İSLÂM'DA KADIN ONURU

Somuncu Baba

“Peygamberimiz Veda Hutbesinde insan hakları
ve insanlık onuruna özel bir vurgu yapmıştır.
“Ey insanlar! Hayatınız¸ mallarınız¸ haysiyet ve
şerefleriniz¸ Rabbinizle buluşacağınız güne kadar¸
bu yerde (Mekke)¸ bu ayda (Zilhicce)¸ bu günün
mukaddes olması gibi mukaddes ve mükerremdir.”

 Cahiliye döneminde kadınların ve kız çocuklarının durumu hiç iç açıcı değildi. Kadınların hiçbir hakkı yoktu. Bir mal gibi alınıp satılırlar¸ ikinci sınıf insan muamelesi görürlerdi. Miras haklarından yoksundular¸ ancak çocuk doğurunca aileden sayılırlardı. Kız çocukları da maddî olarak yük kabul edilir¸ manevî bakımdan utanç vesilesi sayılırdı.[1]


Hz. Peygamber (s.a.v.)'in en önemli uygulamalarından birisi kız çocuklarını erkek çocuklarla eşit statüye getirmesidir. Cahiliye döneminde kız çocukları bir utanç vesilesi ve aileye yük olarak görülür¸ çoğu kez öldürülürlerdi. Kur'an-ı Kerim bu durumu kınamış ve kız çocuklarının öldürülmesini yasaklamıştır.[2]  Peygamberimiz de onlara önem vermiş¸ kız çocuğu yetiştirenleri övmüştür.[3] Hz. Ömer¸ cahiliye döneminde yaptığımız iki işi hatırlayınca birine ağlar¸ diğerine gülerim diyerek şunları anlatmaktadır: “Kız evlatlarını diri diri toprağa gömerdik. Hiçbir şeyden haberi olmayan o masum yavrulara hangi yürekle bu cinayeti işlerdik bilmem. Bu olayı hatırladıkça yüreğim sızlar¸ ciğerim parçalanır¸ ağlarım. Bir yolculuğa çıkacağımız zaman undan¸ helvadan putlarımızın benzerini yapar ve yanımıza alırdık. Acıktığımızda onları yerdik. Bunu hatırlayınca gülmekten kendimi alamam.”[4] Cahiliye döneminde kız çocuklarının kuyulara atılarak öldürülmesi ile ilgili olarak bir kişi Peygamberimize: “Ey Allah'ın elçisi! Biz cahiliye döneminde putlara tapan ve çocukları öldüren bir millet idik. Benim konuşma çağına girmiş bir kızım vardı; seslendiğimde cevap verince sevinirdim. Bir gün yanıma çağırdım ve beraberimde götürdüm. Bir kuyunun başına vardık¸ hiçbir şeyden haberi yoktu. Elinden tuttum ve kuyuya attım. Ondan duyduğum en son söz “Babacığım¸ babacığım!” çığlıklarıydı. Olayı dinleyen Peygamberimiz çok üzülmüş¸ tekrar anlattırarak sakalları ıslanıncaya kadar ağlamıştı.[5]


 Peygamberimiz Veda Hutbesinde insan hakları ve insanlık onuruna özel bir vurgu yapmıştır. “Ey insanlar! Hayatınız¸ mallarınız¸ haysiyet ve şerefleriniz¸ Rabbinizle buluşacağınız güne kadar¸ bu yerde (Mekke)¸ bu ayda (Zilhicce)¸ bu günün mukaddes olması gibi mukaddes ve mükerremdir. Kadınlar hususunda Allah'tan korkup çekinin ve onlara karşı en iyi bir tarzda davranıp muamele edin. Kölelerinize yediklerinizden yedirin¸ giydiklerinizden giydirin. Ey insanlar! Rabbiniz bir¸ atanız birdir. Hepiniz Âdem'den türemiş bulunuyorsunuz. Âdem ise topraktan yaratılmıştır. Allah indinde en mükerrem ve makbul olanınız ondan en fazla korkup çekineninizdir. Bir Arap'ın Arap olmayana üstünlüğü yoktur. Üstünlük takva'dadır.”[6]


Görüldüğü gibi Peygamberimiz bu önemli ve yoğun katılımlı hitabesinde temel insan haklarına¸ herkesin eşit olduğuna¸ kadın haklarına vurgu yapmış ve orada bulunanların söylediklerini herkese¸ her yere götürüp anlatmalarını istemiştir. Günümüz dünyasında 1948 yılında Birleşmiş Milletlerce kabul edilip uygulamaya konulan “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi”ne ve ondan sonra yapılan birçok düzenlemeye rağmen; insan hakları ihlalleri¸ ayrımcılık¸ modern kölelik¸ kadınlara karşı şiddet¸ çocuk istismarı gibi problemler hala çözülememiştir. Müslüman ülkelerde de aynı problemlerin yaşanması gerçekten ayrı bir üzüntü kaynağıdır.


İslâm'ın ve onun Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)'in en büyük özelliği¸ insanı onurlu yapan kaide ve kuralların teoride kalmayıp¸ uygulanmasıdır. Bu nedenle Kur'an'ın ve onun tebliğcisi Peygamberimizin tavsiyelerinin herkese ulaştırılması¸ dinleyenlerin aklını kullanarak düşünmelerinin ve doğruyu bulmalarının sağlanması¸ bir yöntem olarak kullanılmış¸ bu yöntem başarılı da olmuştur. Peygamberimiz bütün hayatı boyunca yaşama¸ eşitlik¸ adalet¸ güvenlik¸ mülkiyet¸ kötü muamele ve işkencenin yasaklanması¸ kişi dokunulmazlığı¸ inanç ve düşünce özgürlüğü gibi temel insan haklarını savunmuştur. İslâm bir aksiyon dini¸ Hz. Peygamber (s.a.v.) de aksiyon adamıdır. Peygamberimiz büyük zorluklara rağmen cahiliye dönemindeki insan onuruna yakışmayan her türlü davranışı yasaklamış ve en güzel örneklerini göstererek köle muamelesi gören kişileri özgürlüklerine ve onurlarına kavuşturmuştur.


Günümüz dünyasında insan hakları ihlalleri¸ zulüm¸ adaletsizlik¸ kadınlara karşı şiddet ve ayrımcılık¸ çocukların istismarı maalesef devam etmektedir. Alınan tedbirler sadece kâğıt üzerinde kalmakta¸ kendilerini dünyanın hâkimi zanneden güçler bu olumsuzluklara göz yummaktadırlar. Adeta insan hakları sadece kendileri için vardır. Maalesef İslâm dünyasının durumu da çok iç açıcı değildir. Barış¸ esenlik ve güven anlamına gelen İslâm'ın mensuplarının önce kendileri bu anlama uygun bir yaşantı gerçekleştirmelidir. Elbette Müslüman¸ İslâm demek değildir. Ancak bütün dünyanın Müslümanların davranışlarını dikkate alarak İslâm hakkında bir yargıya vardıklarını göz ardı etmemeliyiz. 1789'da Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesini hazırlayan General Lafeyette'nin Peygamberimiz için söylediği “Aşk olsun ey şanlı Müslüman! Adaleti sen kurmuşsun.”[7] sözünü sadece övünmek için kullanmamız ne acıdır.


Öncelikle Kur'an ve sünnette insana verilen değeri yeniden keşfetmeli ve işin edebiyatını yaparak övünmeyi ve birileri yapsın sonra ben yaparım anlayışını bir tarafa bırakmalı¸ uygulayarak başkalarına örnek olmalıyız. Bunu öncelikle şahsımızda¸ ailemizde¸ çevremizde biz gerçekleştirmeliyiz. Peygamberimizin en önemli özelliği söylediği şeyleri uygulamasıdır. Kur'an-ı Kerim'de bizden söylediklerimizi fiiliyata geçirmemizi istemektedir.[8]


 Biz Hz. Peygamber (s.a.v.)'i gerçekten çok severiz. Onun adının yazılı olması¸ söylenmesi bizi heyecanlandırır ve güven verir. Ama Peygamberimizi sevmenin göstergesi onu örnek almak ve tavsiyelerini hayata geçirmektir. Aradan geçen yaklaşık 1400 yıla rağmen modern dünya henüz Veda Hutbesi'ni heceleyebilmektedir. 1948 yılında kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi¸ 1953 yılında kabul edilen ve 2003'te yeniden düzenlenen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi¸ Kadın Hakları ve Çocuk Hakları Sözleşmelerine rağmen; açlık¸ hastalık¸ savaşlar¸ dinî inanç farklılığı yüzünden hala dünyada binlerce¸ hatta milyonlarca insan ölmektedir. Son dönemlerde ülkemizde her gün kadınların mağdur olduğu veya öldürüldüğü haberlerine neredeyse alıştık. Bu durum¸ insanlığın her zamankinden daha çok Kur'an öğretilerine ve Peygamberimizin örnekliğine muhtaç olduğu anlamına gelmektedir. İnsanlığa bunları uygulayarak sunmak herkesten önce Müslümanların görevidir.


 






[1] Bkz: 16/Nahl¸ 58¸ 59; 43/Zuhruf¸ 17; 6/En'am¸ 140¸ 151; Bekir Topaloğlu¸ İslam'da Kadın¸ Yağmur Yayınları¸ İstanbul 1982; Abdurrahman Çetin¸ Örneklerle Peygamberimiz¸ Ensar Neşriyat¸ s.36¸37.



[2] 16/Nahl¸ 58¸ 59.



[3] Tirmizi IV/319; Müslim¸ Birr/149.



[4] Berki-Keskioğlu¸ a.g.e¸ s.20¸21.



[5] Sarıçam¸ a.g.e¸ s.336¸337.



[6] Sarıçam¸ a.g.e¸ s. 390¸391; Berki-Keskioğlu¸ a.g.e¸ s. 430¸ 431.



[7] Tecrid-i Sarih¸ C.10¸ s.314.



[8] 61/Saff¸ 2.

Sayfayı Paylaş