SİGORTA

Somuncu Baba

"Yardımlaşma esasına dayanan sosyal sigortalardan
yararlanma konusunda dînen bir sakınca
bulunmamaktadır. Devlet tarafından zorunlu tutulan
sigortalar da böyledir."

Sigorta günümüzde ekonomik hayatın en yaygın uygulamalarından biri haline gelmiştir. Hızla gelişen iletişim ve ulaşım araçları bir taraftan insanların hayatını kolaylaştırırken¸ bir taraftan da can ve mallarını tehdit eder duruma gelmiştir. Bu sebeple Müslüman olsun olmasın bu hayatı yaşayan hemen herkes canını ve malını güvenceye almak için sigorta şirketlerine ihtiyaç duymaya başlamıştır.


Aslında sigorta ihtiyacı sadece modern dönemlerin değil¸ baştan beri insanların ihtiyaç duydukları bir yöntemdir. Bunun için de insanlar yaşadıkları çağın ihtiyaç ve imkânlarına göre değişik sigorta şekilleri oluşturmuşlardır. Batı toplumlarında beş altı asırlık köklü bir geçmişi olan sigortanın İslâm dünyasına girişi yeni sayılır. Bugün "sigorta" denilince Batılı sistemlerin uyguladığı sigorta çeşitleri hatıra gelmektedir. Batılı anlamdaki sigorta anlayış ve uygulamalarında İslâmî anlayışımıza uymayan bazı yönler olduğu için İslâm âlimleri bunun hükmünü hep tartışmışlardır. Hiçbir şekilde câiz olmadığını¸ çünkü kumar ve haksız kazanç olduğunu söyleyenler olduğu gibi¸ yardımlaşma anlamına gelen bazı sigorta çeşitlerinin câiz olduğunu söyleyenler de olmuştur. Sigorta uygulamaları ve çeşitleri tek tip olmadığından dolayı yeni ortaya çıkan sigorta çeşitleri sebebiyle tartışmalar da devam etmektedir.


Sigorta¸ sigorta kurumuna azar azar pirim ödemek suretiyle ileride meydana gelecek cana ve mala yönelik büyük ekonomik kayıpları karşılaması için yapılan bir anlaşmadır. İslâm'da sözleşmelerin hangi esaslara göre yapılacağı bellidir. Buna göre bir sözleşmenin câiz olabilmesi için¸ belirsizlik taşımaması¸ alınan ve satılan şeyin dînen mal kabul edilmesi ve alım-satımının câiz olması gerekir. 


İslâm dünyasının kendine mahsus bir sigorta sistemi hep olmuştur. Bu sigorta sisteminde amaç¸ güven satıp para kazanmak değildir. Esas amaç darda kalmış ve zora düşmüş bir Müslümana yardımcı olmak ve onun beklenmedik zararını karşılamaktır. Mesel⸠Hz. Peygamber (s.a.v.) dönemde câhiliye devrinden kalma bir âkile sistemi vardı. Hz. Peygamber (s.a.v.) bunu geliştirdi. Buna göre hatâen bir kimseyi öldürenin ona ödemesi gereken diyete¸ yani kan bedeline ailesi ve kabîlesi de iştirâk ederdi. Hz. Ömer (r.a.) kurduğu divan teşkilatıyla bu sistemi biraz daha ileri götürdü. Böylece esir düşme¸ mala ya da cana karşı verilen zararların karşılanmasına kişilerin mensup oldukları meslek kuruluşları da dâhil edildi. Hâlbuki batılı anlamdaki sigortanın amacı tamamen para kazanma amacına yöneliktir. Bunun için de insanların zor durumları fırsat olarak değerlendirilmektedir.


İslâm âlimlerinin ve hukukçularının konuyla ilgili olarak ulaştıkları sonuçları şu şekilde özetleyebiliriz:


1. Devlet tarafından kurulmuş ve temelde çalışanlardan kesilen primlerin daha sonra onlara dönmesi şeklinde olan sosyal sigortalar dînen de câizdir. Çünkü bunlarda ticârî amaç bulunmayıp tamamen yardım ve hak ettiğini alma anlamı vardır. Buna bağlı olarak işsizlik aylığı ve iş görmezlik yardımı almak da câiz olur ve bunlara para yatırmak veya bunlardan dolayı para almak helâldir. İşverenin işçilere ait sigorta primlerini eksiksiz biçimde ödemesi de dînen zorunlu olup aksini yapan insan hakkı yemiş olmaktadır.


2. Kanunun sosyal sigorta sistemi bellidir. Bu sisteme dâhil olmanın sigortalıya getirdiği bir takım yükümlülükler vardır. Bu yükümlülükleri yerine getirmediği halde sistemin nimetlerinden yararlanmak câiz olmaz. Mesel⸠emekli ve ölmüş babanın maaşından dul olan kızları kanunun belirlediği esaslara göre maaş alabilmektedir. Resmî nikâhla evli bulunduğu kocasından anlaşmalı olarak boşanıp dinî nikâh yaparak bu maaşı almak helâl olmaz. Bu hem kanuna hem de ahlâka karşı bir hiledir. Müslüman hilekâr olamaz. Başkasının hakkını yediği için bu kimse günah sahibi olur. Bu durum onun ibadet kalitesini de etkiler.


3. Ticârî sigortalar¸ güven satıp para kazanma esasına dayanmaktadır. Ancak bu sözleşmelerin İslâm hukukuna göre bazı sakıncalar taşıdığı tesbit edilmiştir. Çünkü bunlar sigorta akdinin kuruluş gayesi olan yardımlaşma esasına değil¸ müşterinin zayıf durumundan para kazanma esasına dayanmaktadırlar. Aynı zamanda sigorta şirketleri fâizli bankaların yan kuruluşları olarak faaliyet göstermektedirler. Bir taraftan karşılıksız yardım anlayışını tahrip eden ticarî sigorta sistemi¸ diğer taraftan insanları hileli yollara da sevk edebilmektedirler. Mesel⸠bir kazâ anında haksız olduğu halde kaskosu olmayan taraf anlaşmalı olarak haklı olanla yer değişip haklı gibi gösterilmekte ve kaskolu tarafın imkânından yararlanabilmektedir. Sigortadan yararlanabilmek için daha farklı yollara başvurulabilmektedir. Hiç kazâ yapmadığı halde yıllarca sigorta pirimi ödeyen kimsenin parasını alan şirketin bu parayı neye karşı aldığı da tartışılmaktadır. Burada satılan güven olmakla birlikte güvenin mal sayılıp sayılamayacağı¸ sayılacaksa neye göre takdir edileceği¸ özellikle kasko tipi sigortaları en azından şüpheli hale getirmektedir. Kaskoda güvenin parayla ölçülebilen bir şey olup mal sayılabileceğini söyleyen bazı âlimler bunun câiz olduğuna söylemektedirler. Ancak sigorta şirketlerinin bu güvenceyi fâhiş fiyatla satmaları bu tür sigortaların sakıncalı yönlerinden bir başkasıdır.


4. Birimli ve birikimsiz hayat sigortalarında toplanan pirimler fâizli bir sistemde işletilip belli zamandan sonra pirim sahiplerine ödendiği için dînen câiz görülmemektedir.


5. Bireysel emeklilik sisteminde aslında birikimli hayat sigortası tarzı uygulanmaktadır. Bu sebeple bunlara da cevaz vermek mümkün değildir. Fakat işin içerisine devlet girip bir kısmını ödemeye başlayınca bunu sosyal sigorta gibi düşünenler olmuştur. Bazı katılım bankalarının da işin içerisine girip toplanan pirimleri kâr-zarar esasına göre çalıştırma alternatifi sunmaları bireysel emekliliğin yeniden değerlendirilmesi sonucunu doğurmuştur.


Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu'nun bu konuda verdiği fetvâda şu ifadeler geçmektedir: "Emekli olmak amacıyla ödenen primlerin dînen yasak olan alanlarda çalıştırılması halinde Bireysel Emeklilik sistemine helâl demek mümkün değildir."[1]


Devlet tarafından zorunlu tutulan deprem sigortası gibi sigortalar da câiz olan sigorta kısmında değerlendirilebilir. 


6. Karşılıklı yardımlaşma anlayışına dayalı sigortalar: Bunlarda esas amaç yardımlaşma olduğu için dînen meşru ve câiz olduklarında şüphe bulunmamaktadır. Aynı zamanda bunlar yardımlaşma ruhunu canlı tutup bir araya gelebilmeye de tardım etmektedirler. İslâm'ın ideal olarak kabul ettiği sigorta şekli aslında budur. Tarih içerisinde ve Osmanlı'da "Avârız Sandıkları" adıyla da bu sistem uygulanmıştır. Bu sistemde üyelerden toplanan pirimler bir fonda biriktirilir o fon da helâl sektörlerde çalıştırılır. Böylece hem biriken servet âtıl kalmaz¸ hem de meydana gelecek kazâ vb. risklere karşı güvence bedeli büyümüş olur. Her üye bu şirketin tabii ortağı durumunda olduğundan ihânet¸ hıyânet ve hile yolları büyük oranda kapalıdır. Türkiye'nin hukûkî mevzûâtı da buna müsâittir.[2] Bu sebeple Müslümanların Batılı kapitalist sistemin dayattığı sigorta tipini sorgulamadan kabul etmek yerine bu tip sigortaları geliştirmeleri aynı zamanda dini bir vecibedir. Çünkü hayat risklerle doludur. Risklere karşı Müslümanın kendisini koruması ve koruyacak meşru sistemler geliştirmesi gereklidir. Bu¸ sebeplere tevessül kabilindendir.


Bugün Malezya'da kurulan ve özel sektör tarafından işletilen böyle bir sigorta uygulaması vardır. Buna "tekâfül sistemi" adı verilmektedir. Çünkü¸ üyeler karşılıklı olarak birbirlerine kefil olmaktadırlar. Bu sigorta fonundan kaz⸠âfet vb. risklere karşı yararlanılmaktadır. Devlet denetiminde olan bu sigorta kurumuna pirim ödeyenler aynı zamanda şirketin sermâyedârı olmaktadırlar.


Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Yardımlaşma esasına dayanan sosyal sigortalardan yararlanma konusunda dînen bir sakınca bulunmamaktadır. Devlet tarafından zorunlu tutulan sigortalar da böyledir. İslâm'a göre ideal olan sigorta şirketi bulunmayan yerlerde Müslümanlar ev¸ iş yeri ve kasko gibi sigortalardan zarûreten yararlanabilirler. Hayat sigortası ve bireysel emeklilik gibi sigortalarda ise primlerin çalıştırılma şekli önem arzeder. Şayet fâizde işletiliyorsa bu tip sigortalar câiz olmazken¸ kâr ve zarara ortaklık esasına göre çalıştırılıyorsa câiz olur. Fakat Müslümanlara düşen görev gerekli yasal imkânlardan da yararlanarak yardımlaşma esasına dayalı sigorta şeklini oluşturmaktır. Şüpheli şeylerden kaçınmak görevimiz olduğu için nihâî çıkar yol budur.


Konuyla ilgili Din İşleri Yüksek Kurulu'nun vardığı sonuç şöyledir:


a) "Genel olarak¸ sosyal sigortalar¸ karşılıklı sigortalar ve ticarî sigortaların caiz olduğuna¸


b) Kâr payı esasına dayalı çalışan birikimli hayat sigortası ile bireysel emeklilik tasarruf ve yatırım sisteminin ise¸ yatırılan primlerin¸ dinen helâl olan alanlarda değerlendirilmesi durumunda caiz olduğuna¸


c) Konusu din tarafından yasaklanmış olan sigortanın caiz olmadığına" karar verilmiştir[3].


 


 






[1] 07.04.2005. tarihli karar.



[2] Nihat Dalgın¸ Gündemdeki Tartışmalı Dini Konular 2¸ 553vd.



[3] Karar tarihi: 04/07/2005.

Sayfayı Paylaş