İSLÂM HUKUKUNA GÖRE BORSA VE HİSSE SENEDİ

Somuncu Baba

Borsa¸ modern toplum ve ekonomilerde bir yatırım ve para kazanma aracıdır. Kapitalist zihniyet ve onun hâkim olduğu ülkeler¸ uzun zamandan beri yaptıkları planlarla borsayı insanlığın gündemine taşıdılar ve kolay yoldan para kazanma yolu olarak reklam ettiler. Sermayesi olan insanlar için de bir alternatif gibi gösterdiler. Ancak anonim şirketlerin ve borsanın işleyişinin taşıdığı bazı belirsizlikler ve haksız uygulamalar İslâm âlimlerini bu konuda temkinli hareket etmeye sevketti. Çünkü borsaya hisse senedi süren anonim şirketlerin¸ İslâm'ın akitlerde olmasını istemediği

İslâm'a Göre Helal Kazanç ve Bunu Engelleyen Bazı Unsurlar


İslâm¸ Kur'ân'ın nüzûl sürecinde Müslüman insanların emeği ile geçinmelerini¸ helâlinden yiyip içmelerini ve haram kazanca bulaşmamalarını öncelikli mesaj ve hedefleri arasında saymıştır.[1] Onun oluşturduğu zihniyete göre;


Helâl haram ver Allah'ım/Senin kulun yer Allah'ım¸ anlayışı sakattır. Bunun yerine;


Helâlinden ver Allah'ım/Helâlse bu kulun yer Allah'ım


Az olsun helâl olsun/Haramsa boğazıma dursun Allah'ım¸ anlayış ve ideali hâkimdir.


İslâm¸ helâl kazanç peşinde olduğu için¸ kapitalizmin aksine¸ "ekonomik insan" modeline sıcak bakmaz. Çünkü bu insan açgözlü olup çıkar ve menfaatinden başka bir şey düşünmez. Onun için mutlak anlamda kazanmak ve servet biriktirmek esastır ve hedeftir. Bu hedefe varmak için kullanılan yöntemler önemli değildir. Âdetâ hedefe kilitlenilmiştir. Doymak ve pes etmek de olmadığı için kapitalist insan sürekli kazanç peşindedir. Bir zamandan sonra kazanmak ve tüketmek onun için hayat tarzı haline gelir. Hâlbuki İslâm insanı için kazanmak¸ yemek¸ tüketmek sadece bir araçtır. Bununla insan esasen kendi zarûrî ve temel ihtiyaçlarını¸ kimseye muhtaç olmadan¸ el avuç açmadan karşılar. Artanı da bu durumda olmayanlara tasadduk eder. Biriktirmesini de üstün bir ideal uğruna yapar. Böylece¸ "O da çalışıp kazansaydı¸ bana ne." anlayışı yerine¸ Müslüman¸ "Komşusu açken tok yatan gerçek mü'min olamaz."[2] prensibine göre hareket eder. O¸ mutlak anlamda kazanmayı değil¸ helâlinden kazanmayı hedefler. Nefsinin doymazlığını¸ dünya işlerinde kendinden daha aşağıda olanlara bakarak¸ "kanaat" ile dizginler.


İslâm'da para kazanmak kadar kazanç yöntemleri de önemlidir. Bunun için sözleşmelere mutlaka bağlı kalınmasını emreden Yüce Allah¸ haksız kazanca bulaşmayı da şiddetle yasaklar. Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ sözleşmelerin bilinmezlik¸ gizlilik¸ haksız kazanç ve taraflardan sadece birine menfaat sağlamasını yasaklar. Tarafların kazançları arasında olabildiğinde denklik bulunmasını temin etmek isteyen Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ karşı tarafın bilgisizliğinden¸ zayıflığından¸ tecrübesizliğinden yararlanarak onu aldatmayı da kesin olarak yasaklar. Hatta o¸ "Bizi aldatan bizden değildir."[3] esasını bir alış-veriş tezgâhında gördüğü hilekârlığı bertaraf etmek için getirmiştir. Buna göre alış-veriş yapan taraflar¸ ne aldıklarını¸ ne kadar aldıklarını¸ hangi kaliteyi aldıklarını bilmek zorundadırlar ve bunu soruşturma hakkına sahiptirler.


Borsa¸ Menkul Kıymetler Borsası ve Taşıdığı Bazı Sakıncalar


Batı kökenli bir kavram olan borsa¸ aslında devlet kontrolünde ticarî değere sahip malların alınıp satıldığı devamlı pazarları ifade eder. Önceleri¸ ticaret borsaları¸ sanayi borsaları¸ tarım ürünleri borsaları ve altın borsası gibi borsalar şeklinde doğup gelişmişti. Ancak günümüzde¸ hisse senetleri gibi menkul kıymetlerin alınıp satıldığı borsa öne çıkmış ve diğerlerini gölgede bırakmıştır. 


Menkul kıymetlerin alınıp satıldığı yere "menkul kıymetler borsası" denilmektedir. Menkul kıymet ifadesi içine¸ tamamen faizli olan tahviller ve hazine bonoları girmektedir. Menkul kıymetler kapsamına girenlerden birisi de "hisse senetleri"dir. Hazine bonosu ve tahvilin İslâm'a göre haram olan fâizi kapsadıklarından dolayı alınıp satılmaları câiz değildir. Hisse senetlerinin durumu ise¸ helâl kazanç sağlama yönteminde de kullanılmaları mümkün olduğu için tartışmalıdır.


Günümüzde borsa olarak tanımlanan şey¸ aslında menkul kıymetlerin ve hisse senetlerinin alınıp satıldığı pazarın adıdır. Borsaya hisse senedi sürme hakkı¸ Ticaret Kanunu'nun ilgili maddesine göre¸ anonim şirketlere tanınmıştır. Anonim şirket¸ unvanı olan¸ esas sermayesi belirli ve hisselere bölünmüş bir şirkettir. Bu şirket bir tüzel kişilik olup gerçek kişiler gibi¸ hak ve sorumluluk sahibidir. Tüzel kişilik olan bu şirket¸ mülk edinebilir¸ sözleşme yapabilir ve sorumluluk altına girebilir. Borçlarından yalnız mal varlığı ile sorumludur. Ortakların sorumluluğu ise¸ sermaye payları oranındadır.


Borsa¸ modern toplum ve ekonomilerde bir yatırım ve para kazanma aracıdır. Kapitalist zihniyet ve onun hâkim olduğu ülkeler¸ uzun zamandan beri yaptıkları planlarla borsayı insanlığın gündemine taşıdılar ve kolay yoldan para kazanma yolu olarak reklam ettiler. Sermayesi olan insanlar için de bir alternatif gibi gösterdiler. Ancak anonim şirketlerin ve borsanın işleyişinin taşıdığı bazı belirsizlikler ve haksız uygulamalar İslâm âlimlerini bu konuda temkinli hareket etmeye sevketti. Çünkü borsaya hisse senedi süren anonim şirketlerin¸ İslâm'ın akitlerde olmasını istemediği fâiz başta olmak üzere¸ "bozucu şartlar"a aldırış etmediği malumdur. Bunun yanında bu şirketlerde yönetim kurullarının ve genel kurulların mutlak hâkimiyetleri vardır. Bunlar¸ isterlerse kârdan pay (temettü) dağıtmayabilir¸ küçük ortakların haklarına el koyar¸ onun payını düşürebilir¸ şirketin mal varlığını zimmetlerine geçirebilir¸ küçük pay sahiplerinin şikâyet hakkını devre dışı bırakabilir. Bütün bu olumsuzluklar borsada yaşanan ve şikâyet konusu yapılan hususlardır. Aynı zamanda bunlar¸ İslâm'a¸ İslâm hukukuna ve İslâm iktisadına göre haksızlık sayılan ve helâl kazancı olumsuz yönde etkileyen hususlardır. Bu sebeple borsaya cevaz veren İslâm âlimleri yanında cevaz vermeyenler de vardır.


Cevaz vermeyenlerin temel gerekçesi¸ şudur: "Borsa yapı olarak Müslümanların helâl kazanç yollarına tam olarak uymamakta ve belirsizlikler taşıdığı için haram kazanca yol açmaktadır." Câiz olduğunu söyleyenler ise görüşlerini şöyle gerekçelendirmişlerdir: "Şayet şirket sermayesini belli hisselere ayırır¸ helâl olan işler yapar ve pay sahiplerini kâr ve zarara ortak ederse câiz olur."


Temkinli Hareket Etmek


O halde İslâm'a göre prensip olarak hisse senedi almak ve bu yolla ticaret ve yatırım yapmak câizdir. Ancak bu durum mutlak olmayıp hisse senedinin şekline ve onu piyasaya süren şirketin ne alıp sattığına bağlıdır. Buna göre hisse senedi çıkaran şirket¸ fâiz¸ içki imali ve ticareti¸ karaborsacılık¸ hile¸ yalan ve aldatma gibi dinen câiz olmayan ve haram sayılan yollarla kazanç sağlıyorsa onun hisse senedini almak câiz değildir. Nitekim İslâm Fıkıh Akademisi¸ yaptığı toplantılarda şu sonuca varmıştır: "Kâr ve zarara endeksli olarak çıkarılan hisse senetlerini almak câizdir. Ancak burada helâllik¸ senedi çıkaran şirketin ticarî işlem ve amaçlarının meşru olmasına bağlıdır."


Aslında dinen alınıp satılması helâl olan işlerle meşgul olan bir şirketin kârına haram bir şey karışmışsa¸ bu şirketin hisse senedini elinde bulunduranlar haram karışan miktarı yaklaşık olarak hesaplayıp –sevap beklemeden- ihtiyaç sahiplerine vermelidirler.   


Hisse senetlerinin çeşitleri vardır. Bunları kısaca şöyle ifade edebiliriz:


Tahvil ve hazine bonoları¸ birer faizli borç senedi olup alınıp satılmaları câiz değildir.


Kambiyo senetleri olan poliçe¸ bono ve çekler¸ parayı veya borcu temsil eder. Üzerlerinde yazılı olan değerden daha düşük değerle alınıp satıldıkları için bu yolla elde edilen kâr ve gelir fâizdir ve helâl değildir.  


Kâr ve zarar ortaklığı belgesi¸ burada önceden şart koşulan bir fâiz olmadığından alınıp satılması câizdir.


Gelir endeksli senet (Ges)¸ devlete ait köprü¸ baraj ve oto yol gelirlerine ait senetlerdir. Bunları bir anlamda kâr ve zarara ortaklık senedi gibi değerlendirip helâl ve câiz sayan İslâm âlimleri vardır.


Sonuç olarak¸ gerçek mal yerine kâğıtlara bir değer biçip onları piyasaya sürerek para kazanma esasına dayanan borsa ve hisse senedi gibi işlemler konusunda Müslümanların temkinli hareket etmeleri daha doğru bir yaklaşımdır. Bunlar içerisinde ittifakla câiz olanları alıp satmak caiz iken¸ şüpheli olanlardan kaçınmak takvâya daha uygundur. 


 






[1] 4/Nis⸠29; 53/Necm¸ 39.



[2]  Hâkim¸ II¸ 15; Heysemî¸ VIII¸ 167.



[3] Müslim¸ Îmân 164¸ Fiten 16.

Sayfayı Paylaş