İLK YARATAN VE TEKRAR YARATMA GÜCÜNE SAHİP OLAN: EL-MÜBDİ' VE'L-MUÎD

Somuncu Baba

Allah gökten su indirerek baharın gelişiyle birlikte ölü olan tabiatı canlandırır. Toprak¸ titreşir¸ kabarır¸ şişer ve her güzel çiftten bitirir. Nemli bir toprağa konan tohumun kokuşması gerekirken¸ bakanlara güzellikler saçan bitkiler filizlenip yeşerir. Sonbaharın gelişiyle birlikte tabiatta bir ölüm hali yaşanır. Şüphesiz bu olup-bitenlerde Allah'ın kelâmını işiten ve anlamını kavrayıp düşünenler için ölüm ve dirimi yaratan Allah'ın kudretine işaretler vardır.

Mübdi'¸ "mûcid" mânâsınadır. Îcâd¸ kendisinden önce bir benzeri bulunmadığı zaman ibdâ'; kendisinden önce bir benzeri bulunduğu zaman iâde adını alır. Mûcid ise¸ hem ilk yaratan ve hem de tekrar yaratan anlamlarına gelir. Çünkü varlığı ilk yaratan ve tekrar yaratacak ve diriltecek olan Yüce Allah'tır.[1] Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah'ın ilk defa ve tekrar yaratma gücüyle ilgili şöyle buyrulur: "İnsan¸ bizim kendisini az bir sudan (meniden) yarattığımızı görmedi mi ki¸ kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir. Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: ‘Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?' De ki: ‘Onları ilk defa var eden diriltecektir. O her yaratılmışı hakkıyla bilendir."[2] Bu âyette de görüldüğü gibi Allah'ın en güzel isimleri arasında el-Mübdi' ve el-Muîd isimleri yer alır. 


Cenâb-ı Hâk¸ vâcibu'l-vücûddur. Varlığı kendi zâtının zorunlu bir gereğidir¸ başkasından değildir. Allah'ın dışındaki varlıklar ise¸ "mümkün" varlıklar olup¸ var da olabilirler yok da olabilirler. Onlar varlıklarını bir başkasına borçludurlar. Allah var olmakta bir başkasına muhtaç değildir. O'nun dışındaki varlıklar ise¸ var olmada O'na muhtaçtırlar. Bir başkasına muhtaç olan kimse ise mümkün varlıktır. Mümkün olan varlıklar için bir müreccih (tercih edici) gereklidir. O da Yüce Allah'tır. Bu bağlamda bütün mahlûkâtı yaratmak anlamında yegâne mübdi' ve mûcid Allah'tır. Nasıl ki O¸ insanı hiç yoktan var etmişse¸  aynı şekilde ölümden sonra da yeniden diriltecektir. Bütün mahlûkat O'ndan gelmiştir ve yine O'na dönecektir¸ döndürülecektir.


Tabiat¸ Ölüm ve Dirim İçin Bir Misâldir


Tabiat ölüm ötesi hayat için bir misâl olması nedeniyle¸ ölüm ve dirilişin sürekli yaşandığı ve tekrarlandığı bir mekândır. Kur'an-ı Kerim'de bu hususa şöyle işaret edilir:


"Allah rüzgârları gönderendir. Onlar da bulutları hareket ettirir. Biz de bulutları ölü bir toprağa sürer ve onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltiriz. İşte ölümden sonra diriliş de böyledir."[3]


"Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler)  birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte  (dirilip kabirlerden ) çıkış da böyledir."[4]


Allah gökten su indirerek baharın gelişiyle birlikte ölü olan tabiatı canlandırır. Toprak¸ titreşir¸ kabarır¸ şişer ve her güzel çiftten bitirir. Nemli bir toprağa konan tohumun kokuşması gerekirken¸ bakanlara güzellikler saçan bitkiler filizlenip yeşerir. Sonbaharın gelişiyle birlikte tabiatta bir ölüm hali yaşanır. Şüphesiz bu olup-bitenlerde Allah'ın kelâmını işiten ve anlamını kavrayıp düşünenler için ölüm ve dirimi yaratan Allah'ın kudretine işaretler vardır.[5]


İnsanoğlu¸ yaratılış üzerinde düşünmelidir. Yaratılış üzerinde düşünmek insanı Yüce Yaratıcı'ya götürür. Yaratan olarak Allah'ı kabul eden bir kimse¸ öldükten sonra tekrar yaratan olarak O'nu tanır. Kur'an'a göre yaratılışın aslında birlik düşüncesi vardır. Bakmasını bilenler için her şeyde tevhîdin tecellîsi görülebilir. Bu konuda şu âyet oldukça açıklayıcıdır:


“O¸ gökten su indirendir. İşte biz her çeşit bitkiyi onunla bi­tirdik. O bitkiden de kendisinde üst üste binmiş taneler bitireceği­miz bir yeşillik; hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar; üzüm bağları; bir kısmı birbirine benzeyen zeytin ve nar bahçeleri mey­dana getirdik. Meyve verirken ve olgunlaştığı zaman birbirinin meyvesine bakın! Kuşkusuz bütün bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardır.” [6]


Tek başına bu âyet bile¸ tevhîdî hakikatleri olanca güzelliğiyle tabiattan çok farklı ör­nekler vererek açıklamaktadır ki¸ o da yaratılışın orijinalinde kaynağın bir olma ilkesidir. Çeşitlilik bundan sonra başlamaktadır. Yani¸ çoklukta vahdet anlayışı… Tek bir nefisten renklerin ve dillerin; tek bir sudan türlü tatta ve şekillerde bitkilerin yaratılması bunun en güzel misâllerini oluşturmak­tadır. Kur'an'ın dil sisteminde vâhid ve ehad kelimeleri anlam bakımından birbirinden farklıdır. Vâhidiyyetin anlamı¸ bütün mevcûdat birinindir¸ birine bakar ve birinin îcâdıdır. Ehadiyyetin mânâsı ise¸ her bir şeyde Allah'ın isimleri tecellî ediyor¸ demektir. Bu yönüyle eşya¸ Allah'ın ehadiyyet isminin mazharıdır. Mesel⸠bir meyve bir ağaçtan parça olmakla¸ o ağacın tamamı hükmünde olup¸ bu yönüyle vâhidiyyete işaret eder. Yine her bir meyve¸ ağacın bir parçası olduğu gibi¸ ağacın bütün özelliklerini¸ yani genetik şifresini içinde saklaması yönüyle¸ onun tamamı hükmünde olup¸ bu yönüyle de ehadiyyete işaret eder. Biz vâhidiyyet ve ehadiyyetin yansımalarını bütün canlılarda ve hâssaten her bir insanda görebiliriz.


Her Bir Varlık Ehadiyyetin Damgasını Taşır


İnsanın¸ Allah'ın misâl olarak anlattığı bu bitki türlerinden ibret alması¸ onda Allah'ı takdîr hislerini doğurmalıdır. Evrende bulunan bitkilerin rolleri farklı farklıdır. Bunlardan bir kısmı canlılara rızık vesilesi olması¸ diğerleri yapı itibariyle farklı olmakla birlikte¸ her birinin ayrı bir şekli ve estetiğinin olması¸ bir başka açıdan binlerce çeşit bilgi olmasına rağmen bunların hepsinin ya birbirinin aynı ya da az farklı olan çekirdeklerden meydana gelmesidir. Her kışta toprağa düşen çekirdekler¸ havaların ısınması¸ baharın gelmesiyle birlikte birbirine karışmayarak¸ düzenli¸ dengeli ve ziynetli bir şekilde yeniden hayat bulmaktadır¸ canlanmaktadır¸ dirilmektedir.  Bütün bunlar çekirdeği kudretiyle yaratan¸ ona hayat veren Allah'ın yüce kudret eserleridir.  Bu sebeple güzellik¸ akîdenin temelinde önemli bir unsurdur. İnanca hizmet eder. Âlem organik bir bütün olduğundan dolayı¸ orada her şey¸ birbiriyle muazzam bir ilişki ağı oluşturmuştur. Allah bu güzellik fenomenini¸ bütünlüğün her bir unsuruna yerleştirmiştir.


Biz¸  Yüce Allah'ın mübdi' ve muîd oluşunu sadece tabiatta değil¸ aynı zamanda insanın yaratılışında da görmekteyiz. İnsanı ana rahminde dilediği gibi şekillendiren Yüce Allah[7]¸  annelerinin karnında üç merha­leden geçirerek yarattığını şöyle anlatır: “Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden¸ alakayı¸ bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratılışla insan haline getirdik. Yapıp-yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.”[8] Bir başka âyette de¸ “Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık içinde yaratmadan yaratmaya: (nutfeden alakaya¸ alakadan et giydirilmiş kemiklere) geçirerek yaratmaktadır. İşte Rabbimiz Allah budur. Mülk O'nundur. O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl (O'na kullukta şirke) çevriliyorsunuz?”[9] şeklinde yaratılış aşamaları anlatılır ki¸ son aşama suret vermedir. İnsanlar bu suretle genel hatlarıyla birbirlerine benzer ve diğerle­rinden ferdi bir suretle ayrılır. Yani insan diğer insanlara hem benzer ve hem de benzemez. Bu da insana Allah'ın verdiği şekillendirme farkıdır ve O'nun bir yaratma mucizesidir ki¸ gerçek sanat burada açığa çıkmaktadır. Zira her bir bireyin genetik kodu farklıdır.


Netice-i kelâm¸  insan¸ Yüce Allah'ın ilk defa yarattığına inandığı gibi¸ tekrar yaratmaya kâdir olduğuna da inanmalıdır.  Çünkü Evvel olan da Âhir olan da Allah'tır. Hiçbir şey yok iken O vardı. İlk defa varlığı O yarattı ve tekrar bütün varlıklar O'na dönecektir¸ döndürülecektir. İlk defa yaratan Allah¸ ikinci defa yaratmaya haydi haydi güç yetirir. Âfâk ve enfüsü okumasını bilenler¸ bu varlık alanında ölüm ve dirilişin nasıl tekrarlandığını âyân-beyân göreceklerdir. İnancımıza göre¸ İsrâfil (a.s.) adlı meleğin ikinci defa sûr'a üflemesiyle birlikte ikinci yaratılış tekrarlanacaktır. Herkes hesap vermek üzere Yüce Allah'ın huzurunda toplanacaktır. Önemli olan bu dünya hayatımızı¸ âhirette hesap verebilecek bir anlayış üzerine kurmak ve yaşamaktır.


 


 






[1] Beydâvî¸ Şerhu Esmâillâhi'l-Hüsn⸠Beyrut¸ 2011¸ s. 292.



[2] 36/Yâsîn¸ 77-79.



[3] 35/Fâtır¸ 9.



[4] 50/Kâf¸ 9-11.



[5] Bk. 16/Nahl¸  65.



[6] 6/En'âm¸  99



[7] 3/Âl-i İmrân¸  6



[8]  23/Mü'minûn¸  14



[9]  39/Zümer¸  36

Sayfayı Paylaş