MUTLUKLUKTAN ÖTE BİR SIRRA ERMEK

Somuncu Baba

Bu yaşantıda kimi varoluşçu düşünürlerin ifade ettikleri “hayatın anlamı yoksa¸ ölümün de anlamı yoktur” sözüne paralel olarak¸ tersine bir yaklaşımla¸ hayatın anlamı varsa ölümün de anlamı olacaktır. Bu¸ ölümü yok eden ve aşan ölüm ötesi hayatla¸ bu dünya hayatını birleştirerek ebedileştiren bir anlam olacaktır. Bu anlamlar¸ insanın özünde saklıdır. Çağdaş psikanalist Fromm'un ifadesiyle¸ insanın hayatı boyunca temel görevi de¸ kendi içsel güç ve potansiyellerinin ortaya çıkmasına¸ kısaca "içsel doğum"a gayret etmek ve özünde

İslam düşünce geleneğinde sevgi kavramının belki de en yoğun işlendiği ve somutlaştığı önemli isimlerden biri Yunus Emre'dir. Şiirleriyle anlattığı hissiyatı ve düşünceleriyle¸ bir sevgi medeniyeti olan İslam medeniyetinin insan anlayışını çok güzel bir şekilde mısralara döker.


“Ben gelmedim da'vi için benim işim sevi için


Dostun evi gönüllerdir gönüller yapmaga geldim" [1]


Ona göre mutluluk kavramı¸ sevgi ve özellikle aşk kavramı yanında anlamsız kalır. O¸ dünyevi pek çok nimete eğilim göstermemesinin yanı sıra¸ uhrevi ödül olan cenneti ve onun içindeki nimetleri bile¸ ilahi aşkın vereceği hazzın yanında değerli bulmaz. Bu nedenle onun yaşayarak koyduğu hedef¸ mutluluğun ötesinde bir sırra ermektir. Bunun yolu da¸ sevgi ile yaşayıp¸ Allah aşkını benliğine yerleştirerek¸ tüm yaratılmışları sevebilmektir. Her şeye güzel bakmak¸ güzel görmek ve dünyanın kaygılarını önemsemeyip aldatıcı sevinçleriyle oyalanmamaktır. Bu temel tutum ve davranışlar sonucunda gelinecek üst nokta¸ ona göre "kâmil insan" olmaktır. Kâmil insan (insan-ı kâmil) için¸ sıradan şeyler mutluluk kaynağı olamaz. Ona göre asıl mutluluk¸ insanın kendi gerçekliğinin farkına vararak¸ beşeri benlikten sıyrılıp ilahi benliğe geçişindedir. Bu durumda ideal ben bunu hedefler. Var olan ben¸ bu ideal bene yani ilahi benliğe geçiş uğraşı içinde olur. Çünkü artık mutluluk günübirlik beklentilerin ötesinde bir arayışın konusu olmuştur. Ancak bu bir süreç işi olup¸ yoğun bir algısal ve davranışsal dönüşümün parametrelerini ve ilişkisel boyutlarını barındırır.


Benlik Algısı ve Mutluluk


Yukarıda sözünü ettiğimiz gibi Yunus'un benlik algısı¸ mutluluk anlayışıyla birebir ilişkilidir. Bu bağlamda onun benlik algısı¸ insanın tekil gerçekliğinin ötesine taşar. Bununla birlikte Yunus Emre'de insanın varoluşunun da¸ bir başına anlamı vardır. Bu anlam varoluşsal bir temele dayanır. Sorumluluk temelinde devam edecek olan bir yaşantının belirleyici özüdür. Buna göre¸ söz konusu varoluşsal anlam ve sorumlulukta ilk nokta¸ kendini tanımadır. İşte bütün ilimlerin de ancak bu amaca hizmet ederlerse insanlara katkısı olur. Yunus Emre bu doğrultudaki düşünce ve duygularını şöyle dillendirir:


"İlim ilim bilmekdür/İlim kendün bilmekdür


Sen kendüni bilmezsin/Yâ nice okımakdur" [2]


Bu mısralarda anlatılan temaya göre¸ nesnel gerçekliği anlamaya yarayan ilmin¸ bu bağlamda dünyayı değerli bulan ve yaşantımızda onu işlevsel kılan bir duruma karşılık geldiğini[3] anlamaktayız. İşte bu işlevsel yaşantı alanında kendini bilmek veya kendin olmak¸ sahip olunan insanî potansiyelleri geliştirmektir. Benliğin esaretinden kurtulmak iç huzuruna ulaşmaktır. Böyle yapabilen insan daha yaşarken ölümün anlamını da kavrayacaktır. Yunus'un dediği gibi diri iken ölecek ve ölümü ölümsüzleştirecektir:


 “Al gider benden benliği doldur içüme senliği  


Dirliğünde öldür beni varup anda ölmeyeyin" [4] 


Bu yaşantıda kimi varoluşçu düşünürlerin ifade ettikleri “hayatın anlamı yoksa¸ ölümün de anlamı yoktur” sözüne paralel olarak¸ tersine bir yaklaşımla¸ hayatın anlamı varsa ölümün de anlamı olacaktır. Bu¸ ölümü yok eden ve aşan ölüm ötesi hayatla¸ bu dünya hayatını birleştirerek ebedileştiren bir anlam olacaktır. Bu anlamlar¸ insanın özünde saklıdır. Çağdaş psikanalist Fromm'un ifadesiyle¸ insanın hayatı boyunca temel görevi de¸ kendi içsel güç ve potansiyellerinin ortaya çıkmasına¸ kısaca "içsel doğum"a gayret etmek ve özündeki doğru anlamları yakalayabilmektir. Çünkü insanın özünde kötülük meyli de vardır. Ama eğer insan özgürlüğünü doğru kullanarak iyiliği seçerse¸ sevgi ve adalet güçlerine sahip ve bunları geliştirip kullanabilen bir varlık olacaktır.[5] Aksi halde açgözlü ve ihtiraslarının esiri olmuş bir ilkel varlık¸ bir yamyam ve doğal olarak yırtıcı olabilir. Nitekim Kur'an-ı Kerim de¸ insanın iki yönünden söz ederek¸ insanın ilahi emirler doğrultusunda¸ güzel ve doğru işler yaparsa yaratılmışların en üstünü ve şereflisi; aksi halde ise hayvanlardan daha aşağıda bir varlık olabileceğini ifade eder.


Sonuç olarak Yunus Emre düşüncesinde¸ hayat ve ölümün anlamının¸ sevgi ve aşkın potasında eriyip şekillendiği insanı kemâlâta ulaştıran bir sırların sırrına ermek vardır. İşte bu sır¸ özünde Yaradana yaklaşmakla gerçekleşen öyle bir yaşantıdır ki¸ mutluluk kavramının bile ötesine taşan bir süreci ifade eder. Ne mutlu mutluluktan da öte olan bu sırra erebilme imkânı bulabilenlere!


Doç. Dr.






[1] Yunus Emre¸ Risalat al- Nushiyye ve Divan¸ haz. Abdülbaki Gölpınarlı¸ s. 123; Bursalı¸ a.g.e.¸ s. 164.



[2] Mustafa Necati Bursalı¸ Yunus Emre Hayatı ve Bütün Şiirleri¸ İstanbul¸ 1981¸ s. 103; Tam ve Tekmil Yunus Emre Divanı¸ İstanbul¸ 1954¸ s. 315.



[3] Hüseyin Subhi Erdem¸ "Yunus Emre'de İnsanın Varoluşsal Gerçekliği"¸ X. Uluslar arası Yunus Emre Sevgi Bilgi Şöleni Bildirileri¸ Haz. Erdoğan Boz¸ Eskişehir¸ 2011¸ s. 315.



[4] Bursalı¸ a.g.e.¸ s. 194.



[5] Erich Fromm¸ Sevgi ve Şiddetin Kaynağı¸ çev. Selçuk Budak¸ 4. baskı¸ Ankara¸ 1997¸ ss. 163-165.

Sayfayı Paylaş