ELAZIĞ VELİLERİ

Somuncu Baba

“Tasavvufta yol bir arı kovanına benzetilmiştir. Arı gibi gayet muntazam çalışmak ve arı gibi bal yapmak¸ karıncalar gibi kanaatkâr olmak lâzımdır. Bal yapmak idrakine eriştiğinde¸ bu şifalı baldan Müslüman kardeşlerine tattırmak elzemdir. Çalışanlar tadını alır. Çalışmayanları da çalıştırmak rehberin vazifesidir. Mahlûkatın yaratılışındaki güzellikte¸ ilâhî hikmetler var. Bunlar sırlarla doludur. Velîler iğnenin ufacık deliğinden Hindistan'ı seyrederler. Bu hâl ise¸ âlem-i misâlin altında bir hâldir. Âlem-i misâl bunun üstündedir. Rasûl-i Ekrem Efendimizden nurları

Mahmud Samini


Harput'un büyük velilerinden olan Mahmud Samini Hazretleri Palu ilçesi Hun beldesinde dünyaya geldi. Doğum tarih kesin olarak bilinmemekle birlikte 1812 yılında doğduğu rivayet edilir. Yine rivayetlerde Samini Hazretlerinin Seyyid yani Evlad-ı Rasûl olduğu da geçmektedir.


İlk tahsilini doğduğu beldede yaptı. Tasavvufî gelişimini ise Nakşî Şeyhi Ali Sebdi Hazretleri'nin yanında tamamladı. Ali Sebdi Hazretleri bir gün Hun beldesinde bir davete katılır. Akşam yemek esnasında Ali Sebdi Hazretleri sofradaki yiyeceklerden oluşan büyükçe bir lokma hazırlar ve sofrada bulunanlara dönerek: “İçinizde bu lokmayı bir seferde çiğnemeden yutacak kim var?” diye sorar. Sofrada bulunanların hiç birinden ses çıkmaz. Olanları bir kenarda seyretmekte olan Mahmud Samini¸ “Ben yutarım.” der. Sebdi Hazretleri Samini'yi yanına çağırarak lokmayı kendi eliyle ağzına kor. Mahmud Samini ağzına konan bu lokmayı çiğnemeden yutar. Tasavvufçular bu lokmanın bir sır lokması olduğunu kendisini Ali Sebdi Hazretleri'ne bağlayanın bu lokma olduğunu söylerler.


Daha sonra Mahmud Samini henüz çocuklukla gençlik çağı arasında Palu'ya gelerek Ali Sebdi Hazretleri'ne hizmete koyulur. O şeyhine hizmet etmekten büyük bir zevk alır. Mahmud Samini¸ şeyhine bağlılıkta ona teslimiyette en ufak bir kusur göstermemiş¸ bu sayede de kısa zamanda Ali Sebdi Hazretleri'nin en yakın müridi olmuştur. Şeyhle Samini arasındaki bu yakınlık¸ diğer müritler arasında zamanla kıskançlığa neden olduğu da olmuştur.


Tasavvufta her şeyin sadece dinî bilgilerle olamayacağı¸ mürşide bağlılığın¸ ona teslimiyet ve güvenin en önemli unsurlar olduğu¸ yüksek tasavvufî makamlara ulaşmak için bunların çok önemli olduğu bazı müritler tarafından unutulmakta ve bu tip kıskançlıklar yaşamaktadırlar. Samini şeyhine olan bu teslimiyeti sayesinde kısa zamanda Sebdi Hazretlerinden icazet alarak inzivaya çekildi. Şeyhinin ölümüne kadar da irşad görevine başlamadı. Şeyh Ali Sebdi Hazretlerinin vefatından sonra evinin yanına yaptırdığı camide hem vakit namazlarını cemaatle eda etti hem de namaz için gelenlere vaazu nasihatlerde bulundu. Derin bilgisi ve tasavvufî düşüncesi sayesinde çok sayıda insan ona yürekten bağlandı.


Samini Hazretleri çağın bilinen tarikat şeyhlerinden farklıdır. Alçak gönüllülüğü¸ hitabeti¸ hoşgörüsü onun en dikkat çeken özelliklerindendir. Görünüş itibarı ile buğday tenli¸ dişleri dökük birisidir. Ayrıca gözleri ela ve irice¸ yanağında da ben olan uzunca boylu biridir.


Mahmud Samini Hazretleri ömrü boyunca yanına gelenlerin hepsine manevi değeri büyük olan nasihatlerde bulunmuştur. Devamlı şekilde talebelerine Enbiya Suresindeki  “Her nefis ölümü tadacaktır.” mealindeki ayet-i kerimeyi okuyarak içlerinden dünya sevgisini çıkarmayı öğütlemiş¸ insanlara Allah sevgisiyle yaklaşmalarını söylemiştir. O¸ ömrünü hep manevi âlem için harcamış¸ hep iyilikten¸ güzellikten yana olmuştur. Buyurdu ki;


“Tasavvufta yol bir arı kovanına benzetilmiştir. Arı gibi gayet muntazam çalışmak ve arı gibi bal yapmak¸ karıncalar gibi kanaatkâr olmak lâzımdır. Bal yapmak idrakine eriştiğinde¸ bu şifalı baldan Müslüman kardeşlerine tattırmak elzemdir. Çalışanlar tadını alır. Çalışmayanları da çalıştırmak rehberin vazifesidir. Mahlûkatın yaratılışındaki güzellikte¸ ilâhî hikmetler var. Bunlar sırlarla doludur. Velîler iğnenin ufacık deliğinden Hindistan'ı seyrederler. Bu hâl ise¸ âlem-i misâlin altında bir hâldir. Âlem-i misâl bunun üstündedir. Rasûl-i Ekrem Efendimizden nurlarını alırlar ve ondan sonra vahdet sarayının ezelî ve ebedî varlığında erirler. Benliklerinden sıyrılırlar. Sırr-ı Sübhânda¸ mazhâr-ı lutfa ererler.”


Hacı Tevfik Efendi


Harput'un büyük velilerinden olan Hacı Tevfik Efendi 1864 yılında Harput'ta doğdu. İlk tahsilini Harput'ta tamamlamasının ardından¸ yaşı küçük olmasına rağmen¸ hemen medrese tahsiline başladı. Burada Harput'un ileri gelen âlimlerinden dersler aldı. Bular arasında en meşhuru Beyzâde Hacı Ali Rıza Efendidir. Hacı Ali Rıza Efendi onun yetişmesi için büyük itina ve gayret gösterdi. Hacı Tevfik Efendi¸ tasavvufî yolda da Mahmud Samini Hazretlerinin sohbetlerine devam etti. Kısa zamanda gerek ilmî¸ gerekse dinî yönden mükemmel bir şekilde yetişen Tevfik Efendi edindiği bu bilgiler sayesinde mülkiye idadisinin Arabî¸ mantık ve din dersleri hocalığına kadar yükseldi. Görev yaptığı bu okullarda binlerce talebe yetiştirir.


Hacı Tevfik Efendi¸ uzun boylu¸ zayıf bir bünyeye sahipti. Yüzünde tebessüm hiç eksik olmazdı. En sıkıntılı ve en kederli anlarında bile; “Ben kederli isem elâleme ne?” diyerek kendi dert ve elemi ile başkalarını huzursuz etmez ve üzmezdi. O sıkıntılı hâli ile başkalarına sert muamele etmekten daima kaçardı. Şefkatli nazarları ile karşısındakileri kendisine çeken mânevî bir kuvvete sâhipti. O¸ bilgisi ve ilmi az olan kimselerle konuştuğu zaman onların seviyesine inerek¸ anlayacakları dilde nasihat ederdi. Bu durum halktan bazılarının; “Efendi siz âlim birisiniz. Bu cahillerle neden oturuyorsunuz? Siz bunları adam edemezsiniz.” demeleri üzerine çok üzülür¸ “İnanan ve imanı olan kimselere cahil denilemez. Hakk'a ve hakikate inanmayan en büyük cahildir. Öğrenmeyen olmasaydı öğretene ne iş düşerdi.” derdi.


Ömrünün sonlarına doğru doksan yaşında olmasına rağmen haftanın bazı günlerinde Hacı İzzet Paşa Camii'nde¸ insanlara Allahu Teâlâ'nın emir ve yasaklarını¸ doğruyu ve güzeli anlatmaya devam eden Harput'un bu büyük velisi ve son uleması Hacı Tevfik Efendi 1951 tarihinde vefat ederek Hakk'ın rahmetine kavuştu.


Hacı Tevfik Efendi'nin yetiştirdiği binlerce öğrencilerden biri olan İshak Sunguroğlu onun derse girişini şöyle ifade eder; “Ona Harput'ta ‘Karıncayı incitmeyen hoca' derlerdi. Onun dersine daima ürpertici bir korku içinde¸ son derece terbiyeli olarak girip çıkardık. O¸ hiç kimseyi dövmezdi. Fena söz de söylemezdi. Bağırmazdı¸ çağırmazdı. Böyle olmasına rağmen sınıfta çıt çıkmazdı. Sınıfta gürültü olmayınca da derslerden hepimiz istifade ederdik. “


Hacı Tevfik Efendi'nin ilmî ve dinî kişiliğinin yanında edebî yönü de vardır. Arada sırada divan tarzı şiirler de yazmıştır.

Sayfayı Paylaş