İŞÇİ VE İŞVEREN İLİŞKİLERİ

Somuncu Baba

"Müslümanların bu konuda herkesten daha hassas

ve hatta insanlığa örnek olması gerekir. Çünkü Hz.

Peygamber (s.a.v.)'in son nefesinde söylediği iki

cümleden biri işçi haklarına riâyet etmektir."


Doğuştan medenî bir varlık olan insanın tek başına yaşaması mümkün değildir. Bunun için Yüce dinimiz ferdî yaşamayı değil¸ toplum içine karışmayı ve toplumla beraber olmayı tercih etmiştir. Çünkü gerek psikolojik ve gerekse bedenî bakımdan hiçbir insan¸ hayatın bütün aşamalarında ve ihtiyaçlarını karşılamada kendisine yetecek güçte değildir. Bunun için de bir arada yaşamak ve başkasından yardım almak kaçınılmazdır. "Komşu komşunun külüne bile muhtaçtır." şeklindeki atasözümüzün anlatmak istediği de aslında budur. Bir arada yaşarken olumsuzluklar çıkabileceği için Yüce Kitabımız temel bir prensip getirmiştir. Buna göre aynı cemiyeti paylaşan insanlar iyilik ve takvâda birbirlerine yardım edecek¸ günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayacaklardır.[1]


Allah'ın hikmetinin bir gereği olarak bir arada yaşayan insanlar mâlî ve aklî imkânlar bakımından aynı seviyede olmazlar. Bazıları akıl bakımından diğerinden daha üstün¸ bazıları mal ve zenginlik açısından daha ileri seviyede¸ bazıları ise her iki bakımdan iyi durumda olabilir. Konuyla ilgili bir âyette şöyle buyurulmuştur: "Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır."[2]


İnsan toplumlarında baştan beri iki sınıf kaçınılmaz olmuştur. Bunlardan biri işveren¸ diğeri ise işçi sınıfıdır. Bu durum toplumsal bir gerçek ve zorunluluk olduğu için¸ dünya hayatı devam ettikçe bunu ortadan kaldırma imkânı da yoktur. O zaman bu iki sınıf arasındaki ilişkileri doğru¸ sağlam¸ adâletli¸ hakkâniyetli¸ insan fıtratına uygun esaslara bağlamak gerekecektir. Tarih boyunca insanlık bu alandaki dengeyi tam tutturamadığı için kölelik denen ve insan onurunu yok eden bir sınıf ortaya çıkmıştır. Bazen insanlar ödeyemedikleri borçları karşısında köle olmak zorunda kalmışlardır. Bazen de temel ihtiyaçlarını karşılamak için başkalarının emirleri altına girmişlerdir. İnsanların bu zayıf durumlarından yararlananlar da onları sömürmüş ve tarihin belli dönemlerinde kölelik âdetâ alın yazısı gibi kabul edilmiştir. İslâm¸ insanların bu konuda içine düştükleri yanlışa da müdahale ederek altın değerinde ilkeler getirmiştir.


Kölelik alın yazısı olmadığı gibi¸ çalışmak ve ihtiyaçlarını elinin emeği ile karşılamak da İslâm'ın bir emridir. Ayıp olan çalışmak değil¸ aksine çalışmayıp başkasına muhtaç olmaktır. Kur'ân'da¸ "İnsana ancak çalıştığını karşılığı vardır."[3]¸ "Öyleyse¸ Allah'ın sana verdiklerinden yararlanarak yalnızca âhiret yurdunda (iyi bir yer tutmanın) yolunu ara; bu arada¸ pek tabii¸ bu dünyadaki nasîbini de unutma…"[4] buyurularak insanlar çalışmaya teşvik edilmiştir. Bu âyeti açıklayıcı mâhiyette olmak üzere Hz. Peygamber (s.a.v.)'e atfen bir sahabînin¸ "Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış¸ yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol."[5] dediği ifade edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) ise bu konuda şöyle buyurmuştur: "Kişi kendi elinin emeğinden daha temiz bir kazanç elde etmemiştir."[6] Buna örnek olarak da Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ Davud Peygamber'in kendi elinin emeği ile geçinmesini örnek göstermiştir.[7]


Çalışmak güzel ve insan fıtratına uyan bir şeydir. Ancak günümüzde özellikle batının yaptığı sanayi devriminden sonra işçi hakları hep tartışma konusu olmuştur. Çünkü gözünü para hırsı bürümüş kapitalistlerin arzularını tatmin etmek için insanlık gece gündüz çalışmaya mahkûm edilmiştir. Öyle ki¸ Almanya gibi bazı ülkelerde insanlar işten başka hiçbir şey düşünemez hale gelmişlerdir. Mesâi saatlerinde büyük bir sessizliğin ve ıssızlığın hâkim olduğu sokakları gördüğümde bunun sebebini sormuştum. Bu korkunç manzarayı tasvir eden bir işçi şunları söylemişti: Burada boşta kimse yok; insanların bir kısmı işte¸ bir kısmı işe gitmeye hazırlanıyor¸ bir kısmı ise istirahat ediyor. İşte bu manzara insanlara her gün şu soruları sorduruyor: Kölelik gerçekten kalktı mı? Günümüzün işçileri modern köleler midir acaba?


Bu soruların sorulmasının elbette bir sebebi vardır. Temel sebep işçi ve işveren ilişkilerindeki temel çarpıklıklar ve dengesizliklerdir. İşçi kesimi çok çalıştırıldıklarını¸ emeklerinin karşılığını alamadıklarını¸ insânî muâmele görmediklerini söylerken¸ işverenler de çalışanların aldıkları maaşı hak etmediklerinden¸ işlerine ve işverenlerine ihânet ettiklerinden¸ yedikleri ekmeğin kıymetini bilmediklerinden yakınmaktadırlar. Görüldüğü gibi şikâyet tek taraflı değildir. Âlemlere rahmet olarak gelen Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında da durum farklı değildi. Sadece çalıştıranlar ve çalışanlar farklıydı o kadar. Kur'ân bu problemi çözmek için bazı ilkeler getirdi¸ Hz. Peygamber (s.a.v.) de bunları hem açıkladı hem de örnekleyerek uyguladı. Buna göre Kur'ân iş akdini meşrû kıldı. Çalışmaya ve emeğe değer verdiğini açıkladı. Emânete riâyet etmeyi ve adâleti emretti. Zulmü ve her türlü hürmetsizliği¸ haksızlığı ve emânete hıyaneti yasakladı.


Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ işçi ve işveren arasında dengeyi kurarak her iki tarafın hak ve sorumluluklarını belirleme yoluna gitmiştir. Adalet¸ insaf¸ akıl ve vicdan da bunu gerektirir. Bu konuda dengeyi kuran Allah Rasûlü (s.a.v.)¸ hem işçi hak ve görevlerini hem de işverenin hak ve görevlerini belirlemiş ve işverene şunları hatırlatmıştır:


"Kim bir işçi çalıştıracaksa ona ücretini bildirsin¸ ücretini belirlesin."[8]


"İşçiye ücretini teri kurumadan veriniz."[9]


"İşçinin ücretini ödemeyenler kıyâmet gününde karşılarına Yüce Allah'ı bulacaklardır."[10]


"O işçiler sizin kardeşlerinizdir. Allah onları sizin sorumluluğunuz altına vermiştir. Kimin elinin altında(himayesinde/işyerinde) böyle bir kardeşi varsa ona yediğinden yedirsin¸ giydiğinden giydirsin ve onlara güçlerinin yetmeyeceği şeyleri yüklemeyin. Şâyet yüklerseniz onlara yardımcı olunuz."[11] 


Hz. Peygamber (s.a.v.) göreve lâyık olma konusunda da Müslümanlara önemli bir uyarıda bulunarak şöyle buyurmuştur: "Daha ehil ve lâyık olanı varken akrabalık  (yakınlık) sebebiyle bir başkasını tercih eden ve çalıştıran kimse Allah'a¸ Rasûlü'ne ve bütün Müslümanlara ihanet etmiştir"[12].


İşin öbür tarafını oluşturan ve helâl kazanç elde etmek isteyen işçiye ise Hz. Peygamber (s.a.v.) şunları buyurmuştur: "Allah¸ bir kimsenin yaptığı işi sağlam (itkân) yapmasından hoşnut olur."[13] Bunun yanında işverenin kendisine emânet ettiği âlet ve edevâtın da emânet olduğunu bildirmiştir.


Bu âyet ve hadisleri yorumlayan İslâm hukukçuları şu sonuçlara varmışlardır:


1.  İşçiyle yapılan sözleşme dînen ve hukûken bağlayıcıdır.


2.  İnşaat işçisi¸ memur¸ fabrika işçisi gibi "özel işçiler" kendilerini işe hazır hâle getirip iş yerlerinde gerekli vakti istenilen şartlara uygun olarak harcadıklarında ücreti hak ederler. Terzi¸ marangoz gibi "ortak işçiler" ise ancak işi bitirdiklerinde ücret alabilirler.


3.   İşveren işyerinde gerekli tedbirleri almaz ve işçi bundan dolayı zarar görürse¸ işverenin bu zararı tazmin etmesi gerekir.


4.  İşveren işçisine iyi davranmalı¸ insanî çalışma ortamını hazırlamalı¸ temel haklarından¸ meselâ sigorta primini ödemekten kaçınmamalıdır.


5.  Her işte o işe ehil olan çalıştırılmalıdır.


6.  İşçi¸ iş saatlerinde işverenin bilgi ve talimatlarının dışında bir işle meşgûl olamaz¸ işi ihmâl edemez¸ maldan haksız şekilde yararlanamaz. Tabii ihtiyaçları ve farz namazların dışında ara veremez. Mesel⸠iş saatlerinde nâfile namazla meşgûl olamaz. İşveren de farz namazlar için gerekli düzenlemeyi yapmak zorundadır. Çünkü ibadet hakkı bir insan hakkıdır.


Bütün bunlar bizi şu sonuçlara götürmektedir: İşçi işverene¸ işveren de işçiye ihânet ve haksızlık etmemelidir. İşçiden kesilen her hak¸ ödenmeyen her sigorta pirimi âhiretten¸ sâlih amelden ve takvadan çalmak anlamına gelir. Aynı şekilde üzerine aldığı işi savsaklamak¸ çalışmadan zaman geçirmek¸ mâzeretsiz işe geç gelmek¸ hak etmediğini almak da haksız kazançtır¸ haram lokmadır ve kul hakkıdır.


Müslümanların bu konuda herkesten daha hassas ve hatta insanlığa örnek olması gerekir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.)'in son nefesinde söylediği iki cümleden biri işçi haklarına riâyet etmektir.


 






[1] 5/Mâide¸ 2.



[2] 43/Zuhruf¸ 32.



[3] 53/Necm¸ 39.



[4] 28/Kasas¸ 77.



[5] Suyûtî¸ Câmiu's-sağîr¸ II¸ 12 (Hadis no: 1201).



[6] İbn Mâce¸ Ticâret¸ 1.



[7] Buhârî¸ Büyû'¸ 15.



[8] Beyhakî¸ "Sünen"¸ IV¸ 120.



[9] Mecmeu'z-zevâid¸ IV¸ 97.



[10] Buharî¸ "İcâre"¸ 10.



[11] Buhârî¸ "Itk"¸ 16.



[12] İbn Hacer¸ el-Metâlibu'l-âliye¸ II¸ 233.



[13] Suyûtî¸ el-Câmiu'l-kebîr¸ I¸ 354.

Sayfayı Paylaş