SULTAN ABDÜLAZİZ

Somuncu Baba

Nitekim darbe gerçekleşmiş ve Sultan Abdülaziz tahtından indirilmişti. Daha sarayda iken Sultan Murad'ın cülus toplarının seslerini işitmiş ve kaderine razı olarak¸ darbeyi bizzat gerçekleştiren Süleyman Paşa'ya refakat ederek kayıklara binmeye doğru yol almıştır. 30 Mayıs 1876 yılında gerçekleştirilen bu darbe şeyhülislamın fetvası ile halka duyurulacak ve yeni padişah ilan edilecekti. Bu nokta da Şeyhülislam Hayrullah Efendi'nin bu darbedeki önemi artmaktadır. Hayrullah Efendi ise istenilen fetvayı yayımlar.

Sultan Abdülaziz¸ 1861 yılında 32. Osmanlı Padişahı olarak tahta çıktığında henüz 31 yaşındaydı. Şehzadelik yıllarında¸ mütevazı bir hayat tarzı benimseyeceğini¸ israfa karşı politikalar uygulayacağını söyleyip insanların takdirini toplamış ve nitekim sözlerinde de durmuştur. Nihayetinde Sultan Abdülaziz hem mali açıdan Avrupa'ya karşı borç içinde bir Osmanlı Devleti teslim almış¸ hem de saltanat hususunda sorunları beraberinde getiren yeni bir dönemi yönetmek durumunda tahta oturmuştur.


Sultan Abdülaziz'in Avrupa Seyahati


Sultan Abdülaziz¸ Avrupa'yı sadece seyahat ve ikili ilişkiler kurmak amacıyla ziyaret eden ilk Osmanlı Padişahıdır. Seyahat 46 gün sürmüştür. İlk davet Fransa İmparatoru III. Napolyon'dan¸ onur konuğu sıfatıyla gelmiş¸ daha sonra İngiltere Kraliçesinin daveti bunu takip etmiştir.[1] Elli altı kişiden oluşan bir heyet şeklinde Avrupa'ya seyahat etmişlerdir. Bu seyahat Osmanlı Devleti'nde bir ilk ve son olmuştur. Bu gezi neticesinde birçok yenilik ve ilerlemeye öncülük edecek fikirler edinilmiştir. Bir Osmanlı padişahı olarak Avrupa'ya seyahat davetinden sonra Sultan Abdülaziz bu davete olan cevabı vermekte ki zorluğunu Başmabeyincisi Mehmet Bey'e şöyle aktarır: ” Zaman zaman ne isterdim¸ bilir misin? Ya kapalı çarşıda¸ ya Asma altında küçük bir dükkân olan esnaf¸ ya bir zanaatkâr olayım¸ sabah evimden çıkayım¸ işime geleyim¸ akşam Allah ne verdi ise onunla çoluk çocuğumun nafakasını alayım… Şu Ali ile Fuad ille de Frenkistan'a gitmeli derlerken de ne isterdim bilir misin? Cebinde harçlığı olan hali vakti yerinde unvansız¸ makamsız kişi olarak Avrupa'ya gitmek… Bende istemez miyim oraları görmek? Amma gel gelelim¸ bu koskoca ülkenin padişahısın¸ cümle âlemin gözleri senin üzerinde…  Neylersin ki bu tac-ı tahtın da esareti var…”[2] Ayrıca Sultan Abdülaziz 3 Nisan 1863 senesinde Mısır'a¸ Yavuz Sultan Selim'den sonra ayak basan ilk Osmanoğlu olarak tarihe geçmiştir. Bu ziyaret esnasında at üzerinde Kahire'yi gezen padişaha halk yoğun şekilde sevgi gösterilerinde bulunmuştur.[3]


Sultan Abdülaziz'in Katline Doğru


Osmanlı Devleti Batı'ya karşı imajını yenilemiş¸ donanmasını güçlendirmiş yeniden cihan devleti olma yolunda ilerlerken içeriden ve dışarıdan müdahalelerle tekrar boyunduruk altına alınmak istenmiştir. Bu sürece giden yolda devlet bürokrasisi ve sıkıntılı siyasî yapı 1871 senesinde sadrazam Ali Paşa'nın vefatıyla başlamıştır. Maalesef bu kadar büyük bir cihan devletinin yönetilmesi kolay değildi. Güçlenen Osmanlı Devleti içerde¸ yetkileri Tanzimat'la birlikte artan hırslı ve kötü niyetli bürokrat ve paşaların ortaya çıkması ile padişahın otorite boşluğundan faydalanarak har vurup harman savurmuşular¸ dışarıda ise güçlenen Osmanlı'nın artan düşmanları¸ bu paşaları kullanarak doğrudan ya da dolaylı müdahaleleriyle Osmanlı Devleti'nin eski günlerine dönmesine müsaade etmemişlerdir. 1876 darbesi ve Sultan Abdülaziz'in katline giden yolda ülkedeki siyasî istikrarsızlık ana sebeplerden biriydi. 1871 senesinden sonra¸ yani 11 sene içinde1882'ye kadar tam 24 hükümet değişmiş durumdaydı.[4]  Padişah üzerinde çok önemli bir etkisi olan Tanzimat hükümetlerinin bu denli istikrarsız ve farklı oyunlar içinde olması Osmanlı Devleti'nin sonunu getiren bu elem verici hadiseye 1876 askeri darbesi ve Sultan Abdülaziz'in öldürülmesine giden acı olay zemin hazırlamıştır.


Bu siyasî istikrarsızlıklara ek olarak isyanların çıkması Osmanlı'yı zor duruma düşürmüştür. Karadağ isyanı¸ Sırp isyanı¸ Eflak-Boğdan olayları¸ Bosna Hersek isyanı¸ Bulgar isyanı¸ Girit isyanı¸ Yemen isyanı¸ Lübnan olayları ve Mısır'daki veraset sorunu Osmanlı Devleti'nde bazı iç karışıklıklara ve otorite kaybına yol açmıştır. Özellikle Mısır'daki veraset sorunu Osmanlı Devleti'nde padişahın otoritesini sarsan önemli bir olaydır. 1863 senesinde Yavuz Sultan Selim'den sonra Mısır topraklarına ayak basan ilk Osmanoğlu olan Sultan Abdülaziz'in tek amacı Mısır'a sahip çıkmak ve merkeze olan bağlılığını güçlendirmekti. Oysaki 1867 senesinde Mısır valiliği babadan oğula geçerek¸ Mısır valilerine “Hıdiv” unvanı verilmiş¸ Mısır Hıdivleri iç işlerinde tam yetkiye kavuşmuştur. Bu olay çok derin bir otorite yıkımına neden olmuştur.[5]


1876 Darbesi Gerçekleşiyor 


 Darbe 31 Mayıs 1876 tarihinde yapılacaktı. Veliaht Murad askerin gelip kendisini dışarı çıkarmasını emretti. Darbe başarı kazanmazsa¸ amcasına karşı masum olduğunu iddia edecekti. Ancak Süleyman Paşa'nın Hüseyin Avni Paşa ile görüşmesi neticesinde darbenin bir gün öncesine¸ 30 Mayıs sabahına alınması¸ veliahda haber verilmedi. Hüseyin Avni¸ Midhat ve Rüşdü Paşalarla Hayrullah Efendi¸ darbenin öğle vakti yapılmasında çok ısrar ettiler. Çünkü o sırada dördü de kabine toplantısında¸ Bab-ı Ali'de bulunacaklardı. Darbe başarılamadığı takdirde¸ suçu Süleyman Paşa ile Harbiye öğrencilerinin üzerine atıp kendi şahıslarını sigortalamak istiyorlardı. Süleyman Paşa ise eylemin sabaha karşı gerçekleştirilmesi gerektiğini bildirdi. 300 harbiye talebesi ve Türkçe bilmeyip İstanbul'a yeni gelen Suriyeli Arap bölükleri ile Dolmabahçe Sarayına geldi. Bunlara¸ düşmanlara karşı padişahı korumak için Saray'ın muhasara edileceği söylenmişti.[6]


Nitekim darbe gerçekleşmiş ve Sultan Abdülaziz tahtından indirilmişti. Daha sarayda iken Sultan Murad'ın cülus toplarının seslerini işitmiş ve kaderine razı olarak¸ darbeyi bizzat gerçekleştiren Süleyman Paşa'ya refakat ederek kayıklara binmeye doğru yol almıştır. 30 Mayıs 1876 yılında gerçekleştirilen bu darbe şeyhülislamın fetvası ile halka duyurulacak ve yeni padişah ilan edilecekti. Bu nokta da Şeyhülislam Hayrullah Efendi'nin bu darbedeki önemi artmaktadır.  Hayrullah Efendi ise istenilen fetvayı yayımlar.[7]


“Halife olan kişi¸ deli ve politikadan anlamaz olup¸ devlet hazinesini milletin takat ve tahammül edemeyeceği mertebede şahsî masraflarına sarf etmekle¸ din ve dünya işlerini karıştırmakla yani dinden sapmakla makamında kalmış olsa¸ tahttan indirilmesi lazım olur mu? Cenab-ı Hak bilir ki¸ Olur.”


Fetvada belirtildiği gibi bir padişahın tahttan indirilmesi için bir padişahın hem aklen¸ hem de dinen kusurlu olması gerekir. Halk üzerinde bu sözlerin tesiri çok büyüktür. Bu fetvayı yazması için önce Peygamber Efendimiz 'in torunlarından Şerif Abdülmuttalib Efendi ile irtibata geçildi. Ancak Abdülmuttalib Efendi buna rıza göstermedi.


Sultan Abdülaziz Cinayeti


 Abdülaziz'in Topkapı Sarayı'ndan Feriye Sarayı'na taşınışının ikinci günü (4 Haziran 1876) Osmanlı tarihinin en acı vakalarından biri yaşandı. O sabah Abdülaziz abdest alarak sabah namazına durmak amacıyla odasından dışarı çıktı. Daha sonra sarayda görevli Fahri Bey ile karşılaşıp selamlaştıktan sonra odasına dönüp sakalını düzeltmek için bir ayna ve makas istediğini iletti. Saraydaki diğer nöbetçiler eski Sultanı kontrol ettikten sonra durumu Valide Sultan'a bildirdiler. Valide Sultan durumu kendi gözleri ile görmek için Abdülaziz'in yanına giderken kapının içeriden kitlendiğini gördü. Ayrıca içeriden de bir takım iniltiler işittiler. Kapı kırılıp içeri girildiğinde manzara gerçekten feciydi. Abdülaziz kolu sıvalı¸ başı açık olarak odanın yan minderi üzerinde yan tarafına yatmıştı. İki bileklerinden de kanlar fışkırıyor ve son nefesini vermek üzereydi¸ Yanı başında rahlenin üzerinde sayfası açık biçimde Kur'an-ı Kerim duruyordu. Durumu haber alan Hüseyin Avni Paşa kayığına atlayarak 20 dakika gibi bir sürede olay yerine ulaşır ve Sultan Abdülaziz'in cansız bedenini olay yerinden uzaklaştırır. Cenazenin otopsisi yapılması için Dr. Marko Paşa olay yerine gelen ilk doktorlardandır. Detaylı bir inceleme yapılmadan Hüseyin Avni Paşa'nın isteği doğrultusunda bir rapor hazırlanır. Raporda imzası olan 19 doktordan yalnızca bir kaçı Abdülaziz'in kesik bileklerini inceleme fırsatı bulduğu söylenebilir. Cenazeyi görmeden rapora imza atmayan bazı doktorların¸ Serasker Hüseyin Avni Paşa tarafından rütbelerinin söküldüğü belgelerle sabittir. Rapor birçok açıdan yanlışlıklarla dolu olmasına rağmen¸ kesinlik belirten bir intihar vakası olduğuna dair bir cümle de yer almamıştır. Birçok adlî tıp uzmanı bir kişinin iki bileğini kesme ihtimalinin olmadığı görüşünde birleşmiştir.


 II. Abdülhamid döneminde kurulan Yıldız Mahkemesi sorgularında ve sonuçlarında bu vakanın intihar vakası olmadığı¸ aksine bizzat cinayet olduğu ispatlanmıştır. Feriye Sarayı'nda göreve başlayan üç bahçıvan Cezayirli Mustafa Pehlivan¸ Yozgatlı Pehlivan Mustafa Çavuş ve Boyabatlı Hacı Mehmet Pehlivan Çavuş;  Hüseyin Avni Paşa tarafından görevlendirilmişler ve Sultan Abdülaziz'in katilleri olduğu mahkeme kararlarıyla sabitlenmiştir. Sultan Abdülaziz'in çıplak bedenini görebilen Sultan Ahmet Camii vaizi ve başimamı Ömer Efendidir. Ömer Efendi padişahın cenazesini yıkamış ve Abdülaziz'in kalbi üzerinde mor ve büyük bir leke olduğunu yeminle beyan etmiştir. Mahkemede teşhir edilen padişahın hırkasının kalbin üzerine isabet eden kısmındaki delik ise meseleyi daha da ciddi bir konuma getirmiştir. İşte bu ifade olayın cinayet olduğu şüphesini daha da kuvvetlendirmiştir. Olayın bir intihar değil cinayet olduğunun anlaşılması ise II. Abdülhamid döneminde kurulan Yıldız Mahkemesi sonucunda ortaya çıkacaktır. [8]


İntikamın Alınması


 Sultan Abdülaziz ve ailesi saraydan kayıklarla Topkapı Sarayı'na götürülürken padişahın hanımlarından Neş'erek Kadın Efendi'nin omzundaki şal da çekilmiş ve geri verilmemişti. Sağanak yağmurlu bir havada bu muameleye maruz kalan Neş'erek Kadın  Efendi¸ daha sonra rahatsızlanarak Abdülaziz'den bir hafta sonra vefat etmiştir. Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesi¸ ardından katledilmesi ve Neş'erek Kadın Efendi'nin vefatı dönülmez intikam hislerinin oluşmasına neden olmuştu. İntikam fikrindeki kimse Abdülaziz'in kayın biraderi olan Neş'erek Sultan'ın kardeşi Çerkez Hasan Bey'dir. Bu olaylara sebep olan darbeci paşalar ve diğer askerlere karşı intikam duygusuyla 15Haziran 1876 günü Mithat Paşa'nın konağını basmaya karar verir. Konakta toplantı yapılmaktadır. Toplantıya Mithat Paşa başta olmak üzere toplam13 kişi katılmıştı. Konağa silahla baskın yapan Çerkez Hasan¸ Hüseyin Avni Paşa ve Raşid Paşa olmak üzere 5 kişiyi öldürmüş 10 a yakın kişiyi de yaralamıştır. Kendisi ise 17 Haziran 1876 günü sabah namazından sonra Bayezid Meydanındaki Serasker Kapısı'nın önündeki dut ağacına asılarak idam edilmiştir. Cesedi iki gün teşhir edildikten sonra Edirnekapı Mezarlığına defnedilmiştir. Korkusuzca hareket etmiş¸ hunharca öldürülen kayınbiraderi¸ Abdulaziz Han'ın öcünü almış sonra da direnmeyerek teslim olup idam edilmiştir. Abdülhamid Han tahta geçince Çerkez Hasan'a bir mezar yaptırıp kitabesini yazdırmıştır.[9]






[1]Nejdet Gök¸ Mütercim Halim Efendi'nin Notları Çerçevesinde Sultan Abdülaziz'in Avrupa Seyahati ve Sonuçları¸ Uluslararası Tarih ve Sosyal Araştırmalar Dergisi¸ 2012¸ Ş 7



[2]Cemal  Kutay¸ Avrupa'da Sultan Aziz¸  Şile Matbaası. İstanbul 1970.



[3] Yılmaz Öztuna¸ Büyük Türkiye Tarihi C.7¸ Ötüken Yayınevi¸ İstanbul 1978.



[4] Yılmaz Öztuna¸ Bir Darbenin Anatomisi¸ Babıali Kültür Yay. ¸ İstanbul 2010.



[5]Abdullah Özkan¸ Osmanlı Tarihi¸ Boyut Yay. ¸İstanbul 2009.



[6] Yılmaz Öztuna¸ Bir Darbenin Anatomisi¸ Babıali Kültür Yay. ¸ İstanbul 2010.



[7] İsmail Hakkı Uzunçarşılı¸ Sultan Abdülaziz Vak'asına Dair Vakanüvüs Lütfi Efendi'nin Bir Risalesi¸ C.LI¸ 1943.



[8] Ramazan Balcı¸ Beyaz Atlının Ölümü Sultan Abdülaziz. Nesil Yay. İstanbul 2007.



[9] Aziz Üstel¸ Abdulaziz Han'ın öcünü alan Çerkez Hasan Bey¸ TIMETURK¸ 31 Mayıs 2012.

Sayfayı Paylaş