BİNGÖL VELİLERİ

Somuncu Baba

Yusuf Harputî Hazretleri 1908 yılında doğum yeri olan Bingöl'ün Kığı ilçesine bağlı Zermek (Yeldeğirmeni) köyünde vefat etti. Köyünde konağının bahçesinin bir kenarında defnedildi. Bu bahçenin bir kenarında da cami vardır. Sonradan kabrinin üzerine oğulları tarafından türbe yaptırıldı. Bugün kabri sevenleri tarafından ziyaret edilmektedir.

Önceleri daha çok çevre iller tarafından yayla olarak kullanılan ilimiz¸ yerleşime dayalı kent merkezi olana kadar çeşitli medeniyetlerin etkisinde kalmış ve kalıcı bir statüye kavuşamamıştır. İl merkezinden çok ilimize bağlı Genç ve Kiğı ilçeleri yerleşik medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Bu ilçelerimiz il merkezinden ziyade köklü bir tarihe sahiptir.


Bu sebepledir ki¸ Bingöl'ün tarihi daha çok komşu illerin tarihi incelenerek meydana çıkarılmıştır. 1844 yılında nahiye olarak Palu ilçesine bağlanan ilimiz 1872 yılında Palu'dan ayrılarak Cevlig (Colig) – Çapakçur adıyla ilçe olmuştur. 1936 yılında aynı isimle il merkezi olduktan sonra1945 yılında da Bingöl adını almıştır.


Bir beldeye bereket veren¸ huzur veren¸ irşadını baki hayatlarında da devam ettiren veliler¸ Allah dostu insanlar vardır. Bu insanlar o toprağın¸ o beldenin manevî sahipleridir.


Bazen¸ aynı şehirde¸ bazen aynı bölgede¸ hatta aynı mahallede olduğumuz halde¸ türbelerini veya makamlarını bilmediğimiz¸ haberdar olmadığımız Allah'ın sadık kullarıdır onlar… Ömürlerini Hak yoluna adamış olan bu büyüklere tazim göstermek¸ onların kabirlerini ziyaret etmek¸ onlarla iletişime geçmek gibi bir haldir.


Nerede olursak olalım¸ bir ilde¸ bir ilçede¸ kasaba veya köyde… Güzel Anadolu'muzun bütün yöresinde bir kabri hiç değilse bir makamı vardır o Allah dostlarının… Onlardan birinin kabrini ziyaret etmek¸ onlardan beslenmek bizim dünya hayatımızda da¸ ahiret hayatımızda da nasiplenmemize¸ bereketlenmemize vesile olacaktır. Çünkü kabir ziyaretleri çok bereketlidir. Hele ki¸ Allah dostları olunca bu bereket katbekat artacaktır.


Yusuf Harputî


Yusuf Harputî on dokuzuncu yüzyılda yetişen Anadolu evliyalarındandır. Babası Muhammed Efendidir. Nesebinin Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e dayandığı söylenir.


1822 yılında Bingöl ili Kiğı ilçesi Zermek (Yeldeğirmeni) köyünde dünyaya geldi. Tahsilini¸ Erzurum'da yaptı. Zahiri ilimleri zamanının usulüne göre öğrenip eser kaleme alacak kadar ilim sahibi oldu. Daha sonra tasavvufa yönelip¸ baba ve dedelerinin de mensubu bulunduğu Nakşibendi'ye yoluna girdi. Erzurum'dan Harput'a geçerek arkadaşı Mahmud-i Samini ile birlikte Şeyh Ali Sebti Hazretlerinin ilim meclislerine ve sohbetlerine devam etti. Bu sırada arkadaşları ve Harput halkı tarafından çok sevildiği için Harputî diye anılmaya başlandı. Zahiri ilimlerde yetiştiği gibi¸ tasavvuf yolunda da olgunlaştı.


Tasavvufta ulaştığı bu olgunluğun ardından hocası onu İslâmiyet'in emir ve yasaklarını anlatmak¸ insanların dünyada ve ahirette kurtuluşlarına vesile olmakla vazifeli olarak köyüne gönderdi. Köyünde kurduğu sohbet halkasında Yusuf Harputî Hazretleri talebe yetiştirdi ve halka vaz ü nasihat etti. Oğlu Şeyh Hacı Muhammed Efendi ile “İmam Efendi” lakabıyla meşhur olan Osman Bedreddin Efendi ve Şeyh Abdullah Efendi onun en meşhur talebelerindendir.


Yusuf Harputî Hazretlerinin içerisinde iman ve ibadetlerle ilgili meseleleri anlattığı ‘İmadiyel-İslâm' adlı bir eseri mevcuttur. Eserin el yazması orijinali halen elde mevcuttur.


Oğlu Muhammed Efendi ile hacca giden Yusuf Harputî hac yolculuğu esnasında da oğluna ilim öğretmesi hatta deve üzerinde bile uzun çöl yolculuğu sırasında oğluna ders okuttuğu bilinmektedir. Daha sonra oğlu Muhammed Efendiye icazet vererek ilim öğretmek¸ insanları irşat etmek üzere Erzurum'a gönderdi.


Yusuf Harputî Hazretleri 1908 yılında doğum yeri olan Bingöl'ün Kığı ilçesine bağlı Zermek (Yeldeğirmeni) köyünde vefat etti. Köyünde konağının bahçesinin bir kenarında defnedildi. Bu bahçenin bir kenarında da cami vardır. Sonradan kabrinin üzerine oğulları tarafından türbe yaptırıldı. Bugün kabri sevenleri tarafından ziyaret edilmektedir.


Türbesinin bulunduğu bahçedeki elma ağaçlarını Yusuf Harputî Hazretlerinin bizzat kendi elleriyle diktiği bilinmektedir. Bu sebeple buradan geçen yolcular ve kabrini ziyarete gelenler bu ağaçların meyvelerini bereketlenmek niyetiyle alıp yemektedirler.


Bu elma ağaçlarının altında suyu az ve havuzu ufacık olan küçük bir çeşme yaptırmıştır. Sıtma hastalığının yaygın olduğu zamanlarda¸ hastalığa yakalanan çocuklar getirilip bu pınarın suyunda yıkanınca şifaya kavuştukları çok görülmüştür. Bu yüzden bu küçük çeşme halk arasında Sıtma Pınarı adıyla meşhur olmuştur. Türbe yakınlarında pislik bulunmasın diye zaman zaman türbe ile bahçe arasına duvarlar¸ tel örgüler çekilmiş¸ ama her defasında bu çeşmeye yakın olan kısmın ertesi sabah yıkıldığı görülmüştür.


En son olarak 1989-90 senelerinde bu civarlarda büyük heyelanlar oldu. Bu heyelanlarda en fazla zarar gören köylerden biri de Zermek köyüydü. On kişinin ölümüyle neticelenen heyelanda¸ köyde büyük hasar meydana geldi. Dağdan gelen heyelan dalgasının¸ türbeden yukarıda bulunan bahçeleri¸ evleri¸ konakları ve camiyi yıktığı halde¸ Yusuf Harputî Hazretlerinin türbesine bir zarar vermediği görüldü.


Yusuf Harputî Hazretlerine ait olduğu söylenen şiirden bir beyit şöyledir.


Düşmüşem bir nâr-ı aşka¸ tâ kıyâmet yanarım¸


Şem´e pervâneye karşı ağlayûben dönerim


İçmişem aşkın şarâbın¸ nûş edûben kanarım


Bülbülem güldür murâdım intizârım yâ Resûl!


Bülbül güle ben Allah'a âşık oldum yanarım.

Sayfayı Paylaş