EDİRNE VELİLERİ

Somuncu Baba

Cerrahzâde¸ âlim¸ fazilet sahibi bir zat olup talebelerinin kalbine hitap ve tesir etmede büyük bir tasarruf sahibi idi. Sohbetinde bulunanlar kısa zamanda yükselirdi. Devamlı olarak insanlara hayrı tavsiye eder¸ vaaz ve nasihatte bulunur çok ibadet ederdi.

Âşık Efendi


Büyük veli İbrahim Gülşenî Hazretlerinin halifesi olan Âşık Efendi'nin asıl ismi Musa veya Mehmed olup o Âşık Efendi adıyla meşhur oldu. Âşık Efendi¸ bir müddet devam ettiği tahsil hayatından sonra Yavuz Sultan Selim Han ile birlikte Mısır seferine katıldı. Mısır'da bulunduğu sıralarda devamlı şekilde İbrahim Gülşenî Hazretlerinin sohbet meclisinde bulundu. Bir sohbet sırasında arkadaşı Şeyh Kerîm ile konuşurlarken¸ İbrahim Gülşenî Âşık Efendi'nin kulağına bir kere “Hû” deyip ona teveccüh eyleyince¸ kalbini tamamen ona bağladı. O nefesin tesiriyle¸ kalbine aşk ateşi¸ Allah sevgisi düştü. Bu hal üzere o bir süre kendinden geçmiş bir hâlde Mısır'da gezinip durdu.


Edirneli hacıların hac dönüşü Mısır'a uğrayıp İbrahim Gülşenî Hazretlerini ziyaretlerinden sonra Hazret'ten kendileriyle birlikte Edirne'ye halkı irşat edecek¸ onları doğru yola iletecek birini göndermelerini rica etmeleri üzerine İbrahim Gülşenî Hazretleri; “Hemşehriniz Âşık Efendi'yi gönderelim.” der ve hemen Âşık Efendi'yi çağırtır. Âşık Efendi¸ İbrahim Gülşenî Hazretlerinin daha hayatta iken irşat amacıyla başka şehirlere gönderdiği iki halifesinden biridir. Diğeri de Diyarbakır'a gönderdiği Sarı Saltuk'tur. Âşık Efendi şeyhinin teveccühüyle yüksek manevî makamlara kavuşup hilafet için icazet aldıktan sonra hacılarla Edirne'ye geldi.


Âşık Efendi¸ Edirne'de Küçükpazar yakınında Şah Melik Zaviyesine şimdiki ismiyle Hasan Sezâi dergâhına yerleşti ve talebe yetiştirmeye başladı. Edirne'de çok kimsenin doğru yola girip salih bir mü'min olarak hayat sürmelerine vesile olan Âşık Efendi civar şehir ve köylere de talebelerini göndererek insanların doğru yola girmelerini sağladı.


İlim ve irfan sahibi¸ dinî ilimleri iyi bilen¸ Hak âşığı bir kimse olan Âşık Efendi 1567 yılında vefat etti ve talebe yetiştirdiği zaviyesinin yakınına defnedildi. Yerine de talebelerinden Abdülkerim Efendi halife oldu.


Cerrahzâde


Osmanlı'nın yetiştirdiği büyük âlim ve velilerindendir. Cerrahzâde diye meşhur olmasına rağmen asıl ismi Muslihiddîn bin Alâeddin'dir. 1495'de Edirne'de doğup Edirne'de büyüyen Cerrahzâde dönemin âlimlerinden aldığı fen ve dini ilim tahsilinin ardından bir müddet Câmi'ul-Atik Medresesi'nde müderrislik yaptı. Müderrisliği sırasında Molla Lütfullah'tan ilim tahsiline devam edip Kitap-ül Miftah adlı eseri ondan okudu.


Tasavvuf ehli kâmil bir zât olan babasının kendisinin tasavvuf yolunda olgunlaşıp yetişmesi arzusundan dolayı tasavvufa yöneldi. Önceleri babasının bu isteğini kabul etmeyen Cerrahzâde daha sonra babasının huzurunda zikir ve mücâhedeyle uğraştı. Kalbinin temizlenip¸ nefsinin ıslahına çalışıp¸ bu yolda olgunlaştı. Ardından Hacı Çelebi diye bilinen büyük veli Abdürrahim el-Müeyyedî'nin sohbetlerine katılıp ondan feyz aldı. 12 sene kadar bu büyük velinin hizmetinde bulunan Cerrahzâze burada kemale erip olgunlaştıktan sonra hocası tarafında Allahu Teâlâ'nın yüce dinini ve Sevgili Peygamberimizin güzel ahlâkını anlatmakla¸ babasının yerine Edirne'deki Şeyh Şücâeddîn Dergâhında vazifelendirildi. Burada birçok talebe yetiştirdi¸ çevresindeki insanları feyzleriyle aydınlattı. Bir ara İstanbul'da Şeyh Muhyiddin Dergâhında görev yapan Cerrahzâde sonra yine Edirne'ye dönüp irşad¸ insanlara doğru yolu anlatma vazifesine devam etti.


Cerrahzâde¸ âlim¸ fazilet sahibi bir zat olup talebelerinin kalbine hitap ve tesir etmede büyük bir tasarruf sahibi idi. Sohbetinde bulunanlar kısa zamanda yükselirdi. Devamlı olarak insanlara hayrı tavsiye eder¸ vaaz ve nasihatte bulunur çok ibadet ederdi.


1575 yılında Edirne'de vefat eden Cerrahzâde'nin kabri¸ Edirne'de Şeyh Şücâeddîn Dergâhı bahçesindedir.


 Kabûlî Mustafa Efendi


Edirne'de Rufâî tarikatının büyüklerindendir. Doğum tarihi bilinmemektedir. İlk tahsili ve gençliğiyle ilgili bilgi bulunmamaktaysa da iyi bir tahsil ve terbiye gördüğü anlaşılmaktadır. Edirne'de mahkeme başkâtibi olarak görev yapmaktaydı. Kendi halinde devamlı velilerin hayatlarını ve menkıbelerini okur hep onlar gibi olmaya gayret ederdi. Kalbinde derin bir Allah sevgisi ile yanar gece-gündüz yaptığı ibadetlerinin arkasından; “Ya Rabbi! Beni evliyadan eyle¸ Senin veli kullarından olayım.” diye dua ve niyazda bulunurdu.


Mustafa Efendi namazlarını mümkün olduğu ölçüde¸ Edirne'nin Müslümanların eline geçtikten sonra ilk mabet olarak yapılan ve bu itibarla halkın nazarında özel bir yeri bulunan ve Eski Cami adı ile anılan yerde kılmaya gayret ederdi. Bir gün öğle namazı için yine Eski Camiye gelince caminin hınca hınç dolu olduğunu gördü ve içeri girip arka sıralarda bir yere güçlükle oturdu. Vaaz eden zat o güne kadar hiç görmediği bir kimse idi. Tam bu sırada vaiz efendi konuyu değiştirerek; “Allahu Teâlâ'nın veli bir kulu olmayı arzu eden bazı insanlar vardır. Böyleleri¸ ne zaman her hal ve hareketinde Allahu Teâlâ'yı razı ederlerse o zaman velilerden olurlar.” dedi ve tekrar konusuna devam etti. Bu sözlerden çok etkilenen Mustafa Efendi hemen başkâtiplik görevinden istifa ederek kendisini ilim öğrenmeye ve mahlûkata hizmet etmeye verdi.


Nerede bir yoksul görse maddî-manevi yardımına koştu. Yaralı ve sakat hayvanlara bakıp¸ yaralarını sardı. Kimsesizlerin işlerini görmelerine yardım etti ve yaptığı işlere karşılık ücret almadı. Hatta insanların faydasına yabani ağaçları aşılardı. Her ânını Allah'ın rızasına uygun olarak geçirdi. Onun bu davranışlarına hayran olup etrafında toplananlara veya kendisinden nasihat isteyenlere; "Kim olursa olsun¸ eliniz¸ ayağınız tutarken¸ gücünüzle hayra hizmet edin. Gücünüz yoksa güler yüz ve tatlı dille gönül alıcı olun. Onu da yapamazsanız kalbinizden iyilik dileyin. Rabbin sevdiklerine hizmet¸ Allah'a ibadettir.” diye buyurdu. Yine; “Nefsinizin arzularını terk edin¸ üzüntünüz¸ derdiniz dağılsın.” “Edepli yürü¸ hayâlı konuş¸ sendeki şeref¸ seni yaratanındır.” “Gördüğün kişi¸ şayet onu görür görmez sana Allahu Teâlâ'yı hatırlatıyorsa¸ bilesin ki o¸ Allah'ın velisidir.”


Kabûlî Mustafa Efendi¸ 1712 yılında vefat etti ve ismiyle anılan dergâha defnolundu. Kenzü'l-Esrâr¸ Musiletü'l-Hidâye¸ Müşkilküşâ gibi eserlerle mürettep bir Dîvân'ı vardır.

Sayfayı Paylaş