GÖNÜL SÂFİYETİ

Somuncu Baba

İnsan fiilleri dinî açıdan ikiye ayrılır. Bedene ait fiillere a'mâl-i zâhire ve ef'âl-i beden denirken¸ kalbe ait fiillere a'mâl-i kulûb ve ef'âl-i kulûb adı verilmektedir. Kalbin fiilleri bedenin fiillerinden üstündür. Namazda kıyam¸ kıraat¸ rukû¸ sücûd bedensel fiiller; niyet ihlas¸ huşu ve huzur¸ kalple ilgili fiillerdir. Bedenin fiilleri araç¸ kalbin fiilleri amaçtır. Bütün ibadetlerde ve ahlâkî davranışlarda durum böyledir. Bundan dolayı tasavvufun konusu kalptir¸ kalbin fiil ve hâlleridir¸ kalbi arındırma ve kalpteki m

Kur'ân'da kalb; "doğru"¸ "kibirli"¸ "yalvaran"¸ "günahkâr"¸ "imanla mutmain olan"¸ "Allah'ı anmaktan gaflet eden"¸ "hasta olan"¸ "hidâyete ulaşan"¸ "anlama kabiliyetine sahip olan"¸ "takva sahibi olan"¸ "imanın yeri" ve "kendisiyle akledilen" olarak çeşitli vasıflarla nitelendirilmektedir.  Kalb¸ insanın düşünen¸ kavrayan¸ anlayan¸ inanan¸ şüphe eden yönü¸ kin ve öfkesinin saklandığı yerdir. Akıl mânâsına da gelmektedir.[1] Kur'ân'da kalp¸ insanın öz benliği¸ hakikati yakalayan eriş ve seziş kudreti olarak tanımlanır.[2]  O¸ kavrayıcı ve geliştirici bir şuur¸ varlık ve oluşun düğümlendiği bir sırdır. Kur'ân¸ bu kud­reti yitirenlerin hakikati anlayamayacaklarını¸ gerçeği görmeyi engelleyen körlüğün¸ gözlerin körlüğü değil¸ kalplerin körlüğü olduğunu söyler. İnsanın kavrama yeteneği diyebileceğimiz kalbin görevini tam olarak yapabilmesi¸ onun her bakımdan sağlıklı olmasına bağlıdır. Hasta kalp gerçek görevini tam ve doğru olarak yapa­maz. Kur'ân'ın belirttiğine göre kalbe musallat olan en önemli hastalıklar¸ nifak ve riyakârlık; rics (iğrençlik¸ pislik¸ sefıhlik ve şeytan fıtnesine yataklık); zeyğ (denge noktasından sapmak); inkâr ve kibir  gibi durumlardır.


Kur'ân'la Diri Tutulan Kalp


Kur'ân¸ insanın ilâhî huzura selîm bir kalple gelmesini ister. Tabii ki kalbe bu vasfı kazandıran temel değer¸ doğru imandır. Kalb-i selîm¸ inkâr¸ şirk ve isyandan uzak kalan¸ evlât ve mal ile gururlanma fitnesinden arınan¸ îmanî ve ahlâkî noksanlarını gideren¸ kendisinde hiçbir kötülük bulunmayan kalp demektir. Selîm kalbe geçişin basamağını ise münîb kalp oluşturur. Münîb kalp¸ Allah'a yönelen¸ O'nu her zaman hatırda tutan ve her durumda Allah'a saygı duyan kalptir.  Kur'ân'ın gâyesi¸ insana selîm bir kalp kazandırmaktır. Çünkü böyle bir kalbin olmadığı benlikte¸ İslâm¸ sadece sözde kalan kuru bir iddia olur. İşte bunun için Yüce Allah Kitab'ının gafletle değil¸ dikkatte¸ açık bir zihinle okunması ve kalbin Kur'ân'la diri tutulması gerektiğine dikkat çekmektedir. İnsan¸ Kur'ân'a şuurla yöneldiği ve aktif bir amelle ona uyum sağladığı zaman¸ gerçek bir mü'min hâline gelir.  Ayrıca Kur'ân¸ Allah'ı şuurlu biçimde anlamayı¸ O'na saygı duymayı ve İslâm'a uymayı¸ zikir kavramıyla dile getirir. Böylesi bir zikrin kalbi yumuşatıp katılığı gidereceğini¸ ona güven ve huzur kazandıracağını bildirir.


İnsanın ilâhî âlem ile ir­tibâtını temin eden merkez ve ilâhî âlemin bedendeki muhâtabı kalptir. Kişi¸ Allah'ı kalbiyle bilir¸ ona kalbiyle inanır. Dolayısıyla yaptığı amellerin¸ ilâhî âlem ile ilgili beslediği duyguların kalb ile doğrudan ilişkisi vardır. Gönül âdetâ insanın ilâhî âleme açılan penceresidir. Kalb iman ve vahyin mahallidir. Çünkü vahiy¸ Allah'tan Hz. Peygamber (s.a.v.)'in kalbine gelmiştir. "Cebrail¸ Kur'ân'ı O'nun kalbine indirmiştir."[3]  Aynı şekilde ilham da kalbe gelir. Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ "Allah'ım! Kalbime gözüme ve kulağıma nur ver."[4] diye dua ederdi. "Mü'minin kalbi onun lambasıdır¸ nuru onun içindedir."[5]  İman ve itikat kalbin tasdîki olduğu gibi¸ küfür ve inkâr da kalbin reddidir. İmanın kökü ve temeli de kalptir. Onun için bir hadiste¸ "Allah şeklinize ve malınıza değil¸ kalbinize bakar."[6]¸ "Takva kalptedir."[7]¸ "Kötülük kalbini tırmalayan şeydir."[8] gibi hadisler bu duruma işaret etmektedir.


Gönül Merkezli Hayat


Tasavvufî hayat kalp merkezli bir hayattır. "O gün ne mal ne evlat fayda verir. Allah'a selim bir kalp ile gelenler müstesnâ."[9]¸ "Görmediği halde Rahmân olan Allah'tan korkan¸ O'na saygı gösteren ve (Allah'a) yönelmiş bir kalp ile gelen herkesin mükâfâtı budur."[10]¸ "Rabbim göğsümü aç."[11]¸ "Senin göğsünü açmadık mı?"[12] gibi âyetler¸ bu yaklaşımı destekleyen ve kalbin esas alınması gerektiğini gösteren ilâhî hakîkatlerdir. Kalp Allah'ın baktığı¸ nazar ettiği bir yerdir. Nazargâh-ı ilâhîdir. Onun için kırılmaması ve incinmemesi gereklidir. Yûnus Emre bu gerçeği şu şekilde dile getirir: Gönül Çalab'ın tahtı¸ Çalab gönüle baktı / İki cihân bedbahtı kim gönül yıkar ise.


İnsan fiilleri dinî açıdan ikiye ayrılır. Bedene ait fiillere a'mâl-i zâhire ve ef'âl-i beden denirken¸ kalbe ait fiillere a'mâl-i kulûb ve ef'âl-i kulûb adı verilmektedir. Kalbin fiilleri bedenin fiillerinden üstündür. Namazda kıyam¸ kıraat¸ rukû¸ sücûd bedensel fiiller; niyet ihlas¸ huşu ve huzur¸ kalple ilgili fiillerdir. Bedenin fiilleri araç¸ kalbin fiilleri amaçtır. Bütün ibadetlerde ve ahlâkî davranışlarda durum böyledir. Bundan dolayı tasavvufun konusu kalptir¸ kalbin fiil ve hâlleridir¸ kalbi arındırma ve kalpteki mânevî hastalıları tedâvi etmektir. Tasavvufa ilmu'l-kulûb/kalp ilmi ve tıbbu'l-kulub/kalp hekimliği denilmesinin sebebi de budur.[13]


Kalb fiillerinin de nefsânî ve rû­hânî olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Meleklerin telkîni rûhî yönü¸ şeytanın telkîni nefsî yönü ifade etmektedir. Melek kalbe takvâyı¸ şeytan ise nefse fücuru telkîn eder.[14]


Mutasavvıflar¸ genellikle kalbi organların en üstünü sayarak¸ onu krala¸ diğer organları da askerlere benzetmişlerdir. Kalb iyi olursa¸ diğer organlar da iyi¸ kötü olursa diğer organlar da kötü olur. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in şu hadisi bunu açıklar mahiyettedir: "O¸ iyi olduğunda bütün beden iyi olur. Şâyet bozulursa bedenin diğer organları da bozulur."[15] Kalbin bozukluğu yalan¸ gıybet ve boş sözlerle kendisini gösterir. Kalbi bu kötülüklerden kurtarmak için¸ Allah'ı zikirle imar ve tezkiye etmek gerekir. Sadece zâhirî amellere önem verip kalb amellerine önem vermeyen bir kişi kurtuluşa eremez. Allah'a kavuşmak isteyen kimse¸ O'na teslim olmalı¸ dünyaya kalbinde yer vermemelidir.


Her Hareket Kal­bini Islahı Yolunda Olmalı


Kalp temizliği¸ sâfiyeti¸ kalbin halktan ve sebeplerden tecrîd edilmesi elzemdir. Bunu yapamayan kişi peygamberlerin¸ sıddîkların ve sâlihlerin yolunda yürüyemez. O halde¸ sâlik ya da mü'min her adımını¸ her hareketini kal­bini ıslah yolunda atmalı¸ öncelikle kalbini sağlamlaştırmaya ça­ba harcamalıdır. Kalbinin gıdalarını tespit ederek onu beslemeli­dir. Kalbin hayatiyeti halkın elindekilerden umut kesip Hakk'a bel bağlamakla olur. Kalbin dirilişi¸ Hakk'ın emirlerine uyup yasaklarından uzaklaşmakla sağlanır.


Kalbin yegâne gıdası zikrullah¸ Allah'a münâcât¸ secdeleri çoğaltmak¸ Hakk'a tam teslîmiyettir. Kalbin selâmeti; lokmanın helâlliğine¸ ibadetin devamlılığına¸ ahlâkın güzelliğine¸ Allah'tan gayrıdan umudu kesmeye bağlıdır. Kur'ân ile ünsiyet kesbeden¸ ölümü çok düşünen ve zikir meclislerine devam edenler kalbini canlı tutmaya gayret edenlerdir.[16]


Özetle sûfîlere göre insanın iç âlemi olan kalp dış âlem ve kâinatla kıyaslanmayacak kadar geniştir. Nitekim "Semâya ve arza sığmayan Allahu Teâl⸠mü'min kulunun kalbine sığar." denilmiştir. Bu genişliğe vus'at-i bi-çûnî/keyfiyeti bilinmeyen ucu bucağı olmayan genişlik denir. Gerçekten de Allah'ın emrinden olan ruh/gönül âlemi pek geniş¸ onun tavırları da çok fazladır. Gönlün bin bir hali ve tavrı vardır.


Kalplerimiz bâtınî ışığın¸ ilhamımızın¸ yaratıcılığımızın ve tutkumuzun kaynağıdır. Gerçek bir sûfî¸ kalbi canlı¸ uyanık ve nurla dolu olan kişidir. Bir sûfî mürşidin ifadesiyle¸ "Eğer sözler kalpten geliyorsa¸ kalbe girecektir; ancak eğer dilden geliyorsa¸ kulakların ilerisine geçemezler."


 


 


 








[1] Bkz. 2/Bakara¸ 260¸  283.



[2] 50/Kâf¸ 33¸ 37.



[3] 2/Bakara¸ 97¸ 26/Şuar⸠194.



[4] Buhari¸ Daavat 9; Müslim¸ Müsafirûn 189.



[5] Ahmed b. Hanbel¸ el- Müsned¸ III. 17.



[6] Müslim¸ Birr 32; İbn Mace¸ Zühd 9.



[7] Tirmizi¸ Birr 18.



[8] Dârimi¸ Buyû'¸ 2; Ahmed b. Hanbel¸ el- Müsned¸ IV¸ 228.



[9] 42/Şuar⸠89; 57/Saffat¸ 84.



[10] 50/Kâf¸ 33.



[11] 20/Tâh⸠55.



[12] 94/İnşirâh¸ 1.



[13] Uludağ¸ 2006: 28.



[14] Gürer¸ 1999:281.



[15] Buhârî¸ Îmân¸ 39; Müslim¸ Musâkât¸ 107; İbn Mâce¸ Fiten¸ 14; Ahmed b. Hanbel¸ Musned¸ IV¸ 270; Dârimî¸ Büyû'¸ 1.



[16] Gürer¸ 1999: 281.

Sayfayı Paylaş