KÂİNÂTIN BÜTÜN İŞLERİNİ GÖRÜP GÖZETEN VE YÖNETEN: EL-MÜHEYMİN

Somuncu Baba

"Yüce Allah'ın el-Müheymin isminden alacağımız hisse şu olmalıdır: Hepimizin

başta davranışlarımız olmak üzere¸ rızık ve ecellerimize kapsayıcı kudretiyle

hâkim olanın O olduğunu bilmeliyiz. Bizi koruyan¸ gözeten¸ içimize¸ dışımıza

hükmeden O'dur. Bütün bu mânâları kendisinde toplayan el-Müheymin ismidir."


El-Müheymin; "bir şeyi gözetimi altına alıp korumak ve yönetmek" mânâsındaki "heymene" kökünden türemiş bir sıfat olup¸ "kâinâtın bütün işlerini yöneten" anlamına gelir. El-Müheymin¸ Yüce Allah'ın en güzel isimlerinden birisidir.[1]  Kur'an-ı Kerim'de iki yerde geçmektedir. Bunlardan birinde muheymin Kur'an-ı Kerim'in vasfı olarak zikredilir:


 "(Ey Muhammed!) sana da o Kitab'ı (Kur'an'ı) hak¸ önündeki kitapları doğrulayıcı¸ onları gözetici (müheyminen) olarak indirdik."[2] Bu âyette geçen "müheymin"in anlamı¸ "Kur'an ken­disinden önce gelmiş olan semâvî kitapları tasdîk edici¸ koruyucu ve onlara hâkim" olarak inmiştir demektir. Ünlü Kur'an yorumcusu Zemahşerî¸ “Kur'an” diğer kitapları gözetleyici olarak inmiştir. Çünkü Kur'an onların varlıkları ve doğrulukları hak­kında şahitlik eder." derken bu mânâyı kastetmiştir.[3] İbn Kesîr ise¸ müheymin isminin; "Kur'an emindir¸ şahittir ve kendisinden önceki bütün ki­taplara hâkimdir. Allah¸ önceki kitapların güzelliklerini bunda toplamıştır. Ayrıca ona diğer kitaplarda bulunmayan yüce vasıflar vermiştir anlamlarını ihtiva ettiğini" dile getirir.[4]


Koruyup Gözeten Rabbimiz


Müheymin¸ diğer bir âyette ise¸ Yüce Allah'ın en güzel ismi olarak geçer: "Esenliğin kaynağı¸ güven veren¸ gözetip koruyan (el-müheymin)."[5] Bu âyette geçen "el-müheymin" ise; gözetici¸ koruyucu¸ korkudan emin kılıcı gibi mânâlara gelmektedir. Yüce Allah'ın el-Muheymin isminin birçok anlamı vardır. Onlardan bazıları şunlardır:


El-Müheymin¸ şâhit demektir. Bir şâhit olarak Yüce Allah¸ yarattığı varlıkta canlı-cansız her şeyi görüp gözetendir. Hiçbir şey¸ O'nun engin kuşatıcılığının dışında değildir. Mahlûkâtı üzerinde şâhit olan Yüce Allah¸ onlardan gizli açık ortaya çıkan söz ve davranışları bilir¸ görür¸ işitir. Hiçbir şey O'na gizli kapaklı değil¸ her şey münkeşiftir.


El-Müheymin¸ râgıb demektir. Bu anlamda Cenâb-ı Hak kullarını ve bütün canlıları koruyucu¸ himâye edici¸ savunan ve gözetendir. İnsan Yüce Allah tarafından denetlendiğinin¸ gözetlendiğinin farkında olmalıdır. Bir başka açıdan¸ varlıkta fizikî¸ maddî ve arkası olmama anlamında güçsüz canlılar vardır. Bu anlamda Yüce Allah¸ onları yaşatma¸ düşmanlarından koruma¸ büyütüp besleme bağlamında da koruyucudur. Mânevî koruma¸ her türlü maddî korumanın üstündedir. İnsan¸ Yüce Allah'ın gördüğünü düşünerek ve buna inanarak hareket etmeli;  eline¸ diline ve beline sahip olmalıdır. Helâl ve harâm dairesinde bir hayat yaşamalıdır. Öte yandan asla ümitsiz olmamalı¸ mazlûm ve mağdûr da olsa¸ Allah'tan ümit kesmemeli¸ içinde bulunduğu hali sürekli Rabbine arz etmelidir. Bu kuvvetli inanç ona mânevî anlamda güç verir ve kendisine yardım edilenlerden olur. Bütün peygamberler de sıkıştıkları ve kavimleri tarafından sıkıştırıldıkları zaman ragîb olan Allah'a sığınmışlardır. Bunlardan birisi de Şuayb (a.s.)'dır. O kavmiyle olan mücâdelesinde onlara şöyle demişti: "Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Şüphesiz ben de (elimden geleni) yapacağım. Rezil edici azâbın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözetleyin. Şüphesiz ben de sizinle beraber gözlüyorum."[6]


El-Müheymin¸ hâfız demektir. Hâfız¸ görüp-gözeten¸ unutmayı ortadan kaldıran¸ hiçbir şeyi unutmayan¸ bir şeyi telef ve kaybolmaktan koruyan¸ her şeyi ilminde tutan¸ bir şeye müvekkel olan kimseye denir.[7] Yüce Allah¸ el-Hâfiz'dır.  Kendisinden hiçbir şey gizli kalmaz. Kullarının bütün yaptıklarını muhâfaza altına alır¸ saklar.  Kullarına ait; hayır ve şer¸ gizli ve açık¸ büyük ve küçük bütün fiilleri saklar. Her şey ilâhî yazılımda kayıt altına alınır.  O'ndan hiçbir şey kaybolmaz. Herkesin yaptığı korunur¸ kaydedilir. Kıyamet günü¸ herkese yaptığının karşılığı tam olarak ödenir.[8] O gün¸ bütün depolanan bilgiler açılır. Herkes günah ve sevap¸ iyi ve kötü ne yaptıysa hepsini karşısında bulur. Şu âyette bu husûs çok açık olarak anlatılır: "Kitap ortaya konur. Suçluları¸ kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. ‘Eyvâh bize! Bu nasıl bir kitaptır ki küçük¸ büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!' derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez."[9] İnsan bütün bu uyarılardan ibret almalı ve intibâha gelmelidir. Beklenen o gün gelmeden hazırlığını bugünden yapmalı ve hayatını Allah'ın çizdiği istikâmette yaşamalıdır.


Yine Yüce Allah müheymindir¸ koruyucudur. Kudretiyle yeri ve göğü belirlenmiş süreye kadar yok olmaktan muhâfaza eder. O'nun kâinatı dengede tutması da bir koruma biçimidir. Nitekim şu âyetlerde bu husûsa işaret edilir: "Şüphesiz Allah¸ gökleri ve yeri¸ yok olup gitmesinler diye (kurduğu düzende) tutuyor."[10] "Gökleri ve yeri koruyup gözetmek ona güç gelmez. O¸ yücedir¸ büyüktür."[11]


El-Müheymin¸ hâkim demektir. Yüce Allah; rızkları ve ecelleriyle mahlâkâtına hâkimdir. O¸ er-Rezzâk'tır. Mahlûkâtına¸ tekrar tekrar rızk veren¸ onu sürekli artırıp çoğaltandır. Bu sebeple Kur'an-ı Kerim'de Rezzâk¸ sadece Allah hakkında kullanılmıştır: "Şüphesiz Allah rızık verendir¸ güçlüdür¸ çok kuvvetlidir."[12] Bu sebeple "er-Rezzâk" ismi sadece O'na izâfe edilebilir. Allah'tan başkası adına kullanılamaz. Nasıl ki Yüce Allah¸ kullarının hayatlarını sürdürmeleri ve bedenlerinin maddî ihtiyaçlarını karşılamaları için onlara yiyecek ve içecek cinsinden sayısız rızk veriyorsa¸ aynı şekilde kalb ve ruh dünyalarının açlığını gidermek için onlara ilim¸ zikir¸ iman ve mârifet gibi mânevî rızıklar da vermektedir. Nitekim şu âyette mânevî rızka dikkatlerimiz çekilir: "Şuayb şöyle dedi: ‘Ey kavmim! Söyleyin bakayım¸ ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızk vermişse!… Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah'ın yardımı iledir. Ben sadece ona tevekkül ettim ve sadece ona yöneliyorum."[13]  Burada rızk¸ risâlet ve nübüvvet anlamına gelir. Diğer yandan kullarının ecellerine de Allah hâkimdir. Her canlı için Allah tarafından takdîr edilen bir yaşam süresi vardır. Bu sürenin sonu da O'nun kudretindedir. Dünyaya gelirken bizler karar vermediğimiz gibi¸ giderken de kendimiz karar vermeyeceğiz. Her şeyin doğum ve ölümü Allah'ın elindedir. Bu noktada insana düşen görev¸ sınırlı olduğunu bildiği yaşama süresini Allah'ın emir ve yasakları doğrultusunda yaşamak¸ tertemiz bir şekilde O'nun huzuruna varabilmektir. Bu sebeple açları doyuran ve bize belli bir yaşam süresi tayin ve takdîr eden Yüce Allah'tır.


Güven Veren Allah (c.c.)


El-Müheymin¸ eşya ve varlıklar üzerinde emîn olan demektir. Başkalarını korkudan emîn kılan¸ güven veren Allah'tır. Her türlü korkunun gittiği ve nefsin huzur bulduğu hal¸ el-Emîn ve el-Mü'min olan Allah'a inanmakla sağlanabilir.  Hiç kuşkusuz kullarından her türlü şüphe ve tereddütleri kaldıran¸ isteyenlere iman ve korku içinde olanlara emniyet veren ancak Yüce Allah'tır. O'na inanan ve O'na güvenen kimseler yegâne güven kaynağına tutunmuş olurlar. İşte Allah'tan gelen ilahi öğretiyi diliyle ikrar eden ve kalbiyle tasdîk eden kimseye de  ‘mü'min' denilir. Bu bağlamda mü'min de¸ Allah'a güven vermelidir.  Aynı zamanda mü'minlik sıfatıyla özdeş olan kimse¸ kendini ontolojik anlamda güvende hissettiği gibi¸ aynı şekilde hemcinslerine¸ tabiat ve bütün bir varlık alanına kendisinden güvende olduğunu hissettirir.  İman¸ varoluşsal bir güvenlik sağlar¸ birey ve topluma. Gerek maddî ve gerekse inanç bakımından her türlü yoksulluğun dibe vurduğu bir toplumda¸ güven¸ güvenilirlik ve güven içinde olma gibi durumlar ahlâkî açıdan tartışılır. Bu sebeple açlık ve her çeşit güvensizliğin ortadan kaldırılması sağlam bir şekilde asıl güven kaynağı olan Allah'a imanla sağlanabilir. Bundan dolayı Kur'an'da: "Sizi açlıktan doyuran ve korkudan emîn kılan bu beytin Rabbine kulluk ediniz."[14] buyrulmuştur. Çünkü Allah'a iman¸ insana toplumsal sorumluluk duygusu ve vazîfe ahlâkı yükler. Varlıklı olan Müslümanlar¸ toplum tabakaları arasında yer alan iktisadi bakımdan zayıf olan kimselere haklarını verme gibi bir vazifeyle yükümlüdürler. Bunun için el-Mü'min olan Allah'a iman ve bu vasıfla anılan bir insan¸ kendisini daima güven ve huzur içinde bulur. Eşrefoğlu Rûmî; "Gökten belâ kar gibi yağsa¸ anın adına aşk denir." derken bu mânevî güven kaynağını işaret etmiştir. Kullarına yegâne güven ve huzur veren Allah'tır. Yine O¸ korkanların ve zayıfların sığınacağı yegâne güven kaynağıdır.


Yüce Allah'ın el-Müheymin isminden alacağımız hisse şu olmalıdır: Hepimizin başta davranışlarımız olmak üzere¸ rızık ve ecellerimize kapsayıcı kudretiyle hâkim olanın O olduğunu bilmeliyiz. Bizi koruyan¸ gözeten¸ içimize¸ dışımıza hükmeden O'dur. Bütün bu mânâları kendisinde toplayan el-Müheymin ismidir. Eğer bizler de kendimizin ilâhî denetim altında olduğunu düşünerek¸ İslâm'a uygun bir hayat yaşamak suretiyle murâkabe edersek¸ kalbimize hâkim olabiliriz. Beden ülkesinin başkentine hâkim olan bir kimse¸ kolluk kuvvetleri hükmünde olan bütün organlara da hâkim olmuş olur. İşte o zaman bizde ferâset ve basîret gücü artar¸ tam da o zaman ricâlullah oluruz. "Allah adamı olmak" demek¸ söz ve eylemlerinde Allah'ın hoşuna gitmeyecek şeylerden uzak duran ve O'nun rahmetini ve yardımını celbedecek işler yapan kimselerin ahlâkına bürünmektir.


 


 


 


 


 






[1] El-Beydâvî¸ Şerhu Esm⸠s. 194-95.



[2] 5/Mâide¸ 48.



[3] Zemahşerî¸ el-Keşşâf¸ I¸ 497.



[4] İbn Kesîr¸ Tefsîr¸ I¸ 523.



[5] 59/Haşr¸ 23.



[6] 11/Hûd¸ 93.



[7] El-Isfehânî¸ el-Müfredât¸ s. 178.



[8] Bkz. 9/Tevbe¸ 95; 32/Secde¸ 17; 46/Ahkâf¸ 17.



[9] 18/Kehf¸ 49.



[10] 35/Fâtır¸ 41.



[11] 2/Bakara¸ 255.



[12] 52/Zâriyât¸ 58.



[13] 11/Hûd¸ 88.



[14] 106/Kureyş¸ 3-4.

Sayfayı Paylaş