KÜTÜPHANELER ŞEHRİN BEYNİDİR

Somuncu Baba

Hiç unutmam¸ bundan elli yıl kadar önce bir akrabam aradığı kitabı alabilmek için at arabasıyla tam 40 km. ötedeki bir köye gitmiş¸ kitabı bulunca da sevincinden neredeyse uçacak hale gelmişti. Kitabın parasının onun için hiçbir önemi yoktu. Önemli olan o kitabı elde edebilmekti. Benim çocuksu dünyamda bu davranışın çok büyük bir etkisi olmuştur. Ders kitaplarının dışında kitapların varlığını öylece tanımış ve önemini kavramıştım. Onun için de şehre okumaya gelince her hafta düzenli kitaplar satın almaya başladım. Bu alışkanlığım sigara tiryakiliği gibi bir şey oldu. Halen her çarşıya çıkışımd

Şehirler hafızalarını neyle oluştururlar? Tarihe bakıyoruz¸ kitaba kütüphaneye önem veren milletler kalkınmada daha sağlıklı bir yol izlemişlerdir. Çünkü kitaplar ortak değerlerin harmanlandığı tek alanlardır.


Siz kitabı yazarsınız¸ kitabı yazıp bastırasıya kadar o bilgilerin tamamı hususiliğini korur¸ size aittir¸ sizin tasarrufunuzdadır. Yayınladığınız zaman o artık okuyucunuzla paylaş- tığınız bir ortak değere dönüşür.


Hiç unutmam¸ bundan elli yıl kadar önce bir akrabam aradığı kitabı alabilmek için at arabasıyla tam 40 km. ötedeki bir köye gitmiş¸ kitabı bulunca da sevincinden neredeyse uçacak hale gelmişti. Kitabın parasının onun için hiçbir önemi yoktu. Önemli olan o kitabı elde edebilmekti. Benim çocuksu dünyamda bu davranışın çok büyük bir etkisi olmuştur. Ders kitaplarının dışında kitapların varlığını öylece tanımış ve önemini kavramıştım. Onun için de şehre okumaya gelince her hafta düzenli kitaplar satın almaya başladım. Bu alışkanlığım sigara tiryakiliği gibi bir şey oldu. Halen her çarşıya çıkışımda eve yiyecek bir şey almayabilirim¸ ama mutlaka bir kitap poşetiyle dönerim.


Bugün bu ülkede kitap insanların öncelikli tercihlerinin sıralamasında 180. sıraya kadar düşmüşse işin vahametinin boyutları çok iyi anlaşılacaktır herhalde. Bunda devletin kitap ve kütüphane politikasındaki affedilmeyecek yanlış uygulamalar olmasının payı büyüktür.


Şehirlerin Kimliği


Bakınız şehirlerin kimliğinin iyi anlaşılması bakımından kitabı belirleyici faktör olarak görenler tarihin o kilitlenen raflarından bizlere neleri naklediyorlar:


“Bağdat'ta ilk kâğıt fabrikası 800 yılında kuruldu. Batı¸ kâğıdı Müslümanlardan dört yüzyıl sonra öğrenecekti. O sırada kütüphaneler bütün İslâm dünyasına yayılmış bulunuyordu. Halife el-Me'mun'un 815'te Bağdat'ta 'Dârü'l-Hikme' adıyla kurduğu kültür yuvasının kütüphanesinde bir milyon kitap vardı. 10. yüzyılda Necef gibi küçük bir şehir¸ 40 bin kitaba sahipti. Meraga Observatuvarı'nm direktörü Nasreddin Tusî'¸ 400 bin ciltlik bir kütüphaneyi meydana getirmişti. Hâlbuki aynı tarihten 400 yıl sonra Fransa Kralı Charles le Sage yani 'Bilgili Şarl' sadece 900 kitap toplayabilmişti. Ancak tarihte hiç kimse bu konuda Kahire Halifesi El Aziz'le boy ölçüşemeyecektir. Zira bu insan¸ 6 bini matematik ve 18 bini felsefe kitabı olmak üzere 1 milyon 600 bin ciltlik bir kütüphane kurmuştu. Müslümanlar evrensel kültüre en zengin malzemeyi kendi imanlarıyla getirdiler. Avrupa'da bilimsel duraklamanın başlıca sebebi¸ tabiatı Tanrı'dan ayrı düşünmek ve O'na sırt çevirmektir. Hristiyanlığın bu katı görüşleri her türlü araştırma ve incelemeyi reddeder ve hatta kilisenin iktidar sahibi olduğu günlerde her şeyi yakıp yıkarken Hıristiyan din adamları bilim adına en ufak bir kıpırdanışı dahi 'putperestlik' ve 'kâfirlik'le suçluyorlardı. 391'de Patrik Theophile¸ İmparator Theodos'tan en son büyük akademi olan Serapeion'u kapatmasını ve muazzam kütüphanesini yakmasını istemişti. 600'de Roma'da Auguste tarafından kurulmuş olan saray kütüphanesi yakıldı. Klasiklerin okunması ve matematik ilminin incelenmesi yasaklandı. Büyük İskenderiye Kütüphanesine gelince¸ Arap fetihlerinden beş asır sonra Haçlıların yobazlığını beslemek amacıyla¸ bu kütüphanenin vaktiyle Ömer tarafından yakılmış olduğunu Hıristiyanlar ortalığa yaymışlardı. Hâlbuki Araplar 640'ta şehre girdiklerinde İskenderiye Umumi Kütüphanesi çoktan dağılmış bulunuyordu. Batı'da kitaplara karşı saldırı 16. yüzyılda Arapların İspanya'dan çıkarılmalarıyla en yüksek noktasına ulaşmış ve denizlerin ötesine aşarak Amerika'ya varmıştı. Meksika'da piskopos Diege de Landa¸ Mayalar tarafından yazılmış bütün kitapları yaktırmış¸ böylece insanlığın çok eski ve çok zengin bir uygarlığına ait bütün kaynaklar yok olmuştu. Batı geleneği içinde Leonardo de Vinci gibi pek az evrensel deha vardır. Hâlbuki İslâm'da el-Kindi'den Râzi'ye¸ el-Biruni'den İbn-i Sina'ya ve daha pek çoklarına kadar uzanan bir deha 'bölüğü' vardır. Bu kişiler¸ tıp¸ matematik¸ din bilimi¸ coğrafya dallarında büyük yaratıcı zekâ sahipleri olduğu gibi¸ aynı zamanda matematikçi Ömer Hayyam¸ filozof İbn-i Arabî veya müzik çalışmalarıyla da tanınan büyük Râzî gibi çoğu zaman şiirleriyle de ün kazanmış insanlardı. Paris veOxford gibi Avrupa üniversiteleri bir veya iki yüzyıl arayla hepsi Müslüman modeli üzerine kurulmuş eğitim merkezleriydi.”


Nadir ve Değerli Kitaplardan Oluşan Bir Koleksiyon


Aynı görüşü Garaudy'le birlikte paylaşan bilim adamı oldukça fazladır. Edward Said¸ Dr. SigridHunke¸ Voltaire¸ Barthold¸ Arnold ve daha birçokları bunu anlatırlar. Biz burada ilginç olması bakımından Hunke'den kısa bir alıntı yapmak istiyoruz:


“Bugünkü gibi rotatiflerde basılmayan kitapların elle yazılması aylar veya yıllar sürüyordu. Şimdi gibi ucuz da değildi. Buna rağmen Vezir el-Muhallebi ölünce arkasında 117 bin cilt kitap bıraktı. Genç meslektaşı İbn-i Abbad'ın 206 bin cilt kitabı vardı. Kurtuba halifesinin 6 bin 500 cildi matematik¸ 18 bin cildi felsefe olmak üzere toplam 1 milyon 600 bin ciltlik kütüphanesi vardı. Onlarda (Müslümanlarda) kitap sevgisi âlimlere has değildi. Büyük devlet adamından kömürcüye¸ şehrin kadısından müezzinine varıncaya kadar tahsil gören her şahış kitapçıların devamlı müşterisiydi. 10. yüzyılda¸ özel bir kişinin kitaplığında ortalama olarak bulunan kitap sayısı¸ o zamanki Batı'nın bütün kütüp­hanelerinde bulunanların toplamından fazlaydı. Nadir ve değerli kitaplardan oluşan bir koleksiyona sahip bulunmayan bir kimse zengin sayılmıyordu.”


Biz¸ burada anlatılan Hıristiyan yöneticilerin fanatizminin peşinde değiliz. Onlar¸ zaten bu kitap gerçeğine ulaşmış olsalardı¸ Hıristiyanlık bu kadar geri kalmazdı. Biz¸ Batılı bilim adamlarının Batılının kıyımından söz ederken Müslüman halkın kitaba verdiği öneme dikkatimizi çekiyorlar. Önemli olan burasıdır. O asrın şehirlerini süsleyen özel kütüphanelerin bile bugün devletin himayesinde il kütüphanelerinden çok daha fazla esere sahip olması aydınlanma çağında biz Müslümanların başarısını göstermektedir. Altını çizmek istediğimiz cümle her şeyin özetini vermekte ve hatta günümüzün fakirliğinin de ipuçlarını ortaya koymaktadır: “10. yüzyılda¸ özel bir kişinin kitaplığında ortalama olarak bulunan kitap sayısı¸ o zamanki Batı'nın bütün kütüphanelerinde bulunanların toplamından fazlaydı.” Şimdi Günümüze bakalım isterseniz:


Türkiye Yayıncılar Birliği¸ 2009'un basılan kitap rakam­larını alınan bandroller üzerinden hesaplamış. Ülkemizde o yıl tam 354 milyon adet kitap basılmış. Buna 210 milyon dolayında da korsan baskı ilave ediliyor. Böylece bizde ortalama 560 milyon adet kitap basılmış oluyor. Bunun sonucu olarak da kişi başına 7.7kitap düşüyor. Rakam çok iyi. Ancak meselenin esas düşündüren¸ hatta bana göre kahreden tarafı¸ düşen kitabın değil¸ okunan kitabın oranıdır: Bu da şöyle açıklanmış: Yılda bir Japon 25¸ bir İsveçli 7¸ bir Fransız 6 kitap okurken¸ Türkiye'de bu¸ 6 kişide bir kitaba düşüyor (Buna kişi başına on yılda 1 kitap da diyebiliriz). Türkiye¸ kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkelerinin gerisinde kalmış durumda. Japonya'da toplumun yüzde 14'ü¸ Amerika'da yüzde 12'si¸ İngiltere ve Fransa'da yüzde 21'i düzenli kitap okurken¸ Türkiye'de yalnızca on binde 1 kişi kitap okuyor. Nüfusu 7 milyon olan Azerbaycan'da kitaplar ortalama 100 bin tirajla basılırken¸ 71 milyon nüfuslu Türkiye'de bu rakam 2-3 bin civarında kalıyor. Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporunda kitap okuma sıralamasında¸ Türkiye 86. sırada yer alıyor. Şehrin ve şehirlinin aydınlık penceresi işte bu!


Şehirleri binalarla donatıp süsleyenler¸ geniş caddeler¸ lüks otomobillerle konfor merkezi haline dönüştürenler kafamızı doldu­ramıyorsa neye yarar ki?

Sayfayı Paylaş