MUTLU BİR YUVA

Somuncu Baba

"Mutlu bir yuva; sevgi ve saygı temeli üzerine kurulur

ve karşılıklı sorumlulukların yerine getirilmesiyle

devam ettirilir. Benimsediği dünya görüşünü yaşam

biçimine dönüştürebilenler¸ mutlu bir yuvanın ne

şekilde olacağı hakkında bilgi ve görgü sahibi

olduktan sonra¸ bunu hayata geçirmeye gayret

edeceklerdir."


Mutluluk; kişinin arzularını bütün organlarıyla istediği zevk ve kalitede hissetmesi ve yaşamasıdır. Mutluluk¸ iyi ve güzel olana doğru bir şekilde ulaşmanın karşılığıdır¸ emek¸ sabır ve kararlılığın meyvesidir.  Mutluluğun kâmilen hissedildiği yegâne ortam hiç şüphesiz ki ailedir. İnsan¸ aile ortamında mutluluğu hem öğrenir hem yaşar. İnsanın ailede bulamadığı huzuru başka yerde araması beyhude bir çabadır. Bu sebeple mutlu bir yuvanın nasıl kurulacağını ve yaşatılacağını bilmek en hayati bir ihtiyaçtır.


Mutluluk¸ bir meta mı ki bir bayide satılsın?


Mutluluk bir su mu ki bir yudumda içilsin?


Mutluluk bir yiyecek mi ki bir lahzada yutulsun?


Mutluluk bir giysi mi ki her ortamda giyilsin?


Mutluluğa fiyat biçecek bir değer ölçüsü var mıdır?  Arzu senin¸ his senin¸ duygu senin¸ istersen gönülden kavrar¸ elde eder¸  hisseder ve yaşarsın.


Mutluluğun İnşası ve İmarı


Mutlu bir yuva; sevgi ve saygı temeli üzerine kurulur ve karşılıklı sorumlulukların yerine getirilmesiyle devam ettirilir. Benimsediği dünya görüşünü yaşam biçimine dönüştürebilenler¸ mutlu bir yuvanın ne şekilde olacağı hakkında bilgi ve görgü sahibi olduktan sonra¸ bunu hayata geçirmeye gayret edeceklerdir.  Mutluluğun felsefesi beyine¸ hissetme duyguları kalbe¸ elde etme yolları davranışlara hâkim olduğunda mutluluk¸ oksijenin ciğerlerimizi doldurması gibi gönlümüze dolacak ve içimizi ferahlatacaktır. İnsan¸ üç tür açlık sebebiyle perişan olur:


Mide açlığı¸


Beyin açlığı


Gönül açlığı


Midesi aç olanları sefalet¸ beyni aç olanları cehalet¸ gönlü aç olanları da hasret perişan eder.  Sağlıklı ve dengeli beslenme¸ beşerî¸ zihin berraklığı ve fikri doyum aklî¸ duygu ve gönül tokluğu da insanî bir ihtiyaçtır.  Gönlün doyumu¸ öncelikle ailede sağlanacak mutlulukla mümkün olacaktır.


 Evliliğin aşkı öldürdüğü yönünde yaygın bir kanaat vardır. Oysa gerçek¸ duyguların yoğunluktan normal düzeye inmesinden başka bir şey değildir. Sevginin başladığı¸ hatta aşka dönüştüğü dönemde vücut "fenotalemin" denilen bir hormon salgılar. Bu madde enerjiyi artırır¸ sevgi ve heyecan duygularını uyarır¸ insanın kendisini iyi hissetmesini ve daha az acı duymasını sağlar¸ açlık hissini bile unutturur. İnsan sevdiğiyle evlenerek bu duyguyu sürekli yaşayacağını sanır¸ fakat sonuç hiç de umduğu gibi olmaz. Bunu evlilik törenleri sırasında meydana gelen bir takım pürüzlere ve karşı cinsin hatalarına bağlar. Hâlbuki asıl sebep¸ salgılanan fenotalemin hormonunun bir miktar azalmasıdır. Yaşanan aksiliklerin yoğunluğu fenotalemini en alt seviyeye kadar da indirebilir. Bu durumda yapılması gereken şey¸ üstünlük sağlama¸ kendi şartlarını zoraki kabul ettirme ve değiştirme gibi¸ insan doğasına aykırı tutumlara girmeden ve empatiyi göz ardı etmeden ilk dönemdeki kadar olmasa da yuvaya yetecek kadar fenotalemin salgısını temin etmeye çalışmaktır.


Peygamberimiz (s.a.v.)¸ şu üç şey mutluluk vesilesidir buyuruyor:


"Yüzüne baktığında hoşuna giden¸ iffetli ve malını güvenle teslim ettiğin kadın¸ iyi huylu bir binek¸ geniş bir ev."


Hadis-i şerifin devamında Peygamberimiz şu üç şeyin de insanı bedbaht ettiğini belirtiyor:


"Huysuz bir kadın¸ kötü bir ev ve kötü bir binek."[1]


Demek ki eş¸ ev ve binek mutluluk için gerekli olan temel araç ve gereçlerdendir.


Mutluluk¸ olağan gibi görünen fakat değeri bilindiğinde olağanüstü güzel anlar yaşatan ayrıntılarda saklıdır.  Daha fazlası da istenebilir ama o an için eldeki ile mutlu olasını da bilmek gerekir. "Sevdiğini bulamazsan¸ bulduğunu seveceksin." derler. Başka bir hadis-i şerifte de "Karnı aç¸ üstü açık olmayanın ve barınacak bir evi olan kimsenin hayatından şikâyetçi olmaya hakkının olmadığı."[2] beyan edilmektedir.  Demek ki¸ kanaati ve şükrü bilenler mutlu olabiliyorlar. Bazıları¸ çoğu zaman tam mutlu olacağı iyi bir anda¸ önemsiz kusurlara kafayı takarak mutluluğuna gölge düşürmektedir. Son soruyu eksik yaptığı için dokuz buçuktan on alan idealist ve mükemmeliyetçi bir öğrenicinin huzursuzluğuna şahit olmuşuzdur. Benzer lüzumsuzlukları büyüklerin de başka olaylarda yaşadıklarını görürüz.


Kur'an-ı Kerim'de¸ dünyanın aldatıcılığına ve faniliğine dikkat çekmek üzere  "Hiç şüphesiz dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir."[3]  buyuruluyor. Buna göre evlilik hayatı da hayatın kendisi kadar ciddi ve çocukların bir evcilik oyunu kadar içten ve telaşsız olabilir. Allah'ın¸ mutluluğu bize lütfedeceğine olan inancınızı muhafaza ederek mutlu olmaya çalışırken bahtiyarlık¸ bir şans değil¸ hak edilmiş bir kısmet olarak içinize yerleşecektir.


Dertsiz insan yoktur. En dertsiz sandığımız birine bir dokunsak bin ah işitiriz. Bir hadis-i şerifte¸ "Şu insanoğlunun hali yok mu¸ etrafını doksan dokuz musibet çevirmiştir. Bunlardan kurtulsa bile (devası olmayan) ihtiyarlık musibetine düşer." buyuruluyor. Aslında mutluluk¸ musibetlerle sabırla mücadele ederek zorlukları alt edince bir ödül olarak insana veriliyor. Yeter ki insan¸ zorluklar sebebiyle moralini bozmasın¸ hayata küsmesin ve iyimserliğini koruyarak pozitif enerji üretimine devam etsin.


Hayatın zorluk ve kolaylık dengesi üzerine kurulduğunu müşahede etmekteyiz ve her zorluktan sonra bir kolaylığın geleceğini Kur'an-ı Kerim bize haber vermektedir.[4] Başka bir ayet-i kerimede de¸ "Belki sizin şer zannettiklerinizde hayır¸ hayır zannettiklerinizde şer vardır. En iyisini siz bilmezsiniz Allah bilir."[5] buyuruluyor. Her kesin başlangıçta iyi gördüğü ve olmasını istediği fakat elde edemediği bir şeyin kötü sonucunu görünce iyi ki olmamış diye düşündüğü birkaç hâdise mutlaka olmuştur. Bu durumu Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri bir şiirinde şöyle ifade ediyor:


Hak şerleri hayr eyler


Zannetme ki şer eyler


Arif anı seyr eyler


Mevla görelim neyler


Neylerse güzel eyler.


 


 


 






[1] A.b.Hanbel¸ Müsned¸ I/168



[2] Seçme Hadisler¸ Diyanet¸ no: 81-83



[3] 6/En'am¸ 32



[4] 94/İnşirah¸ 5¸6



[5] 2/Bakara¸ 216

Sayfayı Paylaş