ADAM OLMA SÜRECİ: EĞİTİM

Somuncu Baba

"Eğitimciler sadece karşılarında duran nesli
eğitmiyorlar¸ daha sonra gelecek en az üç nesli daha
eğitmiş oluyorlar. Buna göre bizler geçen neslin ve
asrın eseriyiz."

Çocuklar¸ insan soyunun devamı için¸ ilahi bir plan dâhilinde yetişkinlere lütfedilen bir armağandır. Bu armağanın korunması¸ bakımı ve geliştirilmesi ebeveynlerin asli görevlerindendir. Kendisi elverişsiz şartlarda yetişmiş bir ebeveynden filozofça bir eğitim bekleyemeyiz ve her bireye uygulanabilecek standart bir eğitim sisteminden bahsedemeyiz. Bu sebeple eğitimle gerçekleştirilmek istenen hedefe ulaşabilmek için öncelikle eğitime konu olan insanı tanımak gerekir¸ hatta bundan da önce eğitilenin kendisini tanıması gerekecektir.


 


Eğitimcinin işlemek üzere ele aldığı birey karakterinin çözümü¸ eğitimde hayati öneme sahiptir. Karakter¸ davranışlarımızın dozajını¸ rengini ve şeklini belirleyen¸ önemli bir kısmı fıtri bir kısmı da kesbi olan doğal reflekslerimizdir¸ şuuraltında olayların gelişimine göre vaziyet almaya koşullanmış haldedir.  Mizaç¸ huy¸ seciye kelimeleri ile kişisel karakter kastedilir. ‘Can çıkmayınca huy çıkmaz.'  atasözü ile de karakterin değişmezliğine dikkat çekilmiştir. Karakterin¸ paradigmanın ve ahlakî yapının oluşumunda aile-okul-çevre üçlüsü temel belirleyicidir. Aile¸ geleneksel¸ okul planlı¸ çevre ise düzensiz bir eğitim sistemi ile bireyi şekillendirir. Bunlardan etkin ve güçlü olanı ise bireye hâkim olur. Eğitimci¸ eğitimin aile ve okul işbirliğiyle yürütülmesi gerektiği görüşündedir. Çocuk¸ çevrenin düzensiz¸ ilkesiz ve gelişi güzel etkisine terk edilemez. Aile¸ çocuğun gönlünü ve midesini¸ okul ise aklını doyurarak geleceğe hazırlar.


 


 Karakterin yapısı fıtri olsa da pozitif ya da negatif yönde gelişimi ailede cereyan eder. Şecerenin seciyeye etkisi var mıdır? Varsa ne kadardır? Erkek çocuk¸ aileden baba¸ amca ya da dayı ile¸ kız çocuk da anne¸ hala ya da teyze ile özdeşleştirilir. Dikkat edilirse özdeşleştirme¸ aileden yaşayan biri ile yapılır. Bu şunu ispat eder: Ailenin¸ komşu ve akrabaların karakter oluşumunda önemli bir payı vardır. Çocuk aileden sevdiği birini idealize ederek onun gibi olmayı kafasına kor. İdealize ettiği kimsenin davranışlarını süzgeçten geçirmeden olduğu gibi kabul eder. Öte yandan aile bireylerinin bir birleriyle¸ çocukla¸ akraba ve komşularla ilişkileri¸ ailede yaşanan mutlu ve mutsuz olaylar¸ evdeki manevî hava¸ bayramlar¸ mevlitler¸ özel gün kutlamaları köklü geleneğin kültürü olarak kâh karakteri kâh paradigmayı etkiler.


 


Okul¸ bilgilenmenin¸ bilinçlenmenin ve sosyalleşmenin gerçekleştiği bir merkezdir. Türkiye'de orta öğretim¸ eğitim amaçlıdır. Çocuğun¸


 


a) İstenilen bir birey olmasını¸


b) Zekâ ve kabiliyetine göre meslek seçmesini¸


c) Hayatî bilgileri almasını ve yaşamamın mahiyeti hakkında bilinçlenmesini hedefleyen programlar yapılır.


 


Gerek aile ve gerekse okulda bugüne kadar yapılan eğitim faaliyetlerinde eğitim felsefesinin öngörülerine pek uyulmadığını üzülerek belirtmek zorundayız. Aileler¸ çocuğunun yeteneğini dikkate almadan onları çok para getiren popüler mesleklere zorlamakta¸ okullar da sık değişen eğitim sistemi ile çocukları belirsizliğe sevketmektedir.  Bu sebeple birçok yerde adam olacak birey¸ ailenin ihmali¸ okulun öngörüsüzlüğü ve çevrenin kaotik etkisiyle adam olma imkânlarından mahrum yetişmektedir.


 


Eğitimin Önemi


 


"Kişinin kıymeti¸ bilgi¸ hüner ve emeği ile ölçülür."¸ "Kötü insan yoktur eğitimsiz kalmış ya da ifsat edilmiş kimseler vardır." mealindeki özdeyişler¸ eğitimin önemini ve insan üzerindeki etkisini anlatmaya yeter kanaatindeyim. Eğitimin gayesi öncelikle insanın doğuştan iyi olan tabiatını korumak¸ geliştirmek dolaylı olarak da milleti ve devleti güçlü bir şekilde ayakta tutmaktır. Şeyh Edebali¸ "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın." demiştir. Eğitimin gereği konusunda -yukarıda bahsettiğim akım hariç- hiç kimsenin bir şüphesi yoksa bugüne kadar bir şekilde gelen eğitim işini bundan sonra bilimsel verilere göre devam ettirmek gerekiyor. Yararlı-yararsız her görüntü ve duyumu beynine kaydeden çocuğa bir program dâhilinde yalnızca yararlı olanları vermek¸ yararsız olanların da önemsenmeyecek bir değerde olduğunu öğretmek gerekir. Çocuğun zihnini boş bir bilgisayara benzetirsek¸ onu programlamak ve elverişli hale getirmek anne babaya ve eğitimcilere düşer. Bir Çin atasözü şöyledir:


 


 "Bir yıl sonrasını düşünüyorsanız tohum ekiniz. On yıl sonrasını düşünüyorsanız ağaç dikiniz. Yüz yıl sonrasını düşünüyorsanız insan yetiştiriniz." Buna göre nesil eğitimi¸ istikbalin inşası için insan yetiştirmek gibi kutsal bir görev olmaktadır. Bununla birlikte çocukların zararlı akım ve alışkanlıklardan korunması insanî bir zorunluluk olmaktadır. Kur'an-ı Kerim' de Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:


 


 "Ey İman edenler! Kendinizi ve aile fertlerinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem azabından koruyunuz."[1] 


 


Peygamberimiz (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde "Hiçbir baba evladına güzel ahlaktan daha üstün bir hediye vermiş olamaz." buyuruyor. Peygamberimiz beşikten mezara kadar ilim öğrenilmesini tavsiye ediyor ve âlimin mürekkebinin şehit kanından değerli olduğunu söylüyor. İlim öğrenmekten maksat daha değerli ve yararlı insan olmaksa¸ bu tavsiye¸ hayat boyu eğitime devam etmeyi ve kendini çok yönlü olarak geliştirmeyi de tazammum eder. Hz Ali (r.a)'nin de bu konuda kayda değer birçok tavsiyesi vardır: "Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil gelecek zamana göre yetiştirin. Çünkü onlar sizin zamanınız için değil gelecek zaman için yaratılmışlardır."¸ "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum."¸ "Çocuğunu kendin için sev¸ milletin için yetiştir."¸ "Cahillerin kalbi dudaklarında âlimlerin dudakları kalplerindedir." Bedir Savaşı'ndan sonra elde edilen esirlerden her biri¸ Müslümanlardan on kişiye¸ okuma yazma öğretmesi karşılığında serbest bırakılmıştır. Tarih boyunca atalarımız gittikleri her yerde caminin yanına bir de okul –o zaman medrese deniliyordu- yaptırarak eğitim ve öğretimi kesintisiz sürdürmüşler¸ en kritik zamanlarda bile yetişkin öğrencileri savaşa çağırmamışlardır.


 


Eğitimde Belli Başlı Görevler ve Yöntemler


 


"İki günü eşit olan ziyandadır." hadis-i şerifinin manasını "İki nesli eşit olan ziyandadır."  şeklinde genişletmek bizce hadis-i şerifle kastedilen gayeye uygun düşer. Bu sebeple "Babamdan ileri¸ oğlumdan geri olacağım." sloganına içtenlikle sahip çıkmak gerekir. Nesil eğitiminde ebeveynin¸ özellikle annenin eğitimli olması büyük önem arz eder. Çünkü çocuk yedi yaşına kadar zamanının büyük bir bölümünü annesinin yanında geçirir ve hayata dair temel bilgileri ve düşünceleri annesinden öğrenir. Charles Iver gibi: "Bir erkeği eğitirseniz bir kişiyi eğitmiş olursunuz. Bir kadını eğitirseniz bir toplumu eğitmiş olursunuz."  "Toplum anaların eseridir." denilse yeridir. Günümüzde özellikle az eğitimli anneler (bu çoğunluğu teşkil ediyor)¸ çocuklarının beslenmesine ve giyimine gösterdiği özeni maalesef çocuklarının gönül ve beyin gelişimine göstermemektedirler. 


 


Nesil eğitimi esnasında anne babanın yerine getirmekle yükümlü olduğu görevler¸ Peygamberimiz (s.a.v) tarafından şöyle sıralanmıştır:


 


– Doğduğunda anlamlı bir isim koymak.


– İaşesini helalinden temin etmek.


– Allah'ın kitabını ve dinini öğretmek ya da öğrenmelerini temin etmek.


– Hayatta kendine gerekli olacak becerileri kazandırmak¸ bir meslek öğretmek.


– Yaşı geldiğinde Allah'ın emri ile evlendirmek.[2]


Bu görevleri yapanlar¸ çocukları istedikleri gibi olmasa da vicdanen müsterih olabilirler.Çocukların eğitiminde bizim ne istediğimiz değil¸ çocukların neye muhtaç oldukları ve kabiliyetlerinin neye yatkın olduğu önemlidir. Eğitimde dinin¸ din bilginlerinin ve eğitimcilerin rehberliğinden mutlaka yararlanmak ve çocukları her yönden önceki nesilden daha ileri olacak şekilde istikbale özenle hazırlamak gerekir. 


 


Öz güven ve özgürlük olgusu¸ gençlerin kendilerini geliştirmesini sağlayan çok önemli bir motivasyondur. Bu sebeple öğrencilerimizin başaracaklarına olan inançları tam olmalıdır. Öğrenim dönemindeki çocukların maddî ve manevî yönden desteğe ihtiyaçları vardır. Öğrencinin huzur ve sükunla  öğrenimine devam edebilmesi için¸ yaşından ve aileden kaynaklanan sorunlar¸ problematiğe dönüşmeden mutlaka çözülmeli¸ çocuğun okuldaki faaliyetleri¸ okul dışı etkinlikleri¸ öğretmeni ile de görüşülerek takip edilmeli¸ gelişmesini sağlayan her türlü olumlu teşebbüs desteklenmelidir. Ayrıca çocuğun¸  bedenindeki gelişmeler tıbbî yönden¸ davranışlarındaki gelişmeler de ahlakî yönden test edilmelidir.


 


Çocukları zararlı alışkanlıklardan koruyayım derken yararlı kabiliyetlerini de körlememeye dikkat etmek¸ bu konuda petegojinin ilmî verilerinden faydalanmak gerekir. Eğitimde¸ nasihat yerine güzel örnek olma¸ ceza yerine ödül verme¸ ayıplama yerine doğru yöne kanalize etme metodu tercih edilmelidir. Doğu toplumlarında yeni doğan çocuğun eli kolu bağlanır ve bir kundağa sarılır. Böylece çocuğun hareketleri sınırlanır¸ mahkûmiyet ve mecburiyet duygusu çocuğun şuuraltına yerleşir. Çocuk büyüyünce serbest bırakılır ama bazıları bu serbestiyeti dengeli bir şekilde kullanamaz. Batı toplumları ise çocukları küçüklüğünde de büyüdüklerinde serbest bırakırlar. Doğuda olsun Batıda olsun akli sınırları bilmeyen fertler¸ toplumda ancak anarşinin ve kaosun kaynağı olurlar. Akli sınırlar ve ahlakî yaşam tarzının eğitimi ise¸ çocuk çevresini tanımaya başladığı andan itibaren ailede başlar¸ okulda ve hayatta devam eder.


 


Çocukların en büyük ihtiyaçlarından biri de yakın ilgi ve sevgidir. Bu konuda anne ve babanın ayrı ayrı fonksiyonları vardır. Problem üreten gençlerin çoğunda bu ilgi ve sevginin eksik olduğu görülmüştür. Özellikle anne ve babası çalışan çocukların¸ çevre kültürünün etkisine daha fazla açık olduklarından¸ ya saldırgan bir tarzı ya da içine kapanık asosyal bir tarzı tercih ettikleri görülmüştür. "Hayat¸ acımasız bir öğretmendir. Önce imtihan eder sonra öğretir."  İş işten geçtikten sonra öğrendiğimiz bilgiler bizden çok bir tecrübe olarak çocuklarımızın işine yarar. Bu sebeple eğitimde de¸ geçmiş tecrübelerden gereği kadar yararlanmamak¸ denenmiş tecrübeleri tekrar denemek fuzuli zaman kaybından başka bir şey değildir.


 


Eğitimciler sadece karşılarında duran nesli eğitmiyorlar¸ daha sonra gelecek en az üç nesli daha eğitmiş oluyorlar. Buna göre bizler geçen neslin ve asrın eseriyiz. Yarın ki nesil ise bizim eserimiz olacak. Geleceğin kaderini etkileme sorumluluğunun ağırlığını ne kadar hissedebiliyoruz? 


 







[1] 66/Tahrim¸ 6



[2] Buhari¸Tecrid-i Sarih Terc. IV/592'nin haşiyesi.

Sayfayı Paylaş