SEVGİ ALAYI: SURRE-İ HÜMÂYÛN

Somuncu Baba

Osmanlı padişahlarının¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'e hürmet ve muhabbetlerinin bir ifadesi olarak Surre Alayları ile beraber gönderdikleri çok özel emanetlerden biri de "saçları" idi. Padişahların saçlarını kesen Berberbaşılar¸ bunları gümüş bir kapta yıkadıktan sonra kurutur ve buhurla tütsüleyerek küçük bir sandıkta saklarlardı. Hac zamanı geldiğinde ise¸ içinde saçların bulunduğu sanduka mühürlenir ve Surre'yle birlikte kutsal topraklara gönderilirdi. Alay¸ Medine'ye vardığında saçlar¸ Peygamber Efendimizin mübarek kabirleri etrafında uygun bi

Devlet-i Âl-i İslâm'ın ve Osmanlı Padişahlarının¸ Hz. Peygamber (s.a.v)'e ve mukaddes topraklara meftuniyetin ve merbutiyetini aşikâr kılan güzel âdetlerinden biri de¸ her yıl hac mevsiminde (Recep ayının 12. gününde) mübarek mekânlara uğurladığı "Surre-i Hümayûn Alayı"dır. Hâkim kanaate göre ilk kez Yıldırım Beyazid veya Çelebi Mehmed devrinde tertiplenen¸ ancak âdet haline gelmesi ve resmî bir mahiyet alması Yavuz Sultan Selim zamanında olmuştur. Devlet¸ Surre Alayı'na o kadar ehemmiyet vermiştir ki¸ Birinci Cihan Harbi esnasında dâhi¸ Sultan V. Mehmed Reşad¸ yabancılardan borç almak pahasına da olsa¸ ecdadından tevarüs eden bu kutsal geleneği terk etmemiştir.


 


Gönderilen Hediyeler¸ Görevliler ve Dua Zarfları


Surre Alayı¸ İstanbul'dan¸ padişahların¸ saray mensuplarının¸ devlet erkânının ve halkın¸ Mekke ve Medine'nin Seyyid¸ Şerif¸ ulema ve fakirlerine gönderdiği¸ "Ferâşet Çantası" adı verilen çantalara konulan paralar ve hususî hediyelerin (kaftanlar¸ pırlanta yüzükler¸ elmaslar¸ inci tesbihler¸ avizeler¸ kandiller¸ kılıçlar¸ paha biçilmez Mushaflar¸ yünlü dokumalar¸ halılar¸ gülsuyu vb.) yanında Kâbe örtüsünü (Kisve-i Şerif) ve kutsal yerlerin bakımı ve temizliğini yapacak olan personeli (ferâşetleri) de götüren; karşılığında da zemzem¸ gümüş yüzük¸ misvak¸ kına¸ sürme¸ hurma vb. getiren¸ aslında bir tür hayır/yardım kervanıydı.


Kelime anlamı "para kesesi" olan Surre¸ özel bir birlikten müteşekkil¸ başında "Surre Emini"nin bulunduğu (bir rivayete göre 470 küsur kişilik) bir alay eşliğinde gönderilirdi ve resmî bir teşrifat ve merasim tertiplenerek uğurlanırdı. Surre'nin başında giden gösterişli dişi deve¸ Peygamberimizin kutlu devesi "Kusva"yı; devenin taşıdığı¸ üzeri altın¸ gümüş ve kıymetli taşlar¸ yazılar ve nakışlarla bezenmiş "Mahmil-i Şerif"¸ Hz. Peygamber (s.a.v.) ve ailesini taşıyan "Mahmil"i temsil ederdi.


Alay içerisinde¸ Yavuz Sultan Selim'in ortaya koyduğu "Hadimü'l Harameyn" anlayışı çerçevesinde Kâbe-i Muazzama'nın temizlik ve hizmetkârlığını yapmak üzere Mekke Ferâşeti; Hz. Peygamber (s.a.v.)'in kabr-i şerifleri¸ Ravza-i Mutahhara'nın temizlik ve bakımını yapmak üzere de Medine Ferâşeti ve hacılara zemzem dağıtan "Zevrak" ismiyle vazifeli kişiler de yer alırdı. Gördükleri kutsal iş ve hizmetlerden ötürü halk¸ bu görevlilere imrenir ve onları kendilerine dua ettirmek için vekil tayin ederler ve altın-gümüş paralar vererek kendi adlarına temizlik yapmalarını ve zemzem dağıtmalarını isterlerdi.


Ferâşet Çantaları'ndaki¸ hediyeler ve paraların muhafaza edildiği zarfların üzerine yazılan şu dualar ise ecdadın mukaddes topraklara duyduğu derin muhabbet ve hürmetin bir göstergesiydi: "Allah¸ kıyamet gününe kadar Mekke Şehri'ni mükerrem kılsın!"¸ "Allah¸ Medine Şehri'ni kıyamet gününe kadar nurlandırsın!"


 


Padişahlar Saçlarını Neden Gönderirlerdi?


Osmanlı padişahlarının¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'e hürmet ve muhabbetlerinin bir ifadesi olarak Surre Alayları ile beraber gönderdikleri çok özel emanetlerden biri de "saçları" idi. Padişahların saçlarını kesen Berberbaşılar¸ bunları gümüş bir kapta yıkadıktan sonra kurutur ve buhurla tütsüleyerek küçük bir sandıkta saklarlardı. Hac zamanı geldiğinde ise¸ içinde saçların bulunduğu sanduka mühürlenir ve Surre'yle birlikte kutsal topraklara gönderilirdi. Alay¸ Medine'ye vardığında saçlar¸ Peygamber Efendimizin mübarek kabirleri etrafında uygun bir mahalle¸ dualarla gömülürdü. Bu anlamlı geleneğin ihtiva ettiği mana ve mesaj şuydu: Padişahlar¸ Sevgililer Sevgilisi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)'ya karşı yüreklerinde taşıdıkları sonsuz muhabbet ve sadakatin nişanesi olarak¸ bedenlerinden bir numuneyi¸ bir tutam saçlarını sunuyorlardı.


 


Halkın da Katıldığı Resmî-Dinî Tören


Surre-i Hümâyûn'un İstanbul'dan Harameyn'e uğurlandığı ve Darüssade Ağası'nın nezaret ettiği "Surre Merasi"mi ve akabindeki geçit töreni¸ devletin¸ sarayın ve İstanbul halkı tarafından asırlarca büyük bir titizlik¸ alaka¸ gösteriş ve ihtişamla tatbik edilen¸ 21 pare top atışlık resmî-dinî bir törendi. Esad Efendi'nin¸ Teşrifât-ı Kadîme'sinde teferruatlı bir şekilde yazdığı; padişah¸ sadrazam¸ devlet adamları¸ selâtin şeyhleri¸ imamlar¸ harameyn takımı ve Surre Emini'nin de hazır bulunduğu Surre-i Hümâyûn'u uğurlama merasiminin can alıcı kesitleri özetle şöyledir:


"Surre-i Hümâyûn'u¸ Kireç İskelesi'nden Üsküdar'a taşımak için tersaneden bir çektiri gemisi seher vakti iskelede hazır bulunmak üzere kaptan paşaya bir emir yazılır ve gönderilir. Yazıcı efendi tarafından¸ selâtin şeyhleri¸ imamlar ve harameyn takımı davet olunur. Darü's-Saade Ağası geldiğinde¸ Mekke Şerif'ine gönderilecek olan ve daha önce sadrazamın önünde padişah mührüyle mühürlenmiş olan mektubu (Nâme-i Hümâyûn)¸ reisülküttap alarak ağanın odasına girer. Tuğra ve imza işlemi bittikten sonra şerbet ve buhur verilir. Yemekten sonra Kubbe-i Hümâyûn'un karşısına kurulan çadırda padişahın teşrifini beklerler. Harem ağaları omuzlarında surre keseleriyle harem kapısından çıkarlar. Çadıra gelip keseler sayılır ve mumlarla mühürlenir. Getirilen armağanlar padişaha sunulur. O da gördükten sonra mektup¸ defterler ve surre keseleri padişah mührüyle mühürlenir. Surre Emini'ne¸ hil'at giydirilir. Surre Emini yer öptükten sonra mektup kendisine teslim edilir. Bu anda selâtin şeyhleri ve imamlar her biri başka başka Kur'an sureleri okurlar. Müezzinler ise Mevlit'ten¸ Hazret-i Muhammed (s.a.v)'in yüceliğini anlatan kısmı okurlar. Nöbetli olan şeyh¸ dua ettikten sonra yazıcı efendi¸ alışılagelen surreleri verir. Kur'an okuma bittikten sonra müezzinler¸ Mevlit'ten na't kısmını okurlar. Nöbeti olan şeyh duasını tamamladıktan sonra Mahmil-i Şerif devesinin yularını¸ birinci mirahurun elinden alır. Darüssaade Ağası bir iki dolaştırdıktan sonra dişi devenin gümüş zincirini surre eminine¸ ibrişim yularını ise sakabaşılara teslim eder. Müezzinler tekbir ve tehlil getirirken Darüssaade Ağası ve harameyn ağaları¸ dişi devenin önüne düşüp¸ orta kapıdan dışarı çıkar ve atlarına binerler. Alay düzenlendikten sonra Mahfe-i Şerif develeri ve Surre-i Hümâyûn katırları yürüyüp hastalar kapısı önüne geldiğinde durulur ve dua edilir. Kireç İskelesi'ne gelindiğinde dua yapıldıktan sonra armağanlar hazır bekleyen çektiriye konur ve hepsi geri dönerler." 


 


Surre Kervanı'nın Kutsal Yolculuğu


Alayın hazırlanışı¸ uğurlama töreni¸ kervanın geçtiği yerlerdeki karşılama ve tazim gösterileri¸ Osmanlı âleminde ibadet hassasiyetiyle¸ bir kurallar manzumesi ve sıkı disiplin içerisinde yapılırdı. Hacıların ve Surre Kervanı'nın geçeceği yolların bakımı ve tamiri¸ köprülerin sağlamlığı¸ geçitlerin emniyeti¸ konaklama hizmetlerinin düzgünlüğü ve eşkıya veya yağmacı kabilelerden korunması gibi birçok hususlarda itina sarf etmeleri için¸ eyalet paşaları¸ sancak beyleri¸ kadılar¸ naipler ve sair görevlilere¸ özel talimatlar verilirdi.


İstanbul-Anadolu-Şam-Kudüs-Mekke güzergâhını kullanan¸ 54 yerde konaklayan "Surre Alayı" Mekke'ye vardığında önce Arafat'ı¸ sonra da Müzdelife ve Mina'yı ziyaret ederdi. Kurban Bayramı günü Mekke Emiri¸ merasim eşliğinde Mahmil-i Şerif'i ziyarete gelirdi. Mehter'in katılımıyla gerçekleşen bu merasimde¸ padişah mektubu Nâme-i Hümâyûn¸ Mekke Emiri'ne törenle teslim edilirdi. Mektup¸ Türkçe ve Arapça olarak okunduktan sonra protokol¸ askerler ve halk Osmanlı Halifesine dua ederdi. Ardından¸ Mekke Emiri¸ seyyidler¸ şerifler ve diğer ileri gelenlere padişahın hediye olarak gönderdiği elbiseler¸ "hil'atler" giydirilirdi. Son olarak da surreler ve kimlere verileceğinin yazılı olduğu surre defterleri ilgili şahıslara teslim edilirdi.


Bayramdan önce Surre Emini¸ Mekke Ordu Komutanı ve Surre ile birlikte gelen temizlik görevlileri ferâşetler¸ Kâbe'yi yıkamak için çağrılırdı. Görevliler¸ temizlikten evvel Mescid-i Haram'ın dört bir yanında ikişer rekât namaz kılar ve dua ederlerdi. Sonra hep beraber Kâbe'nin içerisine girerek¸ hurma yapraklarından yapılma küçük süpürgelerle¸ zemzem ile Surre ile gelen gülsuyunun karışımdan ibaret suyla mukaddes mekân yıkanırdı. Yıkama işlemi bittikten sonra gülsuyu ve güzel kokularla ıslatılan el bezleriyle Kâbe'nin duvarları silinirdi.


Harameyn'e gönderilen hediyelerin içerisinde en fazla kıymet biçileni ipekten imal edilen¸ sırmalarla üzerine ayetler işlenen¸ bir köşesine de gönderen padişahın ismi yazılan "Kisve-i Şerif" adı verilen Kâbe örtüsüydü. Bayramın birinci günü büyük âlimlerin de teşrifiyle¸ yenisiyle değiştirilen eski örtü¸ Surre Emini'ne teslim edilirdi. Büyük bir hürmet ve itina ile İstanbul'a getirilen eski örtü¸ önce Eyüp Sultan Hazretleri'nin türbesinde halkın ziyaretine sunulurdu. Sonra ulema¸ meşâyih¸ sâdâd ve devlet erkânının katıldığı bir törenle¸ tekbirler¸ tehliller ve dualar eşliğinde Topkapı Sarayı'na getirilir¸ diğer mukaddes emanetlerle birlikte Hırka-i Saadet Dairesi'nde saklanırdı. Kâbe örtülerinin bir kısmının¸ vefat eden padişahların ve hanedan ailesinin sandukaları üzerine örtüldüğü¸ bazen de paylaştırılarak büyük camilerin duvarlarına asıldığı da olurdu.

Sayfayı Paylaş