BÜTÜN AYRINTILARI VE TEK TEK HER ŞEYİN SAYISINI TAM OLARAK BİLEN: EL-MUHSÎ

Somuncu Baba

"Rabbimizin el-Muhsî ismi¸ O'nun el-Âlim ismiyle birlikte düşünülmelidir. O'nun ilmi
her şeyi kuşatmıştır. Fakat ilim¸ bilinenleri tek tek sayması ve onları ihâta etmesi
bakımından mâlûmâta izâfe edildiği takdirde ihsâ/sayma adını alır."

El-Muhsî; "saymak¸ miktarını bilmek¸ bir şeyde iz bırakmak¸ menetmek¸ ezberleyip kavramak" mânâsındaki "ihsâ" kökünden ism-i fâil olup¸ "sayıp ayrıntılarıyla tespit eden" demektir. Esmâ-i hüsnâdan biri olup "gizli ve aşikâr her şeyi tek tek¸ bütün ayrıntılarıyla bilen¸ sayan¸ anlayan" anlamına gelir. El-Muhsî¸ ünlü muhaddis Tirmizî'nin¸  esmâü'l-hüsnâ ile ilgili rivâyetinde geçmektedir.[1]


Yüce Allah'ın güzel bir ismi olan Muhsî terim olarak; insanın "inanç¸ söz¸ amel¸ fiil ve davranışlarını¸ varlıkta olup biten her şeyin miktarını¸ sayısını bilen ve bunları koruyan¸ kollayan" demektir. Bu bağlamda muhsî oluş¸ ulûhiyetin nitelik ve kemâlindendir.


Kur'an-ı Kerim'de Allah'ın el-Muhsî ismi¸ "saymak" mânâsına gelen  "ihsâ" fiili ile birlikte kullanılmıştır:


"Göklerdeki ve yerlerdeki herkes Rahmân'a kul olarak gelecektir. Andolsun¸ Allah onları ilmiyle kuşatmış ve tek tek saymıştır. Onlar(ın her biri) kıyâmet günü O'na tek başına gelecektir."[2]


Bu âyette tam bir tevhid dersi verilmektedir. Cahiliye döneminde müşriklerin¸ "Melekler Allah'ın kızlarıdır."; Mûsevilerin "Üzeyir Allah'ın oğludur." ve Hıristiyanların "İsa Allah'ın oğludur." gibi inançları çürütülmektedir. Yüce Allah¸ ulûhiyetinde de tektir. Hiç kimse O'nun ulûhiyetinden zerre miktarı bir parça taşımaz. Bunu iddia etmek¸ şirktir.


 


O¸ Dilediği Şekilde Hükmeder


Öte yandan¸ erkeği¸ dişisi¸ küçük ve büyüğü ile yarattığından kıyâmet gününe kadar onların sayısını en iyi bilen Allah'tır.  "Hepsi kıyâmet günü O'na tek olarak gelecektir." Çünkü biz¸ tek başımıza dünyaya geldik¸ tek olarak ve tek başımıza O'nun huzuruna gideceğiz. Yoldaşımız¸  sadece amellerimiz olacaktır.  O'nun herhangi bir yardımcısı yoktur.  Tek ve ortağı olmayan Allah'tan başka koruyup esirgeyen bir başka varlık da yoktur.  Yaratıkları hakkında tasarruf yetkisi O'na aittir. O¸ dilediği şekilde hükmedecektir. Zerre ağırlığı haksızlık etmeyen âdildir¸  O. Elbette hiç kimseye haksızlık yapmaz.


 Rabbimizin el-Muhsî ismi¸ O'nun el-Âlim ismiyle birlikte düşünülmelidir. O'nun ilmi her şeyi kuşatmıştır. Fakat ilim¸ bilinenleri tek tek sayması ve onları ihâta etmesi bakımından mâlûmâta izâfe edildiği takdirde ihsâ/sayma adını alır. Bu anlamda mutlak muhsî¸ ilminde her mâlûmun sınırı¸ sayısı ve miktarı aşikâr olan zattır. Bu ilâhî zât da ancak Allah'tır. İnsana gelince¸ her ne kadar Allah'ın ilminin bir tecellîsi olan ilmi ile mâlûmâtın bir kısmını sayabilirse de çoğunu saymaktan âcizdir. İnsanın ilmi¸ denize nisbetle bir damla nisbetinde bile değildir. Dolayısıyla¸ insan haddini bilmeli¸ Allah'ın engin ilmi karşısında kendisinin ilminin izâfî olduğunu anlamalı ve O'nun ilmine teslim olmalıdır.


Bir başka âyette¸ yüce Allah'ın el-Muhsî isminin daha açık ve net olarak varlıkta nasıl tecellî edeceği ifade edilmektedir:


"(Kıyâmet) günü Allah onların hepsini diriltir ve onlara yaptıklarını haber verir. Allah onların yaptıklarını sayıp zapt etmiştir. Onlar ise unutmuşlardır. Allah her şeye şâhittir."[3]


İslâm¸ insana yüklediği bütün fiilleri¸ âhirette Allah'a hesap verme inancı üzerine kurmuştur. Âhiret inancı var olduğu sürece¸ insan hayatına bir disiplin egemen olur. Bunun sonucu olarak; hak-hukuk¸ adalet ve hakkâniyet¸ helâl ve haram duyarlılığı gözetilir. Her Müslüman kendi hayatının geçici olduğunu bildiği gibi¸ Allah'ın dışında var olan her şeyin fânî olduğunu da bilir. Bu dünya hayatı geçicidir. Kıyâmet adı verilen bir gerçeklik vardır. Her şeyin bir sonu olduğu gibi bu dünyanın da bir sonu olacaktır.


 Kıyâmet¸ kâinat nizâmının bozulması ve her şeyin alt-üst olmasıdır. Kıyâmetin ne zaman olacağı konusunda bize bilgi verilmemiştir. Onun bilgisi Yüce Allah'ın katındadır.[4] Önemli olan kıyâmetin ne zaman olacağı değil¸ kıyâmet için hazırlık yapılıp yapılmadığıdır. Bu bağlamda insan büyük kıyâmetten önce küçük kıyâmet olan kendi kıyâmetini düşünmelidir. Her insanın bu dünyadaki yaşama süresinin sona ermesine "küçük kıyâmet" denilmektedir. Bu hususta Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ "Ölen kimsenin kıyâmeti kopmuştur." buyurur. Onun için Hz. Peygamber (s.a.v.)¸  kendisine¸ "Kıyâmet ne zaman?" diye sorana: "Onun için ne hazırladın?" sorusuyla karşılık vermiştir.[5] Asıl insan¸ kendi kıyâmeti kopmadan ona hazırlık yapmalıdır.


İsrâfil (a.s)'ın ikinci sûra üflemesiyle birlikte kabirlerden diriliş gerçekleşecek ve herkes hesap vermek üzere Allah'ın huzuruna gidecektir. Artık amel defterleri açılacak ve herkese yaptıkları gösterilecektir.[6]  Hesap ve cezâ olmadığına inanan bazı kimseler¸ dünya hayatında işledikleri suçları unutmuşlarken¸ Allah bu suçları onların amel defterlerine önceden tek tek kaydettirdiği için zaptetmiş ve mahkeme-i kübrâda önlerine getirip koyacaktır. Yüce Allah her şeyden haberdar ve her şeyi görmektedir. Hiçbir şey O'na gizli değildir.


 


Unutmak Bir Eksikliktir ve İnsana Mahsustur


 


Her insan¸ bu varlık âleminde hiçbir şeyin başıboş olmadığını bilmeli¸ Allah'a kolay bir şekilde hesap verebileceği işler yapmalıdır. Unutmak bir eksikliktir ve insana mahsustur; Allah için düşünülemez. Kaldı ki¸ O'nun ilmi her şeyi kuşattığı için insanın yapıp-ettikleri tek tek sayılarak kayıtlara geçilecek¸ kıyâmet günü de şunları yaptın diye tek tek sayılıp dökümü insanın önüne konacaktır. Allah¸ varlık düzeninde olup-biten her şeyden haberdardır. Yerde ve gökte hiçbir şey O'na gizli ve kapalı değildir. Bu konuda Yüce Allah¸ insanların akıllarına şöyle seslenir:


 "Göklerde olanları da¸ yerde olanları da Allah'ın bildiğini bilmez misin? Üç kişinin gizli bulunduğu yerde dördüncü mutlaka O'dur; beş kişinin gizli bulunduğu yerde altıncıları mutlaka O'dur; bunlardan az veya çok¸ ne olursa olsunlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar¸ mutlak onlarla beraberdir. Sonra¸ kıyâmet günü¸ işlediklerini onlara haber verir. Doğrusu Allah her şeyi bilendir."[7]


Her insan şunu bilmelidir. "Allah bize şahdamarımızdan daha yakındır."[8]  Bizim zâhirimizdekileri bildiği gibi bâtınımızdakileri de bilir. Çünkü O¸ ez-Zâhir ve el-Bâtın'dır. Bizim gizli ve açık yaptığımız işler O'na gizli değildir. O¸ küllîleri de bilir¸ cüz'îleri de bilir. Kâinattaki hiçbir şey kendisine gizli kalmaz. Nitekim şu âyette de kıyâmet gününde herkesin yaptıklarının tek tek yüzlerine okunup bir bir sayılacağı anlatılmaktadır:


"Biz ölüleri diriltiriz¸ yaptıklarını ve bıraktıkları eserleri yazarız. Biz her şeyi apaçık bir kitapta (levh-i mahfuzda) sayıp kaydetmişizdir."[9] Yine bir başka âyette de: "Biz her şeyi bir apaçık kitapta yazıp saymışızdır."[10] buyrulmaktadır. Bütün bu âyetlerden biz Yüce Allah'ın el-Muhsî vasfının ne anlama geldiğini anlıyoruz. O halde O'nun el-Muhsî vasfı; Allah'ın ilminin nihâyetsiz olduğunu¸ dolayısıyla¸ O'nun bütün yaratıklarını¸ onların iyi-kötü¸ günah-sevap¸ iman-küfür cinsinden yaptıklarını¸ geride faydalı ve zararlı ne varsa bıraktığı eserleri¸ ağızlarından çıkan sözleri bildiğini ve gördüğünü¸ onların hepsini birbir bir kitapta kaydederek sakladığını¸ kıyâmette bunları ortaya çıkaracağını ifade eder. İşte kıyâmet gününde O sahne Kur'an-ı Kerim'de  şöyle anlatılır:


"Kitap ortaya konur. Suçluları¸ kitabın içindekilerden korkuya kapılmış görürsün. ‘Eyvah bize! Bu nasıl bir kitaptır ki¸ küçük büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!' derler. Onlar bütün yaptıklarını karşılarında bulurlar. Senin Rabbin hiç kimseye zulmetmez."[11]


Her Müslüman Yüce Allah'ın el-Muhsî isminden ahlâkî anlamda sonuçlar çıkarmalıdır. Bu sonuçların başında¸ bu dünyaya Allah'a kulluk için geldiğimizi idrak etmek gelir. Zira başıboş olarak yaratılmadık. Bu âlemde her bir varlığın kozmik sistemde bir görevi vardır. Herkes kendisine düşen görevi¸ ilâhî kanunlar çerçevesinde yerine getirmelidir. Sınırlı olan ömrümüzü tüketirken¸ O'na iman ederken ve amel yaparken¸  Allah'ı görüyormuş gibi hareket etmeliyiz. Bir gün yaptıklarımızdan hesaba çekileceğiz. Allah'ın ilminde hiçbir şey gizli kalmaz¸ tek tek hayatımız kayıtlara geçmektedir. Biz yaptıklarımızı unutabiliriz ama ilâhî kudret asla unutmaz.


Ne mutlu¸ alnının akıyla Allah'ın huzuruna çıkacaklara!..


Ne mutlu Allah'ın huzurunda hesabı kolay olanlara!..


 






[1] Tirmizî "Deavât" 83.



[2] 19/Meryem¸ 93-94).



[3] 58/Mücâdele¸ 6.



[4] Bkz. 7/A'râf¸ 187.



[5] Ahmed b. Hanbel¸ Müsned¸ III¸ 192¸ 202.



[6] 99/Zilzâl¸ 6.



[7] 58/Mücâdele¸ 7.



[8] 50/Kaf¸ 16.



[9] 36/Yâsîn¸ 12.



[10] 78/Nebe'¸ 29.



[11] 18/Kehf¸ 49.

Sayfayı Paylaş