MERSİN VELİLERİ

Somuncu Baba

Bir gün Buhtunnsar¸ bir gece yatağından korku ve dehşet içinde kalkar. Korkulu bir rüya görür¸ ama gördüğü rüyayı hatırlayamamaktadır. Bunun üzerine adamalarına bu rüyasını tabir etmelerine emreder¸ fakat hiç biri bu rüyayı çözemez. Kral bunun üzerine üç gün mühlet verir yoksa kendilerini çok kötü şekilde cezalandıracağını söyler. Bu durumu esir olarak tutulan Danyal (a.s.) öğrenir ve bu olayı çözeceğini söyler. Kralın yanına götürülür¸ rüyayı tabir eder. Bu günden sonra kral Danyal (a.s.)'a çok ikramlarda bulunur. Onu sık sık¸ huzuruna kabul eder ve yapacağı

Torosların eteğinde güneşe gülümseyen şehir Mersin¸ 150 yıllık geçmişi ile Anadolu'nun en genç kentlerinden biri sayılır. Özellikle Tanzimat Fermanı'yla her alanda başlatılan yeniden yapılanma ve reformları¸ ilk önce ve en iyi değerlendiren Osmanlı kentlerinden biri olmuş ve daha 1886 yılında 12 ülke konsolosluğunun bulunduğu¸ uluslararası önemi haiz bir liman kenti haline gelmiştir.


Hızla hayata geçirilen GAP¸ Ataş Rafinerisi¸ sahip olduğu geniş hinterlant sayesinde Türkiye'nin en önemli ve en işlek limanı olan Uluslararası Limanı¸ Türkiye'nin en büyük Serbest Bölgesi'yle Mersin burada sayamayacağımız daha birçok özelliğiyle günümüzde Türkiye'nin en gelişmiş metropol kentlerinden biridir.


Mersin'de manevî hayatın en önemli yanı hiç şüphesiz Tarsus ilçesinde kabr-i şerifi bulunan Hz. Danyal (a.s.)'dır. Hz. Danyal (a.s.) İsrailoğullarına gönderilen ve kendisine kitap indirilmeyen peygamberlerdendir. II. Babil Kralı Buhtunnsar (M.Ö.  605-562) zamanında yaşadığı belirtilen Hz. Danyal'dan¸ Yahudileri Babil esaretinden ilmi ve kehanetleriyle kurtarmış peygamber¸ olarak bahsedilir.


Rivayete göre¸ Buhtunnasr Kudüs'ü işgal edip ihtiyarları kılıçtan geçirmiş ve gençlerden bazılarını da esir olarak Babil'e götürmüştür. Esirler içinde Danyal ( a.s.)  da vardır.


Bir gün Buhtunnsar¸ bir gece yatağından korku ve dehşet içinde kalkar. Korkulu bir rüya görür¸ ama gördüğü rüyayı hatırlayamamaktadır. Bunun üzerine adamalarına bu rüyasını tabir etmelerine emreder¸ fakat hiç biri bu rüyayı çözemez. Kral bunun üzerine üç gün mühlet verir yoksa kendilerini çok kötü şekilde cezalandıracağını söyler. Bu durumu esir olarak tutulan Danyal (a.s.) öğrenir ve bu olayı çözeceğini söyler. Kralın yanına götürülür¸ rüyayı tabir eder. Bu günden sonra kral Danyal (a.s.)'a çok ikramlarda bulunur. Onu sık sık¸ huzuruna kabul eder ve yapacağı işleri¸ ona danışır. Kral daha sonraları Danyal (a.s.)'ı¸ üstün mevkilere getirir. Hz. Danyal artık kralın yanında¸ insanların en şereflisi ve en sevgilisi olmuştur. Kral Danyal (a.s.) hürmetine bütün Yahudilerin esaretine son vermiş yeniden ülkelerine dönmelerine izin vermiştir.


Danyal (a.s.) her nereye gitse¸ orada bolluk ve bereket meydana gelirdi. Onun bu mucizesi her tarafa yayılmıştı. O tarihlerde Tarsus bölgesinde baş gösteren bir kıtlık sebebiyle şehir halkı Danyal (a.s.) Tarsus'a davet eder. Onun gelmesiyle Tarsus'ta¸ Çukurova Bölgesi'nde kıtlık¸ yerini bolluğa bırakır ve insanlar huzurlu bir şekilde yaşamaya başlarlar. Hz. Danyal (a.s.) da vefat edene kadar burada kalır. Vefatından sonra da bolluk ve bereketin kaçacağından korkan Tarsuslular Danyal Peygamberin na'şını saklarlar.


Hz. Ömer (r.a.) zamanında hicretin 17. yılında¸ Tarsus'u fetheden Ebu Musa El-Eş'ari (r.a.) kapısı mühürlü bir odada sanduka içerisinde bir na'ş bulur. Na'şın parmağında¸ kaşında iki aslan arasında bir çocuk resmi bulunan bir yüzük vardır. Ebu Musa El-Eş'ari (r.a.) yüzükle birlikte Hz Ömer (r.a.)'a haber gönderir. Hz. Ömer¸ na'şın Danyal (a.s.)'a ait olduğunu anlar ve İslâmî usullere göre cenaze namazının kılınmasını ve özellikle Yahudiler tarafından başka yere taşınmaması için de cenazenin çok derinlere defnini¸ defnedilen yerin de gizlenmesini emreder. Ebu Musa El-Eş'ari¸ na'şı daha derine defnettiği gibi üzerini harçla ve asfaltla kapattırmış ve yerini gizlemek maksadıyla da Berdan Çayı'nın bir kolunu üzerinden akıttırmıştır.


Osmanlı Dönemi'nde yapılan Makam Camii ile kabir bu caminin altında kalmıştır. Son dönemde de yapılan çalışmalarla Danyal Peygamberin kabri caminin 10 m kadar aşağısında çıkmıştır. Şimdilerde cami ve çevresinde restorasyon çalışmaları devam etmektedir.


Seyyid Alâeddin Ali Semerkandî


Seyyid Alâeddin Ali Semerkandî Hazretleri¸ Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında Anadolu'da yaşamış evliyanın önde gelenlerindendir. Semerkand'da doğdu. Soyu Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e kadar ulaştığı için Seyyid'dir. Semerkand¸ Buhara¸ Taşkent gibi ilim merkezlerinde ilim tahsil etti ve Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden Alâeddin el-Buharî'den de icazet aldı. Daha sonra Anadolu'ya hicret etti.


Seyyid Alâeddin Semerkandî Hazretleri¸ senenin büyük bir kısmında oruç tutardı. Gecelerini namaz kılarak¸ gündüzleri de talebelerine ders vererek geçirir onları en iyi şekilde yetiştirmeye çalışırdı. Nefsini terbiye etmek için çok riyâzet ve mücâhede eder¸ nefsinin istediklerini yapmaz ve istemediklerini yapmak için uğraşırdı. Dünyaya hiç meyletmezdi¸ haramlardan şiddetle kaçındığı gibi¸ mübahların da birçoğunu terkederdi.


Rivayete göre Cenab-ı Hakk'ın kudreti ile tayy-i mekân eder¸ kısa zamanda bir yerden diğer yere giderdi. Hatta sabah namazını Kâbe'de kılıp¸ güneş doğmadan tekrar evine döndüğü de rivayetlerde zikredilmektedir.


Seyyid Alâeddin¸ ileri yaşlarında Mekke-i Mükerreme'de bir müddet ikametten sonra¸ Medine-i Münevvere'ye geldi. Rasûlullah Efendimize olan aşkı sebebiyle oradan ayrılamadı. Yıllarca türbede hizmet etti. Bir gün Peygamber Efendimizi gördüğünü kendisi şöyle anlatır:


"İlk zamanlar mağarada kalırdım. Bir gün Rasûlullah Efendimizi ziyaret etmek için mağaradan çıktım. Kabr-i şerîflerine varıp¸ arada hiçbir vâsıta olmadan doğrudan feyz ve bereketlerine kavuşturmasını istedim. Burada bana bahşolunan birçok güzellikten sonra Efendimiz (s.a.v.)¸ "Var git ümmetimi tarikine¸ yoluna davet et.” buyurdu. Ben de yoluma girenler için bazı üstünlükler istedim."


Ali Semerkandî Hazretlerinin yoluna girenlere; müridlerinin dünyada namerde muhtaç olmamaları¸ şeytanın şerrinden emin olmaları¸ şirkten uzak olmaları¸ zalimlerin şerrinden emin olmaları¸ kaza ve belâdan emin olmaları¸ düşmanın hilesinden muhafaza olmaları¸ hidayet¸ doğru yol üzere olmaları¸ yaptıkları amellerin Allahu Teâlâ'nın katında makbul olup¸ kıyamet gününde yüzlerine vurulmaması¸ Allahu Teâlâ onlara ibadet ve taatın lezzetini vermesi¸ Allahu Teâlâ her gün ve her gece onların evlerine yetmiş rahmet yağdırması¸ şehit olarak vefat etmeleri¸ son nefesinde kevser şarabını içip¸ dünyadan kanmış olarak çıkmaları¸ cennete kanmış olarak girmeleri¸ kabirlerinin cennet bahçelerinden bir bahçe olması¸ kabirde Münker ve Nekir'in azabından kurtulmaları¸ kıyamet gününün sıcağından kurtulmaları ve Livâ-ul-hamd'ın gölgesinde gölgelenmeleri gibi üstünlükler ihsan edilmiştir.


Ali Semerkandî Hazretleri kıymetli eserler kaleme aldı. Eserlerinin en önemlisi Bahr-ül-Ulûm isimli dört ciltlik tefsiridir. Ayrıca Hâşiye alâ Şerhiş-Şemsiyye¸ Hâşiye alâ Şerh-il-Metâlî ve Hâşiye alâ Şerh-il-Mevâkıf adlı eserleri vardır.


Ali Semerkandî Hazretleri 1456 yılında yüz elli yaşlarında iken vefat etti. Türbe¸ mescid¸ zaviye ve vakfiyesinden oluşan külliye¸ İçel'e bağlı Gülnar ilçesi Zeyne Kasabası'ndadır.

Sayfayı Paylaş