SEVGİYE DAİR

Somuncu Baba

“İnsan ya kendindeki sevgiyi ya da kendi sevgisine en
yakın olanı sever. Sevgi ilâhî menşei olan bir eserdir.
Belki de sevgiye acının karışması¸ müessir (sevginin
gerçek sahibi¸ yaratıcısı) dururken¸ eserin ondan daha
ziyade sevilmesindendir.”

 Sevgi öğrenilebilen bir duygudur. İnsanın yaşamında¸ sosyal çevresinde¸ inancında ve dünya görüşünde sevgi varsa nasıl seveceğini ve kimleri seveceğini kolaylıkla öğrenir. Aksi halde işi zordur. Aynı zamanda bir sevgi filozofu olan Mevlâna¸ “Öğrenmeye çalış sevmeyi¸ güzel olan ne varsa kâinatta her şeyi¸ sen sevmesini öğrendinse¸ şimdi artık öğretmelisin. Bütün kâinat bir birine sevgi zinciri ile bağlanmış¸ Sevgisini öğren ki o zaman dersin: Ölümsüz olan da varmış.” der. Buna göre Allah'ı layığı ile sevebilen; Peygamberimizin¸ “Allah'ın ahlâkı ile ahlâklanın” hadis-i şerifinin gereğini yerine getirmiş olur. Allah; merhamet¸ iyilik¸ yardım¸ adalet¸ güvenilir olma vb. ahlakî sıfatlarla kendini tanımlamakta ve kullarından da bunları istemektedir. Allah'ın ahlâkı ile ahlaklanma tavsiyesi¸ O'nun sıfatlarını özümseme ve yaşam biçimi haline getirme amacını gerçekleştirmeye matuftur. Allah'ı sevmek ve Allah tarafından sevilmek için  Kur'an-ı Kerim'de “üsve-i hasene” (en güzel örnek) olarak takdim edilen  Hz. Muhammed (s.a.v.)'e tâbi olmak  gerekiyor.[1]  Ona severek bağlanmak¸  bir lidere ve rehbere tabi olma¸ yüksek kişiliklere hayranlık duyma¸ onu idealize ederek ahlakıyla bütünleşme ihtiyacımızı karşılıyor.  Allah'ın “Habibim!” (Sevgilim) dediği gül kokulu Nebi'nin sevgisi¸ kendi erdemlerini aktararak sevenini yüceltir. Peygamberimizi gerçekten sevebilen birisi gülde¸ onun eşsiz cemalini ve kokusunu hisseder.


Sevilenler


Anne sevgisi ile baba sevgisi farklıdır. Anne şartsız ve karşılıksız sever. Çünkü çocuk¸ sadece bünyesinin değil yüreğinin de bir parçasıdır. Babanın sevgisi şartlıdır. “Dediğimi yaparsan¸ dediğim gibi olursan seni severim.” der ya da böyle demeye getirir.  Güçsüz ve çaresiz bir çocuk için annenin sevgi dolu kucağı¸ güvenli bir sığınak¸ güç ve cesareti öğreten baba sevgisi ise sağlam bir dayanaktır. Geothe der ki: “Hiç kimse kollarında çocuk tutan bir anne kadar çekici ve birkaç çocuk arasındaki kadın kadar saygı değer değildir.” Allah'ın¸ eseri olması hasebiyle kulunu sevmesi anne sevgisi gibi şartsız¸ kulunun amelini sevmesi hakkaniyet gereği baba sevgisi gibi şartlıdır.


 Sevgi cevheri kemâl¸ lezzet ve menfaat saikinden biri ya da hepsinin uyarısıyla harekete geçer ve tercih ettiği bir saikle mahiyet kazanır. Kemâl (olgunluk) saikinin uyardığı ve beslediği sevgi¸ şefkatle muhataba ulaşır. Şefkatli sevgi¸ karşılık beklemeden iletilen bir duygu ve hizmettir. Bunun eşsiz örmeğini annelerde görürüz. Anneyi şefkatli sevgi yüceltir ve ulvileştirir. Allah'ın kullarına olan sevgisi ise anne sevgisinden kat kat fazladır. Anneler¸ şefkatli sevgilerinin kapsama alanına kendi çocuklarından başka eş¸ dost ve sevgiye layık diğer kimseleri aldıklarında erdemin zirvesine ulaşırlar. Erkeklerin de bu zirveye ulaşmaları anne sevgisiyle yani şefkatli sevgiyle sevebilmelerine bağlıdır. 


Eşler arasındaki sadece iki kişiye özel sevgi; huzur¸ sükûn ve mutluluk kaynağı olması bakımından Yüce Yaratıcının varlığının bir delilidir.[2]  Eş sevgisi¸ cinsel arzu değildir. Öyle olsaydı¸ cinsel arzu karşılandığında sevginin de bitmesi gerekirdi. Psikologlara göre cinsel arzu sadece bir kaşıntıdır. Eş sevgisi¸ eşlerin¸ anı¸ mekânı ve hayatı paylaşırken hâsıl olan ferahlıktır¸ romantizmdir.  Eşten başka hiç kimsenin eş sevgisine olan ihtiyacı karşılaması mümkün değildir. Bir bütünün iki eşit parçası gibi olan eşleri ancak samimi bir sevgi bütünleştirebilir ve sevgiyle bütünleşen hayat gerçek anlamına kavuşur¸ gözümüz ve gönlümüz helalinden doyuma ulaşır.


Sevgi¸ vererek mutlu olmaksa eğer (şefkat)¸ bunun en somut örneği evlat sevgisinde ortaya çıkar. Evladımıza kanımızı¸ malımızı¸ emeğimizi ve geleceğimizi veririz.  Başkalarına verirken acıtan verme duygusu¸ evlada verirken mutluluğa dönüşür. Onlar bize insan düzleminde büyük olmamıza ve ilâhî bir meslek olan mürebbiliği (terbiye edicilik) ifa etmemize imkân verirler. Onları dünyaya biz davet ediyoruz.  Biz¸ doğumlarından sonra onların  isimlerini yaşatıyoruz onlarsa bizim ölümümüzden sonra ismimizi yaşatıyorlar.  Ölümsüzleşenler ya da ölümsüz eserler bırakanlar¸ hamuruna sevgi mayası katılarak yoğrulan çocuklar arasından çıkıyor. Onların sevgisi bizim umutlarımızı besliyor¸ bizim sevgimiz ise onların güç ve yeteneklerini.


Dostlarımız da sosyal çevremizin doğal ve zaruri unsurlarıdır.  Dostlarını göz ardı etmiş olanın asosyal hayatı ne kadar mutlu ve renkli olabilir ki? Dostlarımızın sevgi ve desteğiyle motive oluruz. Başarılarımız¸ dostlarımızın destek ve takdirleriyle taçlanır. Dostlarımızla neşemize neşe katar¸ üzüntülerimizi hafifletiriz. Dostlarımızın sevgisi güven¸ tecrübesi rehber¸ sohbeti gıda¸ ikazı ilaç hükmündedir.


 “Meveddet¸ (sevgi) iki karabetten (yakınlık) biridir.” kelâm-ı kadîmi¸ bir soy akrabalığı¸ bir de sevgi akrabalığı olmak üzere iki türlü yakınlık olduğunu  ifade eder. Ancak “Muhabbetten daha yakın karâbet yoktur ve düşmanlıktan daha  öte bir uzaklık da mevcut değildir.” sözüne göre de asıl yakınlığın “sevgi bağı” ile  meydana geldiği anlatılmaktadır. Şair şöyle diyor:


Âlemde çün mehabbet imiş akreb-neseb


İhvâna bundan gayrı olur mu aceb neseb?


(Âlemde en yakın bağ muhabbet bağı imiş /Dostlar için bundan başka nesebe  ne gerek var.)


Yüzümüzü öperek¸ saçımızı okşayarak¸ kulağımıza hoş nağmeler bırakarak esip giden rüzgârın altında havası¸ suyu ve ortamı temiz¸ çevresi sakin bir doğa parçası¸ birbirini adaletle takip eden ve sevinçle kucağımıza atlamak istercesine  bize koşan deniz dalgaları sevgi duygularını depreştiren romantik uyarıcılardır bence. Kedi ve köpek gibi evcil hayvanlarda¸ sağmal hayvan yavrularında¸ hatta vahşi hayvan yavrularındaki sevecenlik¸ ilâhî kudretin harika eserleri olması yanında herhalde çağdaş olmamızla¸ aynı havayı teneffüs etmemizle ve aynı dünyayı paylaşıyor olmamızla¸ en önemlisi daha ziyade asil bir insanî duygu olan sevme duygumuzun sevecen olanı keşfetme yeteneğiyle ilgilidir sanırım.


Birini sevmek¸ sadece güçlü bir duygu değil¸ bir karardır¸ bir yargıdır ve bir söz vermedir diyor¸ E. Fromm ve devam ediyor: “Çünkü duygular geçicidir. Sevme eylemine karar ve yargı karışmasaydı o sevginin ölünceye kadar devam edeceğini nasıl garanti edebilirdik. Ayrıca sevgiye değer olan nesneyi de seven keşfediyor. Ona bir değer biçiyor¸ bir paye veriyor. Sevilen¸ sevenin iltifatıyla sevgili unvanına kavuşuyor.”


Her yönü ile duygusal olan sevginin eserleri ve faydaları da duygusaldır ama bu eserler ve faydalar¸ her birey için çok hayatî bir önemi haizdir. Sevgi¸ stresin yol açtığı  zihinsel bunalım sebebiyle düşüncenin bloke edilmesini engeller¸ hafıza netliği sağlar¸ sistemleri sağlam çalışan bir  ruh hali ile çok olumlu maddî ve manevî yararlar  sağlar. Şefkatli sevgi¸ hem şefkat edende¸ hem de şefkat edilende güven duygusunu tesis eder. Oysa diğer verme türlerinde “acaba karşılığında ne istiyor veya ne vermem gerekir” gibi bir endişe  daima akla gelir.  Sevginin her miktarı kanaatkâr bir kalbi tatmin ve teskine elverişlidir. Sevgi¸ sevileni sevginin etkin gücüyle kendine bağlar ve onun oluşturduğu güvenlik ortamında huzura kavuşturur.


Sevginin Dost ve Düşmanları


Sevgi¸ dostlarının hazırladığı uygun ortamda oluşur ve gelişir. İlgi¸ sezgi¸ yaratıcı kişilik¸ özgürlük¸ sabır¸ kararlılık¸ sorumluluk duygusu¸ inanç¸ bilgi ve bilinç¸ acı ve hüzün  duyguları sevginin en yakın dostlarıdır. Sevgi¸ dostlarıyla  sağladığı işbirliği neticesinde sahibine iç güzellik¸ ufuk genişliği¸ özgüven¸ merhamet¸ dayanışma¸ hoşgörü¸ saygı¸ fedakârlık¸  samimiyet¸  umut¸ neşe ve mutluluk gibi yüksek insanî erdemleri kazandırır.


Öte yandan bencillik¸ gurur¸ kibir¸ kıskançlık¸ iki yüzlülük¸ kuşkuculuk¸ kin ve nefret gibi kişisel kompleksler¸ menfaatçi (pragmatist) ve fırsatçı (oportünist)  tutumlar ve haksızlık¸ sevginin en amansız düşmanlarıdır. Bu duygular bireydeki sevgiyi yok ettiği gibi çevredeki sevgilere de zarar verir. Sevginin kendisini savunması için  bir miktar¸ kötülükten nefret etme duygusunu yedekte bulundurulması her zaman yararlı olur. 


Seven insan canlı cansız her varlığın mayasının sevgi olduğuna inanır. Sevimsiz¸ zalim insanın mayası da sevgidir ama bozulmuştur. Mayası saf olan tek zümre sevenlerdir. Sevilenler için de aynı şeyi söyleyemiyoruz. Çünkü sevgide bazen sapmalar da meydana gelir ve sevgiye değer olmayan nesnelerin de sevildiği görülür.


İnsan ya kendindeki sevgiyi ya da kendi sevgisine en yakın olanı sever. Sevgi ilâhî menşei olan bir eserdir. Belki de sevgiye acının karışması¸ müessir (sevginin gerçek sahibi¸ yaratıcısı) dururken¸ eserin ondan daha ziyade sevilmesindendir. Sevgi içindeki acı ve hüznün¸ seveni eğitmek ve olgunlaştırmak gibi çok önemli bir rolü ifa ettiği de düşünülebilir. Bizler acıyı öylesine özümsemişiz ki hayattaki acılar¸ yemekteki acılı baharatlar gibi yaşama renk ve tat katmaya başlamış. Acısız¸ ne yemeğin¸ ne de hayatın tadına varılabiliyor. Buna rağmen aşağıda malzeme ve yapılış tarifini vereceğim¸ içinde neşe ve mutluluktan başka bir tat bulunmayan “sevgi yemeğini” başka bir deyişle “insanlık yemeğini” önermek isterim:


 Sevgi Yemeği


Malzeme: Bir ölçek selâm¸ iki ölçek hayırlı günler¸ biraz ilgi¸ bir tutam anlayış¸ normal ölçülerde nezaket¸ bir tatlı kaşığı hoşgörü…


Yapılışı: Malzemeyi iç dünyanızdan alın¸ temizdir yıkamak gerekmez¸ gönül mutfağında hazırlayın. Özenle hazırladığınız malzemeyi sevgiyle karıştırdıktan sonra gönül fırınında sevgi sıcaklığı derecesinde pişirin. Sevgi yemeği hazır hale geldikten sonra dostlarınıza bizzat kendiniz servis yapın. Tükenir diye ketum davranmayın zira bu yemek herkese yeter.


Seven ve sevilenlerden olasınız.


 


 






[1] 3/Al-i İmran¸ 31.



[2] 30/Rum¸ 21

Sayfayı Paylaş