve de sahiptirler (Okumuşlar¸ 2006:238). 


İslâm'ın ilk yıllarında Hz.Ömer tarafından yazılıp her bölgeye gönderildiği rivâyet edilen ve ilk eğitim programı olarak kabul edilen metinde; çocuklara yüzme¸ ata binme gibi etkinliklerin yanında¸ darb-ı mesel ve şiirin de öğretilmesinin istenmiş olması önemlidir (Çelebi¸ 1976;45). Ömer Seyfettin'in “İlk Namaz”ındaki samimiyet¸ duygusallık ve yapılan ibadetin¸ duânın¸ okunan Kur'ân'ın kendisini nasıl derinden etkilediğini hatırlamalıyız (Seyfettin¸ 2009). Bu alanda yapılmış çalışmalardan faydalanılabilir (Bilgin¸ 1993; Akıncı¸ 2001; Aydın¸ 2012). 


Batı'da da hikâye her zaman din eğitiminde önemli ve etkili bir yere sahip olmuştur. Bir vâiz ve Din Dersi öğretmeni olan Christoph von Schmidt hikâyelerin din eğitimindeki önemini kendi tecrübelerine dayanarak şöyle anlatmaktadır: “Babam her akşam¸ çok özel bir sevgiyle¸ içten ve saygılı bir şekilde hikâyeler anlatırdı; bunların arasında dinî olanlar da vardı. İlk insan ile bir babanın çocukları ile ilgilendiği gibi ilgilenen Allah hakkında anlattıkları¸ Allah dostluğu konusunda din dersi öğretmenimin¸ yüksek seviyede¸ çocuklara uygun olmayan şekilde öğretmeye çalıştığı kavramlardan daha çok¸ beni kalbimin derinliklerinden etkilemişti. Basit İncil ifadeleri ile ben Allah'ı kazandım¸ göklerin Rabbini ve ona karşı çocukça bir sevgi ve saygıyı.” (Tosun¸ 2012;170¸171). Stachel'e göre hikâye tekniği¸ çocukların dinî konuları da rahatça anlayabileceği bir tekniktir. Hikâye anlatan ile dinleyenler arasında bir konuşma tarzı temellenir ve bu tarz onları Allah'ın sözlerindeki emârelere götürür (Stachel¸ 2009:36- 47). Çocukların eğitiminde dinî ve millî kültürümüze ait hikâye¸ masal ve öykü metinleri yoğunlukla kullanılmalı¸ soyut ve metafizik konuların anlaşılmasında hikâye tekniğinden faydalanılmalıdır. Bunu yaparken yaş gurupları¸ hikâyenin dili¸ hangi konuya katkı sağlayacağı dikkate alınmalıdır.


Din Eğitiminde Sevgi


Çocukların en temel ihtiyacı sevgidir. Din duygusunun en önemli kaynaklarından biri de sevgidir. Çocuklar Allah'ın kendilerini sevdiğine inanmakta¸ kendileri de Allah'ı sevmektedirler. Anne sevgisi ile Allah sevgisi arasında bir bağ kurmaktadırlar (Konuk¸ 1994;76¸77). Annenin bebeğini kucağına alması¸ okşaması¸ koklaması¸ gülmesi bebeği için en büyük saâdet kaynağıdır. Onun bu şefkat ve sevgi dolu yaklaşımı¸ bebeğin zihnî ve rûhî gelişimi için en iyi vitamindir (Bilgin¸ 2001;21). John Bowlby¸ sevginin sadece çocuğun zihinsel gelişimi için değil¸ fiziksel gelişimi için de şart olduğunu söylemektedir (Sayar-Dinç¸ 2009;117). James Fowler'ın “İnanç Gelişimi Kuramı”na göre; doğumdan itibaren ilk çocukluk yıllarında inancın gücü¸ bebeğin annesiyle olan sevgiye¸ ilgiye ve temel güvenin keşfedilmesine bağlıdır. Eğer bu ilişki gerçekleşmezse¸ çocukta ümitsizlik ve güvensizliğin yanında inançsızlık da gelişir (Karacoşkun¸ 2012;112¸113). Yapmamız gereken işi Bilgin şöyle özetler: “Severek öğretmek¸ fakat sevgiyi de öğretmek gerekir.” (Bilgin-Selçuk¸ 1995;177; Önder¸ 1997;145-149).


Alman eğitimci Günter Stachel çocukların din eğitiminde sevginin temel olduğunu ve aile fertleri arasındaki sevgide Allah'a ait izler bulunduğunu söylemekte¸ yetişkinlere şu tavsiyelerde bulunmaktadır: 


a) Çocuklarla birlikte yemek yemek: Birlikte yemek ailenin bütün fertlerini bir araya getireceği gibi¸ samimi bir ortamın oluşmasına¸ çocuklarla birlikte zaman geçirmeye¸ yenilen yemeğin Allah'ın bir ikramı olduğuna¸ bunun için ona şükr etmek gerektiğine ve basit yemek duâlarının yapılmasına¸ öğrenilmesine yol açar. 


b) Bayram törenlerinde ve yemeklerinde çocuklarla birlikte olmak: Bayram günleri ve törenleri özel ritüelleri içerir. Ziyaretler¸ karşılıklı sevgi ve saygı ifadeleri¸ el öpme¸ hediye verme gibi estetik boyutun öne çıktığı davranışlar yoğun olarak yaşanır. Estetik olanla dinî olan sıkı bir ilişki içindedir ve çocuğun dinî duygularının oluşmasında bu davranışların önemli katkısı vardır. 


c) Birlikte oyun oynama: Oyun¸ çocuğa yaşam zenginliği sağlar¸ centilmenliği¸ kararlılığı¸ paylaşmayı¸ belli kurallara uymayı öğretir¸ benliği kuvvetlendirir. Bu yönleriyle çocukların dinî duygu ve düşüncelerinin gelişimi için iyi bir ortam sağlar (Stachel¸ 2009;36-47). 


Psikolog Harlow'un yeni doğmuş maymunları annelerinden ayırarak ve yerine manken anneler koyarak yaptığı araştırma ilginç sonuçlar ortaya koymuştur. Manken annelerden birisinin sadece başı anneye benziyor alt kısmı telden yapılmış¸ diğeri ise yumuşak sünger ve kumaşla kaplı. Manken annelerin göğüslerine biberon yerleştirilmiş. Yavru maymunlar acıktıklarında kumaş kaplı olan mankeni tercih ediyorlar¸ eğer onda süt kalmamışsa diğerine yöneliyorlar. Özellikle korkup¸ tehlike sezdiklerinde hemen kumaş kaplı anneye sığınıp¸ sarılıyorlar. Harlow bu gözlem sonucunda şu karara varmaktadır: Yavrular sadece süt aramamakta¸ yakın bir bedensel ilişki aramaktadırlar. Sadece sütle yaşanmaz¸ normal bir gelişim için anne sıcaklığı¸ şefkati gereklidir (Portakal¸ 1994;69; Aydın¸ 2011;25). 


Harlow¸ deneyinin ileri safhalarında maymun yavrularını tamamen annesiz bırakır ve sekizinci ayda kumaş kaplı anneyi tekrar yanlarına koyarak davranışlarını gözlemler. Yavrular anneye hiç ilgi duymazlar. Harlow bu safhada¸ demek ki çocuk ilk dönemlerde sevgiyi¸ sevmeyi öğrenmemişse¸ sonraki dönemlerde hiçbir zaman öğrenemez kanaatine varır (Portakal¸1994;70). İnsandaki kâbiliyetler keşfedilip¸ geliştirilmedikleri müddetçe körelebilir¸ hatta kaybolabilirler (Bilgin-Selçuk¸ 1995;42). Ülkemizde din eğitimi ve sevgi ilişkisini işleyen müstakil çalışmaların yapılmış olması son derece önemli ve sevindiricidir (Bilgin¸ 1970).


Anne sevgisi¸ çocuğu ilerleyen dönemlerde Allah sevgisine ve inancına götürecektir. Çünkü sevgi¸ yaratanın en büyük özelliği ve canlılara verdiği çok önemli bir yetenektir. Allah'ın “Vedûd” (çok şefkatli¸ çok seven ve çok sevilen¸ sevgiyi yaratan) sıfatı bunu ortaya koyar. Âyette¸ “İman edip de iyi davranışlarda bulunanlara gelince¸ onlar için çok merhametli olan Allah¸ gönüllerde bir sevgi yaratacaktır.” buyurulur (19/Meryem¸ 96). Peygamberimiz de hadislerinde¸ “Allahü Teâlâ rahmetini yüz parçaya ayırdı. Doksan dokuzunu kendi yanında tuttu¸ bir parçasını ise yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle bütün canlılar birbirine merhamet ederler. Hatta kısrak (emzirirken) yavrusuna basıp da zarar verir korkusuyla ayağını kaldırır.” (Buhârî¸ Edeb¸ 19; Müslim¸ Tevbe¸ 21)buyurur. Hatta iman etmenin birbirimizi sevmekle¸ sevgi ile mümkün olacağını belirtir: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız.” (Müslim¸ Îmân/93).


Çocuklar sevgi dolu bir ortamda olduklarında kendilerini güvende hissederler¸ beyinleri büyüme hormonu salgılar ve zekâları daha hızlı ve kapsamlı gelişir. Okul öncesi dönemde yeterli sevgi ve ilgiyi görmeyen¸ duygusal ihmâle uğramış ve anne şefkatinden uzak çocukların kendilerini mutsuz¸ savunmasız hissettikleri¸ yetişkinlikte ruhsal bozukluk¸ aşırı korku¸ aşırı kıskançlık¸ saldırganlık gibi davranışlar sergiledikleri belirlenmiştir (Sayar-Dinç¸ 2009;116). Bu durum¸ tehlikeye karşı tepki vermeyi sağlayan ve kortizol denen stres hormonunun uzun süreli ve aşırı salgılanmasına yol açmaktadır. Kortizol hormonunun aşırı salgılanması ise beynin hipokampus bölümünde önce geçici¸ ileri safhada ise kalıcı hasar oluşturmaktadır. Bu durumdaki çocuklarda saldırganlık¸ öfkelilik¸ sürekli ağlama ve zayıf bellekli olma durumları ortaya çıkmaktadır (Tarhan¸ 2012;22).


Bilimsel araştırmalarda deney gurubu ve kontrol gurubu şeklinde iki gurup oluşturulur. Psikiyatrist Bruce Perry yaptığı bir araştırmada¸ ihmal edilmiş çocuk grubunun beyinlerinin korteks bölgesinin¸ kontrol gurubuna göre % 20 daha küçük olduğunu belirlemiş¸ çocukların ruh ve zihin gelişimi için en önemli gıdanın sevgi ve duygusal ilgi olduğunu tespit etmiştir (Tarhan¸ 2012;22). Tolstoy¸ İnsan Ne İle Yaşar? isimli kitabında¸ “Anladım ki insanın kalbine sevgi hükmeder ve bu sevgi insanı Allah'ın varlığına götürür.” derken bu gerçeğe dikkat çekmektedir (Tolstoy¸ 2011;48¸49).


Çocukların yanında yapılacak ibadetlerde samîmî¸ içten ve doğal olmak ve ibadet dışındaki her türlü davranışımızın da bu ibadetlerin özüne ve gâyesine uygun olması¸ onların dinî eğitiminde dikkat edilmesi gereken hususlardır. Namaz kılan birisinin sevgi dolu¸ güler yüzlü¸ doğru sözlü¸ temiz ve dürüst olması¸ büyüklerin her davranışını fotoğraf makinesi gibi çeken çocuklar için hayâtî önemdedir. Ömer Seyfettin'in romanlarında¸ yaşadığı dinî deneyimleri ve heyecanı hatırlamak gerekir (Yardım¸ 2006;161). Çocuk yakın çevresinden bir dinî davranış gördüğünde o davranışla ilgilenmesi için davranışın kendisini uyarması lazımdır. Önemli olan dinî davranışı ortaya koymak değil¸ davranışın çocuk tarafından algılanışı ve anlamlandırılmasıdır. Bu nedenle dinî davranışlarımızın çocuğu sıkmayan¸ anlaşılabilen¸ sevebileceği karakterde olması lazımdır. Dinî davranışı sergileyen kişinin çocuk tarafından sevilip¸ sevilmemesi de son derece önemlidir. Çocuğun taklit ve özdeşim yoluyla öğrenmesinde davranışı sergileyen kişinin¸ çocuk tarafından sevilen birisi olması işi kolaylaştıran bir unsurdur (Tosun¸ 2012;171¸173). Bu açıdan annelerin bütün davranışları çocuklar için son derecede etkilidir ve taklit edilmeye değerdir.


Ailedeki din eğitimi¸ sonraki dönemlerde gerçekleşecek öğrenmelerin de temelini teşkil ettiğinden dolayı dikkate alınmalıdır. Duygusal ağırlıklı davranışlar erken dönemde ve ailede öğrenilir. Dinî davranışlar duygusal boyutu ağırlıklı olan davranışlardır. Ailedeki fertlerin davranışları bu açıdan çocuk için hayâtî öneme sahiptirler. Huzursuz¸ geçimsiz¸ tutarsız ve kavgalı ailelerin çocukları olumsuz etkileyeceği¸ bu etkinin yetişkinlik döneminde dahi devam edeceği unutulmamalıdır (Tosun¸ 2012; 173).


Çocukluk dönemi korkuların çok olduğu ve genellikle de doğal karşılandığı dönemdir. Gelişim dönemlerinin özellikleri¸ yeni deneyimlerin etkileri çocuklarda korku duygusunu çabuk uyarabilmekte¸ bunlardan aşırı olmayanlar ve günlük yaşamda problem çıkartmayanlar çocuk büyüdükçe tolere edilebilmektedir. Toplumumuzda yetişkinler genellikle çocukların kolay korkuya kapılabilme zaaflarından yararlanmaktadırlar. Çocukları tehdit ve korkutma¸ günlük hayatın her safhasında bilinçli ya da bilinçsiz olarak devam etmektedir. Bu durum sevgi eğitimini engeller ve ileriki dönemlerde de telâfîsi zor problemler ortaya çıkarabilir. Modelleyerek veya gözleyerek öğrenme en hızlı öğrenme şeklidir ve çocuklar tarafından sıkça kullanılır. Bununla birlikte olumsuz birçok davranışın ve korkunun çocuklar tarafından modellenerek öğrenme yoluyla edinildiği unutulmamalıdır (Sayar-Dinç¸ 2009;46; Tosun¸ 2012; 171-172). 


Küçük çocuklar için en büyük tehlike¸ büyüklerini taklit ederken neyin iyi ve neyin kötü olduğunu  ayırt edememeleridir. Yeni duyduğu bir küfür kelimesini veya cümlesini¸ büyüklerin sigara içmesini muhtemelen iyi olduğunu düşünerek taklit etmektedirler. Çünkü yaratılışı gereği iyi niyetlidir ve iyi düşünmektedir. İleri yaşlarda doğruyu öğrendiğinde kavram kargaşası yaşaması ve büyüklere olan güveninin sarsılması muhtemeldir. Bu nedenle yetişkinler¸ her sözlerine ve davranışlarına dikkat etmelidir¸ bir çocuk tarafından gözlemlendiğini ve taklit edilebileceğini unutmamalıdırlar.


Sonuç


Din eğitiminin sadece teorik bilgi ve tavsiyelerle gerçekleşmesi mümkün değildir. Bunların yanında örnek davranışların¸ uygulamaların ve başka unsurların da işe koşulması gereklidir. İnsan fıtratındaki en önemli ve temel özelliklerden birisi sevgi'dir. Dinî duygunun da kaynağı olan bu özelliğin keşfedilip geliştirilmesi¸ çocuklar ile kurulacak en sağlıklı iletişim kanalıdır. Sağlıklı bir din eğitimi için¸ huzurlu¸ sevgi temelli aile yapısı ve yaşantısı gereklidir. Çocukların din eğitiminde sevgi¸ şefkat¸ dinleme ve değer verme son derece önemlidir. Ailedeki konuşma üslûbu¸ kullanılan dinî kavramlar¸ günlük yaşantı ve davranışlar çocukların din eğitiminde etkilidir. Çocuklar belirli bir yaştan itibaren değil¸ daha anne karnında iken öğrenmeye başlamaktadır. Çocuklar için hazırlanan görsel ve yazılı materyallerde zihnî ve dinî gelişim özellikleri dikkate alınmalıdır. Din eğitimi ve öğretimi çalışmalarında din diline de yer verilmelidir. Çocuklar için hazırlanan başta din dersi kitapları olmak üzere¸ bütün dinî yayınların dil açısından gözden geçirilmesi ve anlaşılabilir hale getirilmesi gereklidir. Çocukların din eğitiminde dinî hikâye ve kıssalardan faydalanılmalıdır. Soyut konuların anlaşılmasında hikâye ve masallar önemli araçlardır. Ama mutlaka kaynaklarda geçen şekilleri ile örnek alınacak yönleri vurgulanarak¸ yaş guruplarına göre seçilerek anlatılmalıdır. 

Her türlü dinî kavram¸ telkin ve ibadet¸ çocuğa bıktırıcı ve yorucu olmadan¸ isteyerek ve severek kabulleneceği ve yapacağı şekilde öğretilmelidir. Aile büyükleri¸ eğitimciler ve çevredeki diğer yetişkinler birbirini tamamlayıcı¸ destekleyici örnek davranışlar ve tutumlar sergilemelidir. Çocuklar için hazırlanan her türlü dinî görsel ve yazılı doküman eğitimci¸ pedagog ve hatta bir ilahiyatçı kontrolünden geçmelidir. Çocuğun içinde bulunduğu dönem gereği kavrayamayacağı soyut¸ metafizik dinî kavramlar ve konular¸ ön bilgilendirme yapılarak hikâye ve masallar yardımıyla anlatılmalıdır. Çocukların her türlü dinî sorusu dinlenmeli ve basit şekilde mutlaka cevaplanmalıdır. Çocuklar için görsel olarak zenginleştirilmiş basit¸ anlaşılır ve özet niteliğinde bir ilmihal yazılabilir. Çocuklar sevgiyi¸ seveni çok iyi ayırt edebilmektedirler. Çocuklardan beklediğimiz her türlü dinî-ahlâkî tutum ve davranışın¸ bizim davranışlarımızın bir yansıması olacağını unutmamalıyız. Eğitimde bilişsel¸ duyuşsal ve psiko-motor unsurlar birlikte kalıcı bir davranış kazandırabilirler. Önemli olan davranışlarımızın¸ kullandığımız dilin ve sevgimizin çocuklar tarafından nasıl anlaşılıp¸ anlamlandırıldığıdır. Sevgimizi¸ davranışlarımızı ve kullandığımız din dilini¸ empati yaparak çocukların algılayıp örnek alabileceği bir kaliteye ulaştırmalıyız.

Sayfayı Paylaş