MEVLÂNÂ HALİD-İ BAĞDADİ (K.S.) VE SULTAN II. MAHMUD

Somuncu Baba

Sultan II. Mahmud döneminde yaşayan Halet Efendi isminde bir kişi vardı. Asıl adı Mehmed Said olan bu kişi Kırımlı Kadı Hüseyin Efendi'nin oğluydu. Yetiştirilmek üzere dönemin devlet kademesinde yönetici olarak görev yapan birçok üst düzey zatın yanında bulundu. En belirgin özelliği cin olmadan adam çarpmaktı. Yanında çalıştığı hiçbir yöneticiye yaranamadı. Sadece Fenerli Rumlarla işbirliği yaptı¸ menfaat karşılığı devletin sırlarını onlarla paylaştı. Osmanlı coğrafyasında sürülmediği yer kalmadı ama her defasında bir yol bulup tekrar İstanbul'a döndü. Makam ve mevki yönünden yük

Büyük Veli Bağdat'ta medfun olduğu için Halid-i Bağdâdî diye meşhurdur. Halid-i Bağdadî¸ 1779'da Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye kentinin Karadağ beldesinde doğdu.[1] Babası memleketinde "Şeşangost" (Altıparmak) lakabıyla bilinen Pir Mikâil adıyla maruf bir zâttı. Annesi de bölgede tanınmış bir ailedendi.[2] Soyunun baba tarafından Hz. Osman (r.a.)'a¸ anne tarafından ise Hz. Ali (r.a.)'ye dayandığı kaydedilmektedir.[3]


Halid-i Bağdadî (k.s.)¸ Süleymaniye'ye geldikten bir müddet sonra içindeki tasavvufî terbiye arzusu arttı. Bu sırada Abdullah Dehlevî (k.s.)'nin (1743-1824) Hindistanlı müridlerinden biri olan Mirza Rahimullah Azimabadî' ile (ö.1844) Halid-i Bağdadî' ye ziyaretine gelmesi için haber gönderdiği kaydedilmektedir. Delhi'ye varmak için İran ve sonra Afganistan'a gitti. Türkistan ve Horasan bölgesinde kendisine Delhi'ye gitmemesi yönünde telkinler olduğunu ve bu sözlere kanmayarak yola devam ettiğini Dîvân'ın da şöyle açıklar: "Turanlılar ile Horasanlılar beni çok kınadılar. Eğer Müslümansan küfür diyarına gitmeyi nasıl benimsedin dediler. Onlar Delhi'de küfür karanlığı var dediler Ben de içimden dedim ki¸ eğer hayat suyunu aramaktaysan mutlaka karanlığa gitmelisin… Ey nefsin süslü hilelerinden ve şeytanın aldatmalarından kurtulmak isteyen kişi! Sen can u gönülden Abdullah Dehlevi Şah'ın kölesi ol."[4] Buradan Delhi'ye geçen Halid-i Bağdadî (k.s.) orada yaşayan Abdullah Dehlevî Hazretlerine ulaştı ve ona intisap etti. Onun Delhi'ye gelişi yaklaşık olarak 1810 tarihine tekabül etmektedir.[5] Halid-i Bağdadî¸ Abdullah Dehlevî'nin gözetiminde yaklaşık 6 veya 11 ay sürdürdüğü seyr ü sülûktan sonra ondan hem Nakşbendiyye-Müceddidiyye'den hem de Kadiriyye¸ Sühreverdiyye ve Çiştiyye tarikatlarından icazet aldı. Halid-i Bağdadî¸ şeyhi Abdullah Dihlevî'ye minnet duygusunu bir şiirinde şöyle ifade etmektedir:[6]


Erdirdi beni gayelerin yücesine


Kasdım ulaşmak mürşidin değerlisine…


O Şah Gulam Ali'dir şânı büyük kişi


Can verirdi çürük kemiğe bak işine…


II. Mahmud'un Mevlânâ Halid-i Bağdadî'ye Muhabbeti


Sultan II. Mahmud döneminde yaşayan Halet Efendi isminde bir kişi vardı. Asıl adı Mehmed Said olan bu kişi Kırımlı Kadı Hüseyin Efendi'nin oğluydu. Yetiştirilmek üzere dönemin devlet kademesinde yönetici olarak görev yapan birçok üst düzey zatın yanında bulundu. En belirgin özelliği cin olmadan adam çarpmaktı. Yanında çalıştığı hiçbir yöneticiye yaranamadı. Sadece Fenerli Rumlarla işbirliği yaptı¸ menfaat karşılığı devletin sırlarını onlarla paylaştı. Osmanlı coğrafyasında sürülmediği yer kalmadı ama her defasında bir yol bulup tekrar İstanbul'a döndü. Makam ve mevki yönünden yükselmesine kim engel olduysa hepsine çamur attı. Fenerli Rumlardan aldığı yardımlarla Yeniçeri ocağı üzerinde otorite oluşturdu.


Halet Efendinin iftira attığı insanlar içinde dönemin en büyük âlimi Mevlânâ Halid-i Bağdadî bile mevcuttu. Mevlânâ Halid-i Bağdadî'yi Sultan II. Mahmud'a kötülemekten çekinmemişti. Aleyhinde konuşmuş ve her yerde aleyhinde olmuştu. Fakat Sultan II. Mahmud¸ Mevlânâ Halid-i Bağdadî'ye sahip çıkmıştı. Bu Allah dostunun istikametinin düzgün olduğunu¸ Devlet-i Âl-i Osman'a karşı sevgi ve muhabbetinin sonsuz olduğunu belirtmiş¸ dualarının kendileriyle olduğunu söylemiştir. O'nun hakkında olumsuz hiçbir şeye inanmadığını belirtmiştir.[7] Lakin herkes¸ Halid-i Bağdadî Hazretleri kadar şanslı değildi. Osmanlı Devleti'nde defterdar olarak görev yapan Moralı Osman Efendi¸ dürüstlüğü ve samimiyeti ile bilinmesine rağmen Halet Efendi'nin kin ve öfkesinden kurtulamamıştı. Halet Efendi'nin kirli işlerine göz yummadığı için¸ dahası kirli çamaşırlarını ortaya çıkardığı için sürgünden sürgüne gönderilmişti. Halet Efendi¸ bir gün evinde istirahat ederken hizmetkârları¸ Moralı Osman Efendi'nin geldiğini söylerler. Uzandığı yerden hızla kalkan Halet Efendi¸ Moralı Osman Efendi'yi kapıda karşılar¸ izzet-i ikram eyler. Suallerine büyük bir özenle cevap verir ve gideceği vakit tekrar kapıya kadar uğurlar. Hizmetkârları merak eder ve sorar:


— Efendim¸ merakımızı mazur görünüz. Biz biliriz ki¸ siz bu adamı bitiniz kadar sevmezsiniz¸ elinizden gelse bir kaşık suda boğarsınız. Hatta bu adamın elinde avucunda ne varsa aldınız. Peki¸ Moralı Osman Efendi'ye karşı gösterdiğiniz bu saygının sebebi nedir?


— Doğru söylersiniz. Her şeyini aldım ama bu adamın saygınlığını bir türlü elinden alamadım. Nerde görsem kendimi bu adama karşı saygı duymak zorunda hissediyorum. Elimde olmadan kendimi bu adama saygı duymaya mecbur hissediyorum.


Moralı Osman Efendi'nin saygınlığı her zaman devam etti. Lakin Halet Efendi¸ ekmek yediği¸ makam ve mevki aldığı yüce devletin çıkarlarını kendi çıkarları uğruna Fenerli Rumlara sattığı için Hassa hasekilerinden Arif Ağa tarafından idam edildi. Acı bir son. Ama şaşılacak bir son değil. Hayatını eğri büğrü yaşayan¸ ekmek yediği sofraya ihanet eden¸ üç kuruşluk menfaat uğruna şerefinden vazgeçenler için şaşılacak bir son değildir.[8]  Mevlânâ Halid-i Bağdadî Hazretlerine söylediği olumsuz sözler karşılıksız kalmamış¸ kendisi idam edilmiştir. Çünkü Allah dostlarına karşı yapılan hiçbir hareket karşılıksız kalmaz. 


Mevlânâ Halid-i Bağdadî Hazretlerinden Mektup 


Allah (c.c.) bizi irfanından istifade ettirsin. Bereketlerinin damlalarını üzerimize yağdırsın. Mevlânâ Halid (k.s.) bu mektubu sadık ve samimi müridleri¸ sır hazinelerine sahip Kudüs müftüsü¸ fazıl¸ allame¸ Seyyid Muhammed Tahir Efendi'ye (k.s.) ve saltanat-ı aliyenin merkezinde bulunan halifelerinden Fazıl Hoca Ömer Rasim Efendi'ye (r.a.) göndermiştir.


"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla¸ 


Hamd Allah'a mahsustur. O bize kâfidir. Selam Allah'ın seçtiği kullarının üzerine olsun. 
Bu abd-i acizin gözbebeği¸ şerefli ve ihlâs sahibi muhlisimiz Kudüs-ü Şerif müftüsü Muhammed Tahir Efendi'ye ve Nakşibendî Tarikatı muhlisi ve mensubumuz Hoca Ömer Rasim Efendilerden bir mektup geldi. O mektupta kalbimizi sevindiren¸ gözlerimizi ferahlandıran iki mesele var: Birincisi¸  bazı Müslüman kardeşlerimiz¸ âlem üzerindeki Allah'ın gölgesi¸ fakirlerin ve âlimlerin sığınağı¸ Mevlâ'mız¸ büyük sultan¸ Padişah Mahmud Han'a kalbini bulandırmak gayesiyle içtihad ve zanlarına göre hakkımızda bir takım şeyler söylemişler. Cenab-ı Allah¸ onların sözlerini zahiri olarak güzel görmesine rağmen nefs-i emmarelerinin arzularından kaynaklandığını sultana ilham etmiştir. Sultan sözlerine kulak asmayarak açık bir şekilde onları kovmuştur. 


İkincisi¸ her zaman gözbebeğim olan müftiü'l-enam ve Şeyhülislam Mustafa Mekkizade'nin¸ aşktan şaşkın olan fakire¸ tam bir ihlasla kalbinin meyilli olmasıdır. Bu meseleler¸ büyük sultan yüce hakan için daha fazla dua etmemizi gerekli kıldı. Gece ve gündüz zafere ulaşması¸ doğruluğu¸ afet ve belalardan uzak olması¸ saltanatın devamlılığı¸ din düşmanlarının ve bozguncu kâfirlerin said devletinin sayesinde silinmesi ve yok olması¸ aynı zamanda Allahu Teâla'nın şeyhülislamı padişahın himayesinde muhafaza etmesi¸ devamlı padişahın lütuf ve inayet kaynağı olması için Cenab-ı Mevlâ'dan talep ve dua etmeniz gerekir. 


Yola çıkmanıza sebep olan talebinizin gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda kalbim merakta kaldı. Bu konuda bir şey yazmamışsınız. Bunun için gönlümüz sizlerin tarafından bir haber bekliyor. Kalbimiz sizleri tefekkür etmektedir. Bu meselenin açıklanmasına mani olan şeyin hayır olduğunu ümid ederim. Cenab-ı Allah her zorluktan sonra kolaylık kılar. Allah (c.c.)'ın salat ve selamı Nebilerin ve Rasüllerin sonuncusunun üzerine ve bütün âline ve ashabına olsun. 


Bütün fakir ve miskinlere özellikle dua ve selam ederim.


 Kelamın en hayırlısı selam ile bitendir."[9]


 






[1] Geniş Bilgi İçin Bkz. Abdurrahman Memiş¸ Halid-i Bağdadî ve Anadolu'da Halidîlik¸ İstanbul 2000¸s. 31.



[2] Hamid Algar¸ "Halid el-Bağdadî"¸ DİA¸ İstanbul 1997¸ c. 15¸ s. 283.



[3] Mevlânâ Halid Bağdadî¸ Şemsü'ş-şümûs: Güneşler Güneşi¸ (Çev.: Hasan Şükrü¸ sadeleştiren: Mahmud Parlar) ¸ Uluçınar Yay.¸ İstanbul 1976¸ s. 62.



[4] Sadreddin Yüksel¸ Mevlânâ Halid-i Bağdadî'nin Divanı ve Şerhi¸ Sabah Gazetesi Kültür Yay.¸ İstanbul 1977¸ ss. 26-27.



[5] Memiş¸ age¸ s. 52.



[6] Hani¸ el-Hadâiku'l-verdiyye¸ s. 907. ; Geniş Bilgi İçin Bkz. Kadir Özköse¸ Halil İbrahim Şimşek¸ Altın Silsileden Altın Halkalar¸ Ankara 2009.



[7] Mustafa Kasımoğlu¸ " Bağdatta Doğan Güneş Mevlana Halid Ziyaeddin Bağdadi" Yeni Ümit Dergisi¸ Sayı 86¸ 2009.



[8]http://www.gencgelisim.com/v2/kategoriler/29-kisisel-gelisim/937-cikarilamayan-elbise.html



[9] Mevlana Halid Bağdadi¸ Mektubat-ı Mevlana Halid¸ ( Müellif: Esad Sahip¸ Yayına Haz: Dilaver Selvi¸ Kemal Yıldız)¸ Tac. Yay. 2000.

Sayfayı Paylaş