ANTALYA VELİLERİ

Somuncu Baba

Dillerde söylenen ilâhîleri¸ nesilden nesile aktarılan kerametleri¸ başta Niyazi Mısrî olmak üzere yetiştirdiği nice şair-dervişleriyle hem tasavvuf hem de edebiyat dünyamızda kendine haklı olarak yer edinen Ümmî Sinan Hazretleri 1657 yılında Elmalı'da vefat etmiştir. Mezarı kendi adıyla anılan caminin bitişiğindeki türbededir.


Ümmî Sinan Hazretleri


Asıl adı Yusuf olan Ümmî Sinan Hazretleri Elmalı'da doğdu. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Hayatı ile ilgili yapılan araştırmalardan 1563-1567 yılları arasında doğduğu tahmin edilmektedir.


Yetiştiği döneme bakıldığında Elmalı'nın önemli bir mevkide bulunması ve burada bulunan medrese ve kütüphaneler göz önüne alındığında ise Elmalı'nın bir ilim irfan merkezi olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca¸ aralarında Niyazi-i Mısrî gibi ünlü talebelerinin olması ve bunların eserlerinde hocalarından övgüyle söz etmelerinden Ümmî Sinan Hazretleri'nin iyi bir eğitim gördüğünü söyleyebiliriz.


Gördüğü medrese eğiminden sonraki dönemde Halvetî büyüklerinden olan Şeyh Eroğlu Nuri'ye bağlandı. Medresede ilimle meşgul olurken buradan ayrılıp tasavvufa yönelmesinde gördüğü bir rüyanın etkisi olduğu belirtilmektedir. Şeyhi Eroğlu Nuri Hazretleri'nin Hakk'a yürümesinin ardından¸ onun yerine irşat postuna geçti. İrşad makamındayken sadece tasavvufî eğitimle meşgul olmayıp¸ bugüne kadar gelen ve kendi adıyla anılan medresede zahirî ilimlerle ilgili dersler de verdi. Yani¸ Ümmî Sinan Hazretleri bir taraftan halka vaaz ve nasihatler verirken diğer taraftan da tekkesinde insanları Hakk'a vuslata hazırlayan ahlâkî bir eğitim vererek onların manevî makamlarını tamamlatmayı kendisine aslî vazife edinmiştir. O gündüzleri medresede eğitim veren bir müderris¸ akşamları tasavvufî vaaz ve nasihatleriyle çevresini aydınlatan bir ışıktır. O yaşadığı çağda toplumu ile bütünleşmiş¸ sorumluluğunu yerine getiren bir âlimdir.


Devrinde geniş bir kitleyi tesiri altına alan¸ ilim ve faziletiyle pek çok kişinin gönlünde taht kuran Ümmî Sinan Hazretleri aynı zamanda şairdir. Güçlü bir kalemi vardır. Yunus tarzında Türkçe şiirler yazdı. İki eseri vardır. Bunlar; Divan-ı İlahiyat¸ Kutb-ül Meani' dir. Şiirlerini aruz vezniyle yazmıştır¸ hece vezni ile de yazdığı olmuştur. Şiirlerinde Allah ve peygamber muhabbetini¸ hakiki aşkı¸ insan-ı kâmil anlayışını işlemiştir. Hazretin bir şiiri şöyledir:




Bülbülün mekânı güller içinde


Kargalar ötmez bülbüller içinde


Berü gel nefsini bilmek dilersen


Nedir göstereyim haller içinde


Vucudun milkine cevlan idersen


Yolun öğredeyim yollar içinde


Erenler her kime kılsa bir nazar


Söylenir irfanı diller içinde


Gelüp bu tevhidime dil verenler


Misl-i dana olur kullar içinde


Tarikat bütesinde kâl olmayan


Yek bula değmez ehiller içinde


Âşık olan kişi aşkın tadını


Bulamaz sükker-ü ballar içinde


Hakikat bağının bülbülleri gör


Seyrider envarı güller içinde


Velayet tahtına sultan olanlar


Yürüner hırka vü şallar içinde


Bu sırra irdüğüm halım sorarsan


Baş kodum bir zaman yollar içinde


Ümmi Sinan ider EROĞLU dirler


İsmime Şeyhimin iller içinde



Dillerde söylenen ilâhîleri¸ nesilden nesile aktarılan kerametleri¸ başta Niyazi Mısrî olmak üzere yetiştirdiği nice şair-dervişleriyle hem tasavvuf hem de edebiyat dünyamızda kendine haklı olarak yer edinen Ümmî Sinan Hazretleri 1657 yılında Elmalı'da vefat etmiştir. Mezarı kendi adıyla anılan caminin bitişiğindeki türbededir.


Ahmed Şernubî Hazretleri


İsmi Ahmed bin Osman olan Şernubî Hazretleri on altıncı yüzyılda yaşamış büyük bir evliyadır. Nesebi Hz. Ali (r.a.)'a ulaşır. Mısır'ın Şernub kasabasında doğduğu için Şernubî nispetiyle bilinir. Küçük yaştan beri kapıldığı ilahi cezbe sebebiyle gece-gündüz ibadetle meşgul olan Şernubî Hazretleri annesinin vefatından sonra Mekke'ye gitti. Yedi yıl kadar orada kalıp âlimlerin¸ velilerin ilim meclislerinde ve sohbetlerinde bulundu. Sonra memleketi Şernub'a döndü ve ibadetle meşgul oldu. Bir gece rüyasında gördüğü Peygamber Efendimizin işaretiyle İstanbul'a giderek Şeyh Nureddin'in huzuruna vardı. Evliya bir zât olan Şeyh Nureddin onu görünce; “Merhaba ey Peygamber Efendimizin emri ile gelen kimse! Merhaba ey derviş oğlu derviş!” diye buyurdu.


Şeyh Nureddin'in iltifat ve ihsanlarına kavuşan Ahmet Şernubî onun sohbet ve hizmetinde bulunarak tasavvuf yolunda ilerledi. Bir müddet sonra hocasından aldığı icazet ve hilafetle memleketine döndü. Allahu Teâlâ'nın emir ve yasaklarını anlatarak insanların kurtuluşa ermelerini sağlamak hususunda gayret gösterdi. Pek çok kimse onun sohbetlerinde bulunarak istifade etti.


Bir müddet sonra talebelerinden birkaç kişi ile birlikte İstanbul'a gitmek üzere yola çıktı. Günler süren bir yolculuktan sonra Antalya'da bir yere çıktılar. Bu sırada ağır bir hastalığa tutulan Şernubî Hazretleri bir ara daha sonra yine hastalandı. Zikir ve ibadetle meşgul olduğu bir vakitte Hakk'a yürüdü. Âlim¸ fazıl ve güzel ahlâklı bir zât olan Ahmet Şernubî Hazretleri 1538 yılında Antalya'da vefat etti. Vefat etmeden evvel yanında bulunanlara şu nasihati yaptı:


"Her mü'min¸ Allahu Teâlâ'ya düşman olanları değil¸ İslâmiyet'e yapışanları sevmelidir. Bunu sözlerinde ve mümkün ise¸ hareketlerinde belli etmelidir. Asî ve fasıklarla arkadaşlık etmemeli¸ fıskı çok olanlardan¸ kaçınmalıdır. İslâm'a karşı duranları ve Müslümanlara düşman olanları sevmemek¸ bunları düşman bilmek farzdır."


Ahmet Şernubî Hazretleri çok cömert bir zattı. Maddî sıkıntısı olan¸ önce ona gelirdi. Talebesinden birinin fakir bir komşusu vardı. O adam bir gün bu talebeye gelerek; "Evlat¸ yüz dirhem borcum var¸ ödeyemiyorum¸ hocana söyle de bu parayı bana temin etsin. Ona çok dua ederim." dedi. Talebe de¸ "Olur¸ söylerim." dedi. Ve kalkıp hocasına gidiyordu ki¸ yolda başka fakirleri gördü. Onlar da giyecek bir şeyler istediler. Genç talebe onlara da olur dedi. Hocasının huzuruna geldiğinde sadece giyecek isteyenlerin durumunu arzetti. Yüz dirhem isteyen komşusunu unutmuştu. Hazret; "Peki evladım¸ ambardan giyecekleri al da götür ihtiyaçlılara ver." buyurdu. Talebe¸ baş üstüne efendim¸ deyip tam çıkıyorken Hazret¸ az dur evladım dedi ve yüz dirhem para uzatarak¸ "Şunu da¸ o borçlu Müslümana ver. Borcunu ödesin de bize dua etsin." buyurdu.


Ahmet Şernubî Hazretleri bir gün sevdikleriyle sohbet ederken şöyle dedi;


– Kardeşlerim¸ din nasihattir. Gücü yeten herkes¸ sözünün geçtiğine anlatmalı mutlaka. Bu hususta hadis-i şerif de var. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); ‘İki Müslüman bir araya gelir de Allah'tan ve Peygamberden bahsetmezlerse¸ Allah ikisine de lanet eder.' buyuruyor." Sordular¸ "Lanet eder¸ ne demek efendim?" Hazret cevaben şöyle buyurdu:


– Yani rahmetinden uzak eder onları. Onun için bir araya geldiğinizde¸ boş şeylerle vakit geçirmeyin. Açın¸ kitap okuyun. Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdığı bir ilmihal kitabını mesela. Böyle yaparsanız rahmet iner oraya¸ bereket yağar. Sonra kalpleriniz nurlanır. Asıl maksat da bu değil midir zaten?

Sayfayı Paylaş