HULÛSİ EFENDİ DÎVÂN'INDA KARDEŞLİK

Somuncu Baba

Yârânlığın en önemli emâresi sadâkattir¸ yâr-ı sadık gibi ihvân da sıdk ile hareket etmelidir. İhvân u yârân birbirinin derdini bilen kişilerdir¸ kardeşler can ve gönül gibi beraberdirler¸ gayrıya nazar etmezler. İnsan bedeninde akıl-gönül ile can-beden ile kardeş olursa ikiliği birlik yapar¸ Hakk'ın rızâsını kazanırlar. İhvânlık¸ Yâr-ı gâr'ın arkadaşlığı gibi olmalıdır. Yârânlar diğerinin işini¸ aşını¸ evini¸ ilini¸ barkını¸ gittiği yolu bilirler; birbirlerinden haber alıp sorarlar; yârân cümle varından geçip¸ dostla ka

Dîvân şiirinin 20. yy'daki temsilcilerinden Hulûsî-i Dârendevî¸ hayatını eserleriyle örtüştürmüş¸ düşündüğünü söylemiş ve yazmış¸ söylediğini yaşamış mutasavvıf bir şair¸ imam-hatip ve mürşiddir. Eserlerinde bütün insanlığa şümullenebilecek evrensel mesajlarıyla hizmet anlayışını vatan topraklarının ötesine taşımış bir Hak ve halk hizmetkârıdır.


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.)¸ Dîvân'da kardeşlik duygusunu; dost¸ yârân¸ yâren¸ kardaş¸ kardeş¸ hemdem¸ uşşak gibi zengin bir kelime kadrosuyla dile getirir. Dîvân'ın anahtar kelimelerinden biri olan ihvân bilindiği gibi¸ "sadık¸ güvenilir¸ yakın¸ samimi dostlar¸ arkadaşlar" anlamlarını taşır ve insanlar arasında tesis edilmesini istediği ihvân kardeşliğini tanımlarken Dîvân şiirinin istiâreler dünyasından istifade eder. İhvân¸ gül-i hoş-bûy-ı sabâh¸ her şeyden önce mâşûkuna kavuşma¸ dîdârına yüz sürme arzusuyla yanan aşk kâfilesinin yolcuları; pervane¸ gül bahçesinin nâlân¸ giryân¸ şeyda ve bîçâre bülbülleri; gönüllerde mekân tutmuş gül diyarının bezirgânları¸ kavm u kardeş hepsi altın silsilenin gül halkaları; şan-şöhret¸ nam-nişan aramayan yokluk yolcuları; Allah dostlarının eteğini tutan ballı peteklerdir.


Hazret¸ ihvânına ve bütün insanlığa "bir can incitmeyesin" redifli gazelinde Yunusça bir dille seslenir. İhvân¸ nefis şeytanına uyup hüsn-i edebi bir kenara koymamalıdır; eziyet görse¸ horlansa da yaradılanı yaradandan dolayı hoş bilmelidir; sabır ve tahammülle muâmele etmelidir. Herkesi haldaş ve kardaş bilip gönül Kâbe'sini incitip harab etmemelidir:


Sakın nefsine uyup bir cân incitmeyesin / Hüsn-i edebi koyup bir cân incitmeyesin


El ile döğseler de dil ile söğseler de / Bin kez incitseler de bir cân incitmeyesin


Hepsi kardeşlerindir yolda yoldaşlarındır / Hâlde hâldaşlarındır bir cân incitmeyesin


Beyhûde cânın sıkıp insanlığından çıkıp / Dil Kâ'besini yıkıp bir cân incitmeyesin


"Arkadaşlık eyler misin" redifli gazelinde Allah rızasını kazanmak için çıktığı bu zorlu yolculukta yoldaşının gönülden arkadaşlık yapmasını ister. O arkadaş ki her korkudan emin¸ varlığından sıyrılmış¸ zühd ü riyâdan el çekmiş¸ nâm u şân¸ cism ile cândan geçmiş olmalıdır.


Dostlar birbirlerinin ahvâlini görür¸ sorar ve bilirler; onlar daima birbirlerinden haberdar olurlar; kardeş kardeşi yalnız bırakmaz. Bugün kültürümüzde bütün canlılığıyla yaşayan selamlaşma geleneği¸ ayaküstü hal hatır sorma¸ cemiyetimizdeki sıcaklık ve samimiyetin muhafaza edilmesini sağlar. Çağımızın psikolojik hastalıklarından stresin başlıca amillerinden biri insanın sorunlarla tek başına mücadele etmek zorunda kalması ve yalnızlığıdır. Psikologların kullandığı tedavi yöntemlerinden biri grup içinde sohbet ortamı oluşturarak insanların yalnızlık duygusunu bertaraf etmelerini sağlamaktır. "İnsanlar konuşa konuşa¸ hayvanlar koklaşa koklaşa…"¸ "Derdini söylemeyen derman bulamaz." gibi atasözleri sohbet etmeyi¸ konuşmayı öğütleyen¸ toplumumuzda yok olmaya başlayan sohbet kültürünün kadim tanıklarıdır. Hulûsi Efendi de dostların birbirinin ahvâlini soran¸ gören ve bilen insanlar olmaları gerektiğine


Bî-çâre Hulûsi'nin dostlar görün ahvâlini


Bî-çâre Hulûsi'nin dostlar sorun ahvâlini


Âvâre Hulûsi'nin dostlar bilin ahvâlini


mısralarıyla dikkat çeker.


Şeyh Hamîd-i Velî Camii'nde sevgili babaları Hasan Feyzi Efendi'den sonra 42 yıl imam-hatiplik yapmış¸ insanları minberden daima birlik¸ kardeşlik ve sadâkate¸ İslâm dininin emirlerine uymaya davet etmiş¸ dergâhını herkese açmış¸ dergâhında kurduğu sohbet halkalarını da kesintisiz devam ettirerek başta Dîvân'ı olmak üzere hutbelerinde¸ mektuplarında ve nasîhatlerinde sohbet kültürüne ayrı bir vurgu yapmıştır. Bir kimse vahdet köşesinde yirmi yıl ibadet etse¸ beri tarafta sohbetlere devam etse¸  öyle bir zaman gelir ki sohbetteki bir anı yirmi yılda katedemeyeceğini belirterek sohbete devam etmeyi öğütler. Dîvân'da doksan ayrı yerde "muhabbet"¸ otuza yakın yerde "sohbet" kelimesi geçmektedir. Şair¸ Sohbet ve muhabbet redifli gazellerinde sohbetin ve muhabbetin kardeşlik için önemini dile getirir. Sohbetler¸ gönül beraberliğinin tesis edildiği yerler¸ ilâhî aşkın yudum yudum içildiği meclislerdir. Orada Pir Efendisinin "Et-tariki sohbet est" sadasını duymalı¸ sohbete devam edeb ve erkânına riâyet etmelidir. İlâhî neşveyi ve zenginliği tadan ihvânın sohbette iken dünyaya dair meşakkati¸ derdi¸ sıkıntısı kalmayacaktır. Muhabbetten Muhammet oldu hâsıl/Muhammetsiz muhabbetten ne hâsıl beyt-i bercestesinde ifade edildiği gibi kâinat Muhammed'in muhabbeti üzerine yaratılmıştır¸ yârânı yâr ile bağlayan muhabbet aşkıdır. Bu cihanda yaradılmış her şey üzerinde yâr ile sohbetin tesiri varsa dostluk üzerinde de muhabbetin tesiri vardır. O halde her surette ihvân¸ sohbet meclislerinin feyiz pınarından güç almaya devam etmelidir. Sohbet meclisi yârânın¸ aşinâlığın meclisidir¸ o mecliste Hakk'ın varlığı ile gam aradan gider¸ perişan diller handan olur. O¸ çilehaneyi saf ve temiz kalplilerin dostlukla ve muhabbetle oturup sohbet ettikleri yer olarak tavsif eder. Tertemiz ve samimi bir gönülle buraya gelenler vefasız dünyanın gamından ve belâsından kurtulurlar¸ aziz ve sevgili dostlar semâverin hal diliyle yârını yâd ettiği gibi anbean birbirlerini gönüllerinden çıkarmazlar¸ birbirlerinin dünyası ve âhireti için duacı olurlar.


Yârânlığın en önemli emâresi sadâkattir¸ yâr-ı sadık gibi ihvân da sıdk ile hareket etmelidir. İhvân u yârân birbirinin derdini bilen kişilerdir¸ kardeşler can ve gönül gibi beraberdirler¸ gayrıya nazar etmezler. İnsan bedeninde akıl-gönül ile can-beden ile kardeş olursa ikiliği birlik yapar¸ Hakk'ın rızâsını kazanırlar. İhvânlık¸ Yâr-ı gâr'ın arkadaşlığı gibi olmalıdır. Yârânlar diğerinin işini¸ aşını¸ evini¸ ilini¸ barkını¸ gittiği yolu bilirler; birbirlerinden haber alıp sorarlar; yârân cümle varından geçip¸ dostla karar tutan kimselerdir; varlıklarını dost yolunda yağma ederler.


Gül alırlar gül satarlar/ Gülden terazi tutarlar/ Gülü gül ile tartarlar/ Çarşı pazar güldür gül dizelerindeki gül diyarının bezirgânlarıdır¸ gönüllerde mekân tutarlar. Hulusi Efendi¸ Açmışlar redifli gazelinde¸ "Âşıklar tehi dest ile dîdârın huzuruna toplanmış ihvândır. Her derdini yâra açmaya gelmişlerdir¸ dua ve niyaz ile ellerini açıp Sâki-i Hammâr'ın bâdesinden nasiplenmeyi dilemektedirler". Gerdanlarını aşk sevdâsının zülfüne bağlayıp sahrâya düşmeyi dilerler¸ onlar dergâhında senin rind mestlerindir ki leb-i la'linden başka güzelliğe meyletmezler. Âşıklar ve ihvân için pervâne ve bülbül-i bîçâre istiârelerinin yapıldığı bu beyitlerde gül bahçesinin güzelliğini (Allah'ın ebedî nimetleri¸ cennet) görüp orada olmak için figan etmektedirler. Onlar bir anlık cemâlini görmek için can vermeye hazır¸ Mansur gibi kurban olmaya gelmişlerdir.


İhvânın özü pak¸ yüzü yâr yolunda hak¸ sözü Allah'tır. Rasûlün yüce ashâbına mülhak kardeşlikte bî-vefâlık yoktur¸ aldatma yoktur¸ dostun bir teline bütün âlem fedâ edilir¸ âşıklık ve sadâkat bir bütünün iki ayrılmaz parçasıdır. Kavm u kardaşından¸ pir atasından anasından haber verecek bir yâr-ı sâdık aradığı gazelinde¸ gurbette iken sevdiklerine duyduğu yakıcı hasreti¸ özlemi dile getirir. Gel efendim gel kalma orada/Üftadelerin ağlar burada redifli şiirinde Hakkî Baba'nın iline teşrif etmesini¸ içlerindeki hasret ateşini söndürmesini¸ firkat derdiyle kimsesiz kalan ihvânına derman olmasını arzu eder¸ onu dergâhına davet eder. Hulûsi¸ Hakk'ın dergâhına kendi halini arz ederken çoğu zaman 1. çoğul şahıs "biz"i kullanır; bu onun zihninde ve gönlünde daima ihvânıyla beraber olduğunu gösterir.


Böylelikle bir taraftan kardeşlerin Hakk'a dua ve niyazda da birbirini unutmaması gerektiğini sanatıyla da göstermiş olur:


Coşkun bir sel gibiyiz coşarız seller ile / Gonca bir gül gibiyiz kokarız güller ile


Bir gün toprak oluruz tozarız yeller ile / Nâm u nişânımız yok dervîşe şân gerekmez


Yokluk yolcularına başka nişân gerekmez


Hulûsi Efendi¸ kökeni dinî ve ictimâî hayatımızın derinliklerine giden ve bu milletin pek yakından âşinâ olduğu kardeşlik duygusunun muhâfaza edilmesi¸ bir sarmaşığın dalları gibi bütün cemiyeti fert fert sarması için bazı tavsiyelerde ve uyarılarda bulunur. İhvân¸ kendisine bahşedilen bu hayatta zâhir ve bâtında sofrasına hiç ikilik katmamalı¸ sen ben gafletinden uzak olmalıdır. İkilik¸ birlik olunca gönüller dirliğe kavuşur¸ sohbet halkasında ikilikten birliğe ermeli¸ ancak Allah'a kavuşmak¸ aşkla onun rızasını kazanmak için birbiriyle yarışmalıdır:


Dil-i şeydâ-yı muhabbetle sarışsak ne olur / İkilik birliğe birlikle karışsak ne olur


Yâra ermek şerefiyle bu tarîk-i aşkda / Cân u baş vermede yârânla yarışsak ne olur


 "İşit âşıkların sırrını ta'n eyleme ey ihvân" mısraıyla başlayan gazelinde¸ ihvân kardeşlerine âşıkların hallerini öğretir. Âşıklar meclisinde¸ cemâl-i yâra mazhar olmalarını¸ tecellî sırrını görüp ölümsüzlük şerbetini içmelerini arzu eder. Mevlâ'nın cemâline hayrân olan âşıklara hûrî vü gılmân kul olur¸ bu ihsâna erenlere aslâ ölüm olmaz¸ onlar ki zülâl-i feyz-i Rabbânî'den içmişlerdir. Âşık¸ aşk ile haldaş¸ pir ile sırdaştır. İhvân sıdkı bütünlerle hemyâr olmalı¸ onların eteğine yapışmalıdır. İlm u irfan¸ aşk u muhabbet¸ dîde-i aşk ve sîne-i aşk¸ insanın olgunlaşmasını sağlayan edeb¸ sıdkı bütünlerdedir. İhvân¸ ihvânlığını muhâfaza ederse değeri ölçülmez¸ ârif olur. Bu vesîleyle ilim ve fazîlet kesbinde örnek olarak İslâm büyüklerini gösterir. Yâr-ı gâr (Hz. Ebu Bekir)¸ can ve dili açar¸ zulmeti aradan kaldırıp sabâha vesile olur¸ pür-derd Hz. Eyyub¸ firkatte Hz. Yakub¸ hasrette Hz. Yusuf âşıkların hasta gönüllerine şifâdır. Klasik edebiyatımızda daima birlikte anılan Hızır ve İlyas¸ zulmet diyarında âb-ı hayâtı aradıkları yolculuklarında mü'minlere örnek iki kardeştir. Onlar sadâkatin ve bağlılığın sembolüdür. Kardeşlik duygusuyla yaşamayanlar yalancılar pazarında davâ ederler¸ mülk ü mesken kavgasına dalarlar.


Soyun varından derviş ol derviş / Sıyrıl ârından derviş ol derviş diye seslendiği ihvânına aşk yolundaki engelleri aşmasını¸ kâlden hâl kesbine geçmesini¸ bulunduğu her yerde acıyı yağ ile bal eylemesini söyler. İnsan temizlik¸ fazîlet ve edeb mektebinde okuyup; tâat¸ ihlâs ve hüsn-i niyyetle kötülüğün pençesinden kurtulabilir.


Hulûsi¸ yaşadığı ilâhî neşve halini bayram addeder¸ bayramda nasıl ahbâb¸ dost¸ akraba¸ kavim¸ kardaş bir arada toplanıyor¸ birbirinin sevincine ortak oluyorsa¸ ihvânı da sevincine ortak olmaya çağırır¸ çünkü kardeşlerin sevinci de hüznü de birdir. "Örnek insan ol örnek" redifli gazelinde kafasında idealize ettiği toplumun özelliklerini sıralar. İnsanlar çalışkanlıkta¸ fazîlet ve sadâkatte¸ ibadet ve tâatta¸ cömertlikte¸ tevekkül ve rızâda Hz. Muhammed Mustafa'nın (s.a.v.) yolundan gitmeli¸ hal ve davranışlarıyla diğerlerine örnek olmalıdır. Böylece toplumun bütün fertleri arasında kardeşlik ve dirlik ruhu kendiliğinden hayat bulacaktır.


Kardeşliği bozan davranışlardan biri de bir başkasına dil uzatmaktır¸ bu davranış ictimâî açıdan ayıp¸ dinî bakımdan günahtır. Şair¸ gönlüyle konuştuğu bir başka gazelinde "Nice dil uzatalım ihvânımıza" mısraıyla bu konuya dikkat çeker; ihvân¸ dile dildârdır¸ gönül vîrânemize lutf ile kadem bastığı vakit¸ bin neşe ve bayramı bir arada yaşarız. İnsanın başına iyi yahut kötü her ne gelse¸ hem-deminden¸ arkadaşından gelir; arkadaşları iyi olan insan iki cihanda da gam yemez.


Hulûsi Efendi Dîvânı'nda da tıpkı önceki nasîhat-nâme metinlerinde olduğu gibi kardeşlik mesajı defalarca vurgulanmıştır. Hulûsi Efendi Dîvân'da kardeşliği ifade eden hem-dem¸ hem-yâr¸ kavim¸ kardaş¸ yoldaş¸ dost¸ âşık¸ derviş gibi kelimelerle kardeşliğin özelliklerini ve çerçevesini anlatmıştır.

Sayfayı Paylaş