ÖNE GEÇİREN VE GERİYE BIRAKAN: EL-MUKADDİM-EL-MUAHHİR

Somuncu Baba

"İnsan¸ nasıl ki doğarken kendi irâdesiyle doğmamışsa¸ bu hayatta yaşaması
gereken ömrünü bitirip giderken de kendi irâdesiyle gitmeyecektir. Ölümü ve
dirimi yaratan Allah'tır."

El-Mukkadim¸ "öne geçiren¸ öne alan"; el-Muahhir ise¸ "geriye bırakan¸ erteleyen" anlamlarına gelir. Her iki isim¸ Yüce Allah'ın en güzel isimlerindendir. Bu iki güzel isim¸  Tirmizî'nin esmâ-i hüsnâ rivâyetinde yer almış olup¸ diğer hadis metinlerinde Allah'a izâfe edilmiştir. El-Mukaddim ve el-Muahhir isimleri Hz. Peygamber (s.a.v.)'in namazda teşehhüd ile selâm arasında okuduğu dualarından birisinde şöyle geçmektedir:


 "Allâhümmağfirlî mâ kaddemtü¸ vemâ ahhartü¸ vemâ esrartü¸ vemâ a‘lentü¸ vemâ esraftü¸ vemâ ente a‘lemü bihî minnî¸ ente'l-mukaddimü ve ente'l-muahhir¸ lâ ilâhe illâ ente."


"Allah'ım! Şimdiye kadar yaptığım¸ bundan sonra yapacağım¸ gizlediğim ve açığa vurduğum¸ ölçüsüz bir şekilde işlediğim ve benden daha iyi bildiğin günahlarımı affeyle! Öne geçiren de Sen¸ geride bırakan da Sensin. Senden başka ilâh yoktur."[1]


Bu iki ilâhî ismin¸ tabiatın kuruluş ve işleyişinde tecellîsi görülebileceği gibi¸  insanın mânevî hayatında da tesirleri görülebilir. Elbette maddî ve mânevî hayatın gelişme göstermesinde insanın çaba sarf etmesi kadar Yüce Allah'ın müdâhalesinin önemi büyüktür. Öne geçiren de Yüce Allah¸ geride bırakan da O'dur. İnsan¸ salt ameline ve çalışmasına güvenmemelidir. Yaptığı işlerden Allah'ı müstağnî görmemelidir. Hiçbirimiz salt amellerimizle cennete giremeyeceğiz. Amellerle birlikte O'nun ilâhî inâyeti¸ lutfu¸ yardımı ve tevfîki ile cennete gireceğiz. Şu âyette bu konuya işaret edilir: "Şüphesiz kendileri için tarafımızdan en güzel mükâfat hazırlanmış olanlar var ya; işte bunlar cehennemden uzaklaştırılmışlardır."[2] Görüldüğü gibi bu âyette¸ Allah'ın yardımıyla önden giden kullar¸ cehennemden uzaklaştırılarak cennete kavuşturulmuştur.


Nihâî Takdîr¸ Yüce Allah'a Aittir


İnsan¸ nasıl ki doğarken kendi irâdesiyle doğmamışsa¸ bu hayatta yaşaması gereken ömrünü bitirip giderken de kendi irâdesiyle gitmeyecektir. Ölümü ve dirimi yaratan Allah'tır. Dolayısıyla bütün mahlukatın ecelini de belirleyen ve tayin eden O'dur. İslâm kelâmcılarının ‘kader-i mübrem' konusu içinde saydıkları ecel konusu¸ insanın irâdesinin dışındadır. Bu konuda insanın ecelini öne alma ya da geri bırakma gibi bir özgürlüğü yoktur.  Nihâî takdîr¸ Yüce Allah'a aittir. İnsanın eceliyle ilgili karar verecek olan da el-Mukaddim ve el-Muahhir olan Allah'tır. Kur'an-ı Kerim'de bu husus şöyle beyan edilir: "De ki: Sizin için belirlenen bir gün vardır ki¸ ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz¸ ne de ileri geçebilirsiniz."[3]


Şer'î açıdan¸ öne geçirme ve geri bırakma¸ Allah'ın fiili ve takdîriyledir. O¸ kullarının yararı için bazı hükümleri¸ diğer hükümlere takdîm etmiştir. Bütün peygamberlerin diğer insanlara üstünlüğü¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'in diğer bütün peygamberlere üstünlüğü¸ ulü'l-azm peygamberlerin diğer peygamberlere üstünlüğü buna örnek olarak gösterilebilir. Yine O¸ sâlih insanı¸ fâsıka; âlimi câhile; itâat edeni âsiye; sâlih ameli mâsiyete üstün kılmıştır. O¸ dilediğini öne geçirir¸ dilediğini geriye bırakır. O'nun¸ kullarını günahları sebebiyle hemen cezâlandırmayıp geriye bırakması da el-Muahhir isminin bir tecellîsidir. Şu âyette açıklandığı gibi: "Eğer Allah¸ insanları zulümleri yüzünden hemen cezâlandırsaydı¸ yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler¸ ne de öne geçebilirler."[4]


Allah Katında Önde Olanlar Kimlerdir?


Kur'an-ı Kerim'de¸ kendilerine nimet verilen kimseler sayılırken¸ bu kişilere atıflarda bulunulmaktadır. Bu bağlamda Allah'a en yakın olanlar; peygamberler¸ sıddîklar¸ şehidler ve salihlerdir.[5] Öyleyse bir Müslüman Allah'a yakın olmak istiyorsa¸ her birisi mukarrebûndan olan bu kimselerin ahlâk-ı hamîdelerini örnek almalı ve onların yolundan gitmelidir. İmam Gazâlî'nin dediği gibi¸ bu sınıfta her bir geride kalan¸ bir önündekine göre geride bırakılmış¸ bir gerisindekine nazaran da takdîm edilmiş¸ öne geçirilmiştir. Şanı yüce olan Allah¸ hem takdîm eder¸ hem de te'hîr eder.


Dünya hayatı bir yarış pistine benziyor. Herkes bu pistte koşuyor. Kimi geride kalıyor¸ kimi bu yarışta öne geçiyor. Kimileri¸ Müslümanlığının kalitesini artırmak¸ cennette daha yüksek makamlara ulaşmak adına yarışıyor. Kimileri de¸ servetine servet katmak¸ kariyerini daha da yükseltmek¸ daha çok kazanmak¸ daha çok şöhret elde etmek¸ daha çok alkış almak gibi niyetlerle koşuyor¸ yarışıyor. Herkesin¸ koşma ve yarışma niyeti farklı farklıdır. Fakat Yüce Allah bizden hayır yolunda koşmamızı istemektedir. Gerçek Müslümanlarda hayra karşı bir istek ve meyil vardır. Zira hayır denen şey¸ öyle bir kenarda durup insanların kendisine doğru gelmesini bekleyen bir şey değildir. İnsanlar istedikleri zaman ona gitsinler¸ selâm versinler¸ hal-hatır sorsunlar¸ böyle bir pozisyona geçiş yoktur¸  İslâm'da. Hayır¸ bazen bir yoksulun doyurulmasıdır. Hayır¸ kimi zaman¸ bir hastanın ziyâret edilmesidir. Yerine göre hayır¸ bir muhtacın ihtiyacının giderilmesidir. Yani hayır¸ Yüce Allah'ın bizden istediği salih bir ameldir. Bu süreklidir¸ ama kişiyle beraberliği sürekli değildir. Onun için Müslüman nerede bir hayırlı iş görürse¸ o işi yerine getirmek adına koşmalıdır. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de¸ "Haydi hep hayırlara koşun¸ yarışın!"[6] buyrulmaktadır. Sahâbe bu imtihanı kazanmıştır. Bu mânâda önden gidenler; Muhâcir ve Ensârdır. Onun için Yüce Allah¸ onlardan hoşnut olmuştur.[7] Bir gün Allah Elçisi Hz. Muhammed (s.a.v.)¸ Uhud Savaşı günlerinde mübârek eline aldıkları bir kılıcı havaya kaldırır. Bunu benden kim almak ister deyince¸ elleri havada olan bütün sahâbelerin her birisi "Ben Ya Rasûlallah!" diye çığlık atarlar. Hepsinde de hayra karşı bir şevk¸ bir heyecan¸ bir coşku¸ bir koşuşturma vardır. Hemen bunun arkasından Allah Elçisinin ikinci cümlesi gelir. "Bunun hakkını vermek üzere bunu benden kim alacak?"  buyurunca¸ hep bir ağızdan sahâbeler¸ ‘Onun hakkı nedir ey Allah'ın Rasûlü?' diye sorarlar. Bunun üzerine Allah Rasûlü Hz. Muhammed (s.a.v.)¸ "Kırılıncaya¸ eğilinceye¸ bükülünceye¸ dökülünceye ve iş göremez hale gelinceye kadar onu düşmana çalmaktır." buyurur. Nihâyetinde bu kılıç¸ Ebu Dücâne'ye nasip olur.


Hayır Yolunda Koşmak


 Bu olaydan bizler şu sonucu çıkarmalıyız. Müslümanlar hayır konusuna yürüyerek değil¸ koşarak gitmelidirler. Çünkü hayırda acele etmek gerekir. Zira hiç unutmayalım ki¸ hayır öyle bir kenarda sizi¸ bizi¸ "aman gelsin" diye  bekleyip durmaz. Meselâ hasta ziyâreti¸ "Eh¸ bir gün gideriz nasıl olsa…" demeye gelmez. Hasta¸ siz geleceksiniz diye bekleyip durmaz ki; ya iyi olup kurtulmuştur¸ ya da Hakk'ın rahmetine kavuşup kurtulmuştur. Yine bir adamın karnı aç¸ "Nasıl olsa bir gün de ben doyururum." dememek gerekir. Gücümüz yetiyorsa hemen doyurmalıyız. Bazen çevremizde¸ "Bir emekli olsam¸ şu camide din anlatacağım¸ bir vakıfta gönüllü olarak çalışacağım¸ bir gazete ya da derginin köşe yazarlığını yapacağım."  diye şartlı konuşanlarımız vardır. Acaba¸ ömrümüzün o günlere vefa edeceğine garantimiz var mıdır? Öyleyse¸ bugün¸ hemen projemiz neyse onu gerçekleştirmeye çalışmalıyız. Yarınlar geç olabilir ve biz geri kalabiliriz. Bir hayrı ihyâ için¸ zaman beklememek gerekir. İçinde bulunduğumuz imkânlar en kötü şartlar altında olsa bile¸ hemen o hayra tâlip olmalıyız. Çünkü her geçen zaman¸ diğer geçen zamana nispetle daha kötü olabilir. Mü'min kimse¸ hayır yolunda yarıştıkça yarışmalıdır. Böyle bir yarış övülmüştür.[8]  Müslümana düşen¸ salih amel yolunda daima önden gitmeli¸ arkaya kalmamalıdır. İşte böyle davranan kimseler ahlâkî anlamda Yüce Allah'ın el-Mukaddim ve el-Muahhir isminin gereğini yapmış olurlar.


 


 






[1] Müslim "Müsâfirîn" 201; "Zikir" 70; Buharî "Teheccüd" 1; Ebu Davud "Salat" 119.



[2] 21/Enbiy⸠101.



[3] 34/Sebe'¸ 30.



[4] 16/Nahl¸ 61.



[5] 4/Nis⸠69.



[6] 2/Bakara¸ 148.



[7] 9/Tevbe¸ 100.



[8] 79/Nâziât¸ 4.

Sayfayı Paylaş