ŞEHRİN GEÇMİŞİ VE MÜZE

Somuncu Baba

Evim müzenin çok yakınındadır¸ hemen her gün önünden geçerim¸ daha bugüne kadar burasının kapısından içeri giren birisini görmedim. Bir okul ekibine şahit olmadım. Burada çalışanların çoğu dostlarımdır¸ zaman zaman uğrarım onlar da benim yakındık­larımdan söz eder ve şikâyetlenirler. Ha¸ bu niye böyle? Öncelikle müze yeterli değil. Çok küçük bir bina. Çok az eseri sergileme şansınız var. Yıllardır arsasında açılan inşaat çukuru neredeyse erozyonla dolmaya başladı. Bu durum sadece bu şehre has değil¸ birçok şehrimizde böyle. Gittiğim her şehirde müzelere ilgi duyar

Şehirlerin geçmişe yaslanmaması durumunda¸ geleceği pek güvenli görülmez. Batı'da bütün şehirler tarihleriyle varlıklarını korur ve güçlendirirler. Doğrusu¸ da¸ odur. Bunu¸ sağlayan¸ da geçmişten geleceğe taşınan belgeleridir. Bir şehrin mazisini anlatan bu belgeler bir yerlere depo edilerek saklanamaz¸ saklanmamalıdır. Eğer neslinize geçmişinizi anlatacak etnografik ve arkeolojik birikiminiz¸ yoksa yaşadığınız toprakların size sunduğu bu zenginlikten haberdar değilseniz¸ o şehir pek itibar görmez¸ görme­melidir de.


Bugün şehre gelenlerin ilk uğrak yerlerinden birisi müzeleridir. Eğer şehrinizde sizi anlatacak bir müzeniz yoksa “tarihî şehir” imtiyazını nasıl kullanacaksınız?


Şimdi şehir sitelerine bakıyorum¸ hemen hepsi binlerce yıldan söz ediyor. Üç bin yıllık¸ beş bin yıllık¸ sekiz bin yıllık şehir olmak¸ sloganlaştırılmış sözle olmaz ki¸ ona sözle belgelemekle ifade hakkı kazandırmak gerekir.


Bu yönde maalesef duyarsız bir toplumuz¸ merakımız da yeterli değildir. Olmayanlarda müze açılması için baskı yapan bir kamuoyu duyarlılığına sahip değiliz. Olanları ziyaret etme alışkan­lığımız yok. Olanların yetersizliklerini gidermek için toplum baskısı denilen bir gücü kullanmayı bilmiyoruz.


Evim müzenin çok yakınındadır¸ hemen her gün önünden geçerim¸ daha bugüne kadar burasının kapısından içeri giren birisini görmedim. Bir okul ekibine şahit olmadım. Burada çalışanların çoğu dostlarımdır¸ zaman zaman uğrarım onlar da benim yakındık­larımdan söz eder ve şikâyetlenirler. Ha¸ bu niye böyle? Öncelikle müze yeterli değil. Çok küçük bir bina. Çok az eseri sergileme şansınız var. Yıllardır arsasında açılan inşaat çukuru neredeyse erozyonla dolmaya başladı. Bu durum sadece bu şehre has değil¸ birçok şehrimizde böyle. Gittiğim her şehirde müzelere ilgi duyarım¸ içeri girip gezerken etrafımda görevliden başka¸ geçen çok az ziyaretçi vardır.


Burada iş kime düşüyor? Bürokrasiye bakarsanız bu mümkün değil. Türkiye'de hantal bir bürokratik çark var. Mevzuatı yanlış anlayanından yanlış yorumlayanına kadar bütün hamakat örneklerine şahit olursunuz. Politikacının böyle işlere ilgisi yoktur. Yerel yönetimler¸ haklı olarak meseleyi kendi dışlarında telakki ederler.


Peki¸ çözüm nedir? Bize göre¸ bütün şehirlerdeki müzeler yerel yönetimlere devredilmelidir. Buralarının inşası¸ ihyası¸ çalıştırılması onlara bırakılmalı¸ devlet sadece elindeki malzemeleri sağlam envanter kayıtlarıyla buralara teslim etmelidir.


Bunun da yeterli olduğunu düşünmüyoruz: “Tarihi Kentler Birliği” bu konuda çok ciddi master planları için öncülük etmeli¸ bilgilendirmeli¸ yönlendirmelidir. Bu meseleye sahip çıkacak tek güvenli yer sanırım burasıdır. Her şehrin tarihî olması¸ geçmişinde binlerle yılı ifade etmesiyle yetmez¸ onu belgeleyen eserlerinin takdimiyle bir anlam kazanır. Bunları söylerken önemli bir hususu da göz ardı etmemek gerekir: Bu birliğin çok ciddi bir açmazı¸ buraya katılan belediye başkanlarının hizmette devamlılık şanslarının olmamasıdır. Belli bir seçim dönemi için seçilen bir başkan gelecek dönemde görev almayınca onun taahhüdü¸ yaptığı¸ yapacağı da askıda kalma tehdidi altındadır. Bunun için de¸ bu birliğin kendi içinde kalıcı çözüm üretecek bir yapılanmaya gitmesi gerekir. Bu bir yarı resmi kuruluş görünümündedir. Bunun kamu kuruluşu şeklinde şekillenmesi¸ her şehrin üniversitesinde bu alana hizmet eden elemanların projelere katılmaları¸ valiliklerin konuya açıktan destek vermesi¸ gönüllü sivil halk kuruluşların¸ âkil insanların bu birliğin bünyesinde değerlendirilmesiyle bu mesele bir ortak şuur hareketi haline gelir ve hizmeti de o ölçüde etkili olabilir.


Bu kuruluş sonsuza kadar mevcut yönetim kadrosuyla gitmeyecektir elbette. Çok değil¸ belki bir on yıl sonra buradaki isimlerin önemli bir kısmı¸ belki de tamamına yakını değişebilir. Bugünkülerde bulunan heyecan yeni geleceklerde nasıl tezahür edecektir¸ bilemeyiz? Bu bakımdan hem burayı şehircilik hayatının gerçeklerine göre yapılandırmak¸ hem de buradan şehrin mirasına yön verecek hizmet modellerini üretmek gerekiyor.


Batı'ya gidiniz¸ Batı müzelerinde Anadolu'dan talan edilmiş binlerce esere şahit olursunuz. Adamlar¸ eserleri teşhir ederken de övünürler. “Anadolu'dan falan ilden¸ filan devrin eseri benim koleksiyonumda”¸ diye. Büyük devlet müzelerinde bile buralardan¸ bu topraklardan götürülmüş eserler sergilenmekte ve bu ülkeler buralara gelen insanlardan devasa paralar kazanmaktadır. Bakın¸ Amerika¸ Irak'a girer girmez¸ ilk defa müzelerindeki eserlere el koydu ve bunları çok güvenli bir şekil- de ülkesine taşıdı. Savaşta bile tarihin farkına varan insanlar bize bir şeyleri anlatmıyorsa artık ne söylenebilir?


Biz¸ kazanmaktan vazgeçtik¸ insanımız hiç olmazsa ilgi duysun¸ yaşadığı şehrin arkaik özelliklerini tanısın. Bunu¸ medenileşmenin göstergesi olduğunu idrak etsin. Parayla¸ eşyayla¸ evle¸ arabayla zenginleşmek ruhunu onlara köleleştirmektir! Batı'ya giden hemen herkesin ittifakla ve hayretle ifade ettikleri¸ orada tarihin dilinin çok iyi anlaşıldığı olayıdır. Onlar¸ geçmişlerine sahip çıkarken biz¸ “Eskiye rağbet olsaydı¸ bitpazarına nur doğardı.” gibi ilkel ve küçültücü ifadeler kullanıyoruz.


Bizim halkımızda bu merak yok. Bunu da yadırgamamak gerekir. Eğitilmemiş¸ yetiştirilmemiş bir toplumun¸ hele hele gelecek kaygısından kurtarılamamış bir toplumun böyle entelektüel merakının olması beklenemez. Bu zevkin de uyandırılması için çabaya ihtiyaç vardır. Belediyeler Pazar günleri¸ şehir halkından isteyenleri ören yerlerine¸ çevresindeki tarihî kalıntılara¸ gerek­tiğinde yakın illerdeki müzelere götürerek yeni kamuoyu anlayışı oluşturulabilir. Her şehir kendi ilçelerinin insanlarını bu tür yönlendirmelerle onları yaşadıkları bölgelerin geçmişinde yolculuk­lara çıkarabilir.


Biz eğitim-öğretim politikamızda bu ruhu¸ bu heyecanı uyandıracak bir politika geliştiremedik. Liselere göstermelik¸ hafta da bir saat¸ o da son sınıflara Sanat Tarihi dersi vererek böyle bir ilgi uyandırılamaz. Okullarımızda çocuklarımızın beyinlerini üniversite imtihanları için test sorularıyla felce uğrattığımız için bu ders başından angarya bir meşgale kabul ediliyor. Öyle de olmasa¸ “dikimini anlatamaya ortam müsait değil. Bu dersi seyyar müze­mle¸ çok büyük donanımlı görsel malzeme ile destekleyerek verebilirsen belki bir küçük ışık yakmış olabilirsin.


Unutmayalım¸ sahiplenemediğin¸ sahipleniyorsan bile yeterince ilgiggösteremediğin¸ teşhir edemediğin tarihin sana ait değildir! Biz yakın zamana kadar bunu idrak edemediğimiz için geçmişimiz yağmalanıp Batı müzelerine taşındı. Bugün onlar¸ bizden götürdük­leri eserlerimizle övünüyorlar. Bizler ise kaybettiklerimizin hüznünü bile duymuyoruz.

Sayfayı Paylaş