HULÛSİ EFENDİ (K.S.)'NİN AŞK MEKTEBİ

Somuncu Baba

"Kurulan aşk pazarında her gelene yüz vermemek
de vardır. Vuslata ermek ümidiyle can verenlerin
tek derdi Sevgili'nin rızâsını kazanmaktır. Âşıklar¸
Yâr'in rızâsını kazanmak uğruna her şeylerini
târumâr eyler. Onlar ne zühdlerine ne tâatlerine
ne de ibadetlerine güvenirler."

Yaşadığımız çağda bizlere sevmenin yolunu¸ aşkın tadını¸ dinin aşkla yaşanmasını¸ aşkın safiyetini ve aşk erlerinin mânâ cevherini öğreten isimlerin başında Osman Hulûsi Ateş Hazretleri gelmektedir. Onun derdi aşktır. Onun hayat hikâyesi aşkla yoğrulmaktır. Hulûsi Efendi (k.s.)'nin bütün gayreti sevenlerini aşk mektebine üye etmektir.


Aşkın Anlam Boyutu


"Aşk nedir?" sorusuna Hulûsi Efendi şu cevabı vermektedir: "Aşk¸ akılları baştan alan¸ bütün âlemi kendine hayran bırakan¸ Kays'ı onmaz derdi ile Mecnûn eden¸ âşığa yüzünü gösterip onu can vermeye medyûn kılan¸ İbrahim Edhem'e taç ile tahtı bıraktırıp onu aşk ehlinin arasına katan¸ Şîrîn uğruna Ferhâd'a kayaları deldirip suyolu açtıran¸ Vâmık'ı Azrâ'sına zebûn eyleyen¸ Hz. Âdem'i vahdet tahtının sırrına erdiren¸ Hulûsi Efendi'ye aczini itiraf ettirip hayrette bırakan ve Allah'tan niyaz ile feyiz talebinde bulunduran ilâhî iksîrdir. [1]


Leylâ remzi ile Mevlâ aşkına dikkat çeken Hulûsi Efendi¸ bizleri Mecnûn misâli Hakk'a âşık olmaya davet etmektedir. Onun ifadesiyle söyleyecek olursak¸ Leylâ evrâdını ezberleyen âşıklar¸ her nefes Mecnûn misali onu dilinden düşürmezler. Yâr'in cemaline nazar eden âşıkların her gördüğü kendilerine Leylâ'yı hatırlatır. Şâhitleri de irşatları da her dâim Leylâ'dır. Âşıklar akıllarını başlarından alan bir dersin talimine koyulmuşlardır. Onlara güzellik kitabını okutan üstat¸ Leylâ'dır. Leylâ'nın yâdına koyulan Kays da o sevdâyı iki dünyaya değişmemiştir. Zaten gerçek muhabbet de Mecnûn'un Leylâ feryâdına koyulmasıdır. Gam çekmeden vuslata ermek hayaldir. Firkat oduyla yanmadan visâl tadına ermek söz konusu değildir. Her dâim Yâr'in hasretiyle yanıp tutuşanlar¸ bir gün mutlaka Leylâ ile vuslata erecektir.[2]


Gazelinin sonunda Hulûsi Efendi aşkı¸ bütün duygulardan soyutlanıp sadece Leylâ adının ortada kalması olarak tarif etmektedir.


Aşkın Tesir Halkası


Aşkın anlam boyutuna bu şekilde dikkat çeken Hulûsi Efendi¸ Dîvân'ının 69. gazelinde aşk iksîrinden¸ aşkın tesir halkasından ve aşkın gücünden şu şekilde bahsetmektedir: Gece gündüz her dâim aşkı yaşamak¸ bütün mevsimleri ilkbahara dönüştürür. Feryâd eden her gönlü bülbül nağmesine¸ her dikeni gül endâmına büründürür. Her göze olanca tâzeliğiyle aydınlık bahşederken¸ her güzeli bütün zarâfetiyle sevgili eder. Sultanları köle¸ köleleri şâh eder. Çünkü aşk âşığın elinde ne varsa hepsini târumâr eder. Diğer yandan aşk¸ gönlü bütün kederlerden kurtarıp ferahlatır. Âşığı cümle derde giriftar eden yine aşktır. Pervâneyi kandilin ateşinde yaktıran güç aşktır. Gül için bülbülü sürekli ağlatan aşktır. Mecnûn'u çöllere ve dağlara düşüren aşktır. Leylâ'nın güzelliğine Mecnûn'un gönlünü kaptıran aşktır. Ferhâd'ın başını taşa çaldıran¸ Ferhâd'ı dertten derde koyan¸ sonunda da Şîrîn'in dudağından Kevser sunan aşktır. Vâmık'ın gözlerinden kanlı yaşlar döktüren¸ Azrâ'nın sırrını halka aşikâr kılan aşktır. Katreleri nehre dönüştürüp deryaya salan¸ deryâyı coşturup buhar eden güç aşktır. Cemâlde kemâli gösteren¸ her kemâl ile kâr ve zarar ettiren yine aşktır. Aşk sahibinin gönlünü âlemdeki her şeyden bîgâne kılıp sadece yâr ile vuslata mahrem eder.[3]


Gazelin sonunda sevgiliye seslenen Hulûsi Efendi¸ "Bu aşkın güzelliğinden maksat sensin¸ Sensiz aşkın güzelliğine kim itibar eder?" diye aşkın kıymetini Sevgilinin büyüklüğü ile orantılı kılmaktadır.


Hulûsi Efendi bu bağlamda muhtemel sorulara cevap vermekte¸ adeta idrâk düzeyimizi yükseltip hakîkat arayışına ve anlam dünyamızın genişlemesine katkıda bulunmaktadır. Şöyle ki:


"Âşığın aklını başından alan nedir?" sorusuna¸ "Aşk sarhoşluğunun verdiği neşve"¸


"Geceleri gündüz edip parlayan dolunayın adı nedir?"  sorusuna¸ "Âşık olunan yâr"¸


"Göze hayret ve gönle safvet veren¸ altı cihette yansıyan ayna nedir?" sorusuna¸ "Envâr-ı aşk"¸


"Zerresi Güneşe¸ katresi denizlere ulaşan ve açığa çıkarılması gereken sır nedir?" sorusuna¸ "Esrâr-ı aşk"¸


"Gönülden gam ve kederleri söküp çıkaran¸ her demi bayram eden¸ âşığı sevdiği ile baş başa bırakan imkân nedir?" sorusuna¸ "Kâr-ı aşk" cevabını vermektedir.[4]


Aşkı Elde Etmenin Yolları


Aşkın tarifini ve tesir halkasını ortaya koyduktan sonra Hulûsi Efendi¸ bizlere aşkı elde etmenin yollarını öğretmektedir. Hulûsi Efendi'nin nezih ifadesiyle söyleyecek olursak¸ sermâyesi olmayan yoksulu pazar yerine sokmadıkları gibi her gönle de aşk iksîri konulmaz. Aşk¸ erbâbına verilir. Aşktan istifâde edenler ancak nasiplenenlerdir.


Diğer yandan aşk yolu¸ akılla anlaşılmaz. Allah dostları aşktan yoksun ama akıllı geçinenleri bu kazanca ortak etmezler. Çünkü aşktan yoksun akıl erbâbı¸ müddeî makamındadır. Sevdâdan nasîbi olanlar muhabbetini diline dolamaz¸ muhabbetten dem vurmaya kalkışmaz. Çünkü muhabbetle haşir neşir olanları bu yolda boş bırakmazlar. Aşk yolunun en büyük meşgalesi¸ nefsin ıslahı ve nefsin terbiyesidir. Çünkü benlik dâvâsına kalkışanlara bu varlık hazinesi lutfedilmez.


Âşığın bir diğer sorumluluğu sevgilisine muhabbette kararlı ve sevgilisine olan güvende tam olmasıdır. Zira vefasız âşıkların dâvâsını kimse dikkate almaz.


Bir diğer adımla aşkı elde etmenin yolu¸ aşk şarabını içip bütün arzulardan soyutlanmaktır. Bu kıvama gelmeyenlere sevgilinin yüzünü göstermezler.[5]


Aşk dâvâsı baş koymak ve ten kılıfından sıyrılmaktır. Muhabbetten ötesi yalandır. Zira muhabbet bağının gülü açılıp muhabbet incileri saçıldığında gönlün gam ve kasvetleri dağılır ve sonunda muhabbet uğruna her şey fedâ edilir. Muhabbet meclisi candan geçen bütün yârânı bir araya toplar. Muhabbet ateşi bütün pervânelerini kendi ateşinde yakar. Muhabbet kendini¸ ancak varlığından soyunup Yâr ile baş başa kalanlara olduğu gibi gösterir. Muhabbet nurlarıyla dolmanın bir diğer şartı pîrin nazarındaki feyze nâil olmaktır.[6] Muhabbetin husûle gelmesi bu dehr-i fenâdan vefâ ummamaya¸ muhabbet hazinesinin rastgele saçılmamasına¸ muhabbet iddiasında bulunmamaya¸ kanâat tepesinde anka kuşu olmaya bağlıdır.[7]


Hulûsi Efendi¸ aşka düşenin ne hallere büründüğünü kendi tecrübesi ile şu şekilde terennüm etmektedir:


Gözledik göz göz olduk


Yokuşu yok düz olduk


Firkat-ı yâr ile hemîn


Ma'nâsız bir söz olduk


 


Dil-berin cân kabûlü


Yakın eyledi yolu


Açdı muhabbet gülü


Gecesiz gündüz olduk


 


Çağladık seller gibi


Açıldık güller gibi


Çiğnenip yollar gibi


Havâlandık toz olduk


 


Her cevrine katlandık


Yaya iken atlandık


Yâr ile sıfâtlandık


Âleme bir yüz olduk


 


Kurdu pâzârımız aşk


Oldu her kârımız aşk


Hulûsî yârımız aşk


Yandık ana köz olduk[8]


 


Aşkın Bedeli


Aşkı elde etmenin yollarını sunduktan sora Hulûsi Efendi¸ Dîvân'ında bizlere aşkın gereğini de hatırlatmaktadır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:


Gonca gül gibi açılmak¸


Sümbül gibi boynu eğri olmak¸


Bülbül gibi sabah akşam her dâim ağlamak¸


Mâsivâdan sıyrılmak¸


Dost sırrına mahrem olmak¸


Aşkı her dâim hissetmek ve yaşamak[9]


Sevgilinin aşkına tutuşup gayrı savdâdan usanmak


Yâr'i sevdiğini söylerken Sevgili'nin rengine boyanmak


Sevgili'ye vefâ gösterip samîmî olmak


Sevgili'nin yolunda can verip Sevgili'nin güvenini kazanmak


Sevgili'de fânî olup bütün varlığından soyutlanmak


Her nereye baksa her gördüğünü Yâr'i sanmak aşkın şiârıdır.[10]


Âşık; kanaat hazînesine sahip olmalı¸ "el-Fakru fahrî" remzince yaşam sürmeli¸ "Küntü kenz"in sırrına ermeli¸ aç da olsa tok gözüküp ağzını açmamalı¸ yok olup varlığını meydana atmamalı¸ Hakk'ın dışında hiçbir şeyi görmemeli¸ zehir de olsa Sevgili'nin nimetine şükretmeli¸ gece gündüz Rabbini zikretmeli¸ her zaman varlıkla yokluğu bir tutmalı¸ sözleri hep âyet anlamı olmalı¸ gözleri hep Zât'ın vechine nâzır olmalı¸ gönlünü muhâfaza edip ağyâra meyletmemeli¸ her nereye baksa gözüne Dost gözükmeli¸ aşktan başka kârı gözetmemeli¸ bütün varlığını Yâr'den ibaret saymalıdır.[11]


Kurulan aşk pazarında her gelene yüz vermemek de vardır. Vuslata ermek ümidiyle can verenlerin tek derdi Sevgili'nin rızâsını kazanmaktır. Âşıklar¸ Yâr'in rızâsını kazanmak uğruna her şeylerini târumâr eyler. Onlar ne zühdlerine ne tâatlerine ne de ibadetlerine güvenirler. Dost ile hem-dem olabilmek için bütün kulluk sermayelerini yağma etmişlerdir. Başlarına gelen her cevr u cefâyı¸ nâil oldukları bütün lutf u atâyı Dost'tan bilmişler¸ başlarına gelen her hayır ve mihneti Dost'tan görmüşlerdir. Kandilin nurundaki güzelliğe vurgun olan âşıklar¸ can pervânelerini bir bir feda ederler. Gül açtıkça bülbülün iç geçirip ağlaması ve gülden gayrıya iltifat etmemesi gibi âşık da derdine başkasından derman beklemez.[12]


Aşkın bedeli¸ varlıktan soyunup yokluğa ermektir. Benlik dâvâsından vazgeçip hakîkat arayışına koyulmaktır. Başkalarının iltifatını değil Sevgilinin yâdını önemsemektir. Hulûsi Efendi aşkın gereğine uygun hareket etmenin yollarını bir diğer şiirinde şu şekilde dile getirmektedir:


Akıl gider âr olur


Varı târumâr olur


Varlık gamından geçer


Gönül yâra yâr olur


…


Seferdedir aşk eri


Dostdur dilde ezberi


Verince cân u seri


Gönül yâra yâr olur


 


Âşık aç susuz gerek


Her dem uykusuz gerek


Gamsız kaygusuz gerek


Gönül yâra yâr olur


 


Âşık olan post olur


Mevlâ ile dost olur


Gece gündüz mest olur


Gönül yâra yâr olur


…


Hulûsî'yâ hâs gerek


Bahrına gavvâs gerek


Gönülde ihlâs gerek


Gönül yâra yâr olur[13]


 


Ağır bedeller ödeten aşkın âşığa kârı nedir?


Aşkın dönüşümü nasıl olmaktadır?


Aşkla hâsıl olan güzellikler nelerdir?


Aşk bâdesinden nûş edenler hangi âlemlere yükselebilmektedirler?


Hulûsi Efendi bu ve benzeri sorulara cevabını şu şekilde ortaya koymaktadır:


Aşk kişiyi ağyârdan alıkoyup Yâr ile dost kılar. Aşk gönlün murâdını husûle getirir¸ gönülden bütün gam ve kasveti siler çıkarır. Aşk yolunda gösterilen bütün çabalar asla âşığa yük olmaz. Aşk uğruna âşığın yorulması olmaz. Yâr'a layık olanların dertlerinden şikâyeti bulunmaz. Aşk kadar sağlam azık olmaz. Aşk kadar kişiyi dert ve gam yükünden kurtaran fırsat olmaz.[14]


Aşk derdine düşmek¸ kişiyi adsız ve sansız kılar. Vuslata ermeyi sağlayan ve kişiye hayat veren yegâne unsur¸ aşktır. Aşka müptelâ olan âşık¸ Yâr ile zinde kalmaya başlar. Dost sırrına mihmân kılıp baha biçilmez mücevherlere sahip olur. Kişi aşk ile zerre iken kaynak¸ katreyken okyanus¸ bütün bedenlere ruh¸ bütün cihana can olur. Aşk yüzlerdeki bütün perdeleri kaldırıp her taraftan bütün kapıların açılmasını sağlar. Aşk ile ateşler nura dönüşüp âşığın sırlar güneşi haline gelmesine yol açar. Aşk¸ âşığın yüzüne Zât nurlarının yansımasını¸ özüne Zât sırlarının dolmasını¸ sözüne Zât âyetlerinin yerleşmesini ve kendisinin Mağz-ı Kur'ân kesilmesini sağlar. Aşk kitabının sayfalarını okuyanlara sonunda Hak¸ vechini gösterir ve onları hayretler içinde bırakıp mest eder. Aşkın dert ve mihnetlerine sabredenler devlete erer¸ bütün nam ve şanları terk ederek hayret makamına kavuşurlar. Aşk yolunda kurban olanlar Yâr ile bayram eder¸ Yâr ile vuslata erer¸ Yâr'in güzelliklerini her dâim hayâlinde canlı tutar ve Yâr'in cemâlini seyretmeye doyamazlar. Yâr yüz gösterip visâl şevkine erecek olursa âşık¸ sonunda kîl u kâli bırakıp handân olmaya başlar.[15]


Âşığın Elde Ettiği Safâlar


Hulûsi Efendi aşkın kazandırdıklarını bu şekilde sıraladıktan sonra¸ bizlere âşığın elde ettiği safâyı şu şekilde dile getirmektedir:


Pür-safâdır gönlümüz yârın hevâsıyla gezer


Âşinâdır ol ki yârın âşinâsıyla gezer


 


Gerçi kim aşkı anın yağmaya verdi varımız


Varına fânî vücûd anın bekâsıyla gezer[16]


 


Muhabbet nurları doğunca kişinin başı Arş'a¸ ayağı Kürs'e değer. Gözler muhabbet nurlarıyla dolarsa her baktığı yerde Dost'u şuhûd eder. Canan uğruna can verenler¸ muhabbet pazarında paha biçilmez kazanç elde ederler. Yokluk evini selâmet köşesi bilip yok olanlar¸ muhabbet hazinesine nâil olurlar. Gönülden ağyârı çıkaranlar¸ Sevgili'nin lutfuna nâil olurlar.[17] Zerreleri Güneşe¸ katreleri bahre dönüştüren aşkın tadına sonunda doyum olmaz. Acıları bal eyleyen¸ ırakları yakın eyleyen¸ gurbettekileri sılaya kavuşturan¸ kesreti vahdete vahdeti kesrete dönüştüren aşk iksîrinin paha biçilmez pâyesini Hulûsi Efendi şu dizeleri ile daha da pâyidâr eylemektedir:


Âşıkın cümle âr u varını


Hubb-ı yâr aldı ihtiyârını


Koydu kendözün buldu yârını


Katresin bahra saldı bahr oldu


Zerresin mihre verdi mihr oldu


…


Kul Hulûsî'nin özü pâk idi


Dost kapısında yüzü hâk idi


Derd ile bağrı çâk çâk idi


Katresin bahra saldı bahr oklu


Zerresin mihre verdi mihr oldu[18]


Sonuç olarak¸ aşkın tadını alanlar¸ muhabbet deryasına dalanlar¸ sevmenin kadrini bilenler Hak'tan gayrıya iltifat etmezler. Çünkü muhabbetin varlığı¸ Sevgili'nin hatırda tutulmasına bağlıdır. Muhabbet eri olmak isteyenlere gaflete dalmamayı ve Yâr'i unutmamayı tavsiye eden Osman Hulûsi Efendi¸ bizleri şu dizeleri ile Yâr'i yâda davet etmektedir:


Maksad o yârdır yârın unutma


Gayrı zünnârdır yârın unutma


…


Hulûsî her bâr yâdın olup yâr


Kur gizli pâzâr yârın unutma[19]


 






[1] Osman Hulûsi Darendevî¸ Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî¸ Haz.: Mehmet Akkuş¸ Ali Yılmaz¸ Nasihat Yayınları¸ İstanbul 2006¸ s. 222.



[2] Darendevî¸ Dîvân¸ s. 8-9.



[3] Darendevî¸ Dîvân¸ s. 69-70.



[4] Darendevî¸ Dîvân¸ s. 133.



[5] Darendevî¸ Dîvân¸ s. 76-77.



[6] Darendevî¸ Dîvân¸ s. 27.



[7] Darendevî¸ Dîvân¸ s. 27-28.



[8] Darendevî¸ Dîvân¸ s. 132.



[9] Darendevî¸ Dîvân¸ s. 13-14.



[10] Darendevî¸ Dîvân¸ s. 70.



[11] Darendevî¸ Dîvân¸ s. 81-82.



[12] Darendevî¸ Dîvân¸ s. 232.



[13] Darendevî¸ Dîvân¸ s. 81-82.



[14] Darendevî¸ Dîvân¸ s. 129-130.



[15] Darendevî¸ Dîvân¸ s. 139-140.



[16] Darendevî¸ Dîvân¸ s. 53.



[17] Darendevî¸ Dîvân¸ s. 29.



[18] Darendevî¸ Dîvân¸ s. 456-457.



[19] Darendevî¸ Dîvân¸ s. 10-11.

Sayfayı Paylaş