KADIN SÛFÎLER

Somuncu Baba

"Râbiatu'l-Adeviyye Allah'a olan sevgisinden dolayı¸
ibadetlere mukâbil cennet beklentisini¸ efendisine
ücret karşılığı hizmet eden bir hizmetçi konumuna
düşmek olarak görmüştür. Yine o nefsânî aşkla ilâhî
aşkı dikkatlice ayırmış ve Allah sevgisine engel olan
her türlü sevgiyi Hakk'a perde olarak görmüştür."

İlk dönem sûfî kadınlara "âbide"¸ "zâhide"¸ "sâliha"¸ "kânita" ve "sâiha" gibi adlar verilmektedir. Bu adlandırmalar Kur'ân-ı Kerim'de mü'min kadınlar için serdedilen sıfatlardır. İslâm tarihi boyunca bu niteliklere sahip kadınlara saygı duyulmaktadır. İslâm toplumlarında Müslüman kadınlar¸ bu vasıftaki hanım sûfîlere imrenmiş ve onları kendilerine örnek almışlardır. Marifet ve irfân sahibi bu kadınları hiç kimse küçük görmemiş¸ hafife almamış¸ tersine herkes onlara hürmet etmiş ve dualarını almak için çalışmıştır. Sülemî Zikru'n-Nisveti'l-Muteabbidâti's-Sûfîyye isimli eserinde¸ İbnu'l-Cevzî Sıfâtu's-Safve isimli eserinde bu zâhidelerin faziletleri¸ meziyetleri¸ ahlakları¸ dindarlıkları hakkında geniş bilgiler vermişlerdir.[1]


Bahsedilen niteliklere sahip sûfî kadınlar¸ hem İslâmiyet'i daha iyi anlamaya çalışıyor¸ hem de dinî hayatı samimi bir şekilde yaşayarak mânevî tecrübe sahibi oluyor¸ zihin ve gönül âlemlerini zenginleştiriyorlardı. İslâmiyet'i uygulayarak ve yaşayarak etrafındakilere sunuyor¸ pek çok kadın ve erkek feyiz almak için onların çevresinde toplanıyor¸ öğütlerini can kulağıyla dinliyor¸ menkıbelerini birbirlerine anlatıyorlardı. Bunlar ilk defa Basra'da¸ Şam'da¸ Bağdat'ta ve Horasan'da görülmüşlerdi.[2]


Sûfî hanımlardan birçoğu evlenmiş¸ çocuk sahibi olmuş¸ iyi bir eş ve aile kadını olarak tanınmış¸ eşini mutlu etmek için elinden geleni yapmıştır. Eşlerine sadâkat kadar¸ eşlerinin hukûkuna riâyette de onların hassas davrandıkları görülmektedir. Öyle ki¸ hamur yoğururken kocasının ölüm haberini alan sûfî bir kadının ellerini hamurdan çekip¸ "Bundan sonra mirasçıların bu hamurda hakları vardır¸ bunu tek başıma sahiplenmem helal olmaz." şuurunda hareket ettiği rivâyet edilmektedir.


Sûfî kadınların bir kısmı melâmî meşrep isimlerdi. Gönüllerine düşen ilâhî muhabbet ateşiyle yanar tutuşurlar¸ ama sermestlik hallerini delilik perdesiyle örterler¸ bu hallerini çevrelerindekilere delilik şeklinde yansıttıklarından halk onları divâne/mecnûne zannederlerdi.


Kaynaklarda bahsedilen sûfî kadınların bir diğer özelliği takva ehli¸ kerâmet ve keşf sahibi olmalarıdır. Bunların her biri bağrı yanık ve içli kadınlardır. Gönüllerinden kopup Hakk'a yükselen samimi duaları¸ niyazları¸ yakarışları ve münacatları bulunmaktadır. Bu tür yakarışlarıyla onlar bütün velilere örnek¸ Allah'a giden yolda rehber olmuşlardır.[3]


İşte böylesi nitelikleri ile tanınan hanım sûfîlerden birkaçını burada ele almak ve değerlendirmek istiyoruz:


1. Râbiatu'l-Adeviyye


Basralı büyük bir Allah dostudur. Hicri 95//705 yılında doğmuş¸185/801 yılında vefat etmiştir. Râbiatü'l-Adeviyye¸ gönlünü dünya varlıklarından arındırmış ve ilâhî tecellîlerle doldurmuş bir Hak dostudur. Râbiatu'l-Adeviyye kutsallığın yalnızlığına bürünmüş¸ ihlâs örtüsü ile örtünmüş¸ aşk ve özlemle tutuşmuş¸ Allah'ın birliğinde yok olmuş¸ herkesin İkinci Lekesiz Meryem diye tanıdığı “İlk zâhidlerin öğretilerine Ben'in yok olduğu aşk unsurunu getiren¸ sûfîliğe de gerçek tasavvuf rengini veren kimse" diye tanınır.[4]


Râbiatu'l-Adeviyye bekârdı.[5] Halktan bir şey de almazdı. Kendisine bir şeyler gönderenleri¸ "Benim dünyalığa ihtiyacım yok." diyerek geri çevirirdi. Yaşı sekseni aşmış olmasına rağmen kimseden yardım almaz kendi kendine yürümeye çalışırdı. Duasını almak¸ öğütlerini dinlemek ve öğrencisi olmak için çevresinde hayranları toplanırdı. Tasavvufta büyük isim yapmış olan Mâlik b. Dînâr (ö.131/748)¸ Rebahü'l-Kaysî (ö.?)¸ Şakîk-i Belhî (ö.194/809) ve Süfyân-ı Servrî (ö.161/777) bunlardan birkaçı idi.


Râbiatu'l-Adeviyye'ye göre tasavvufun esası sevgidir. Onun geliştirdiği tasavvufî hayat¸ sevgi ağırlıklıdır. Allah'ı zâtından dolayı severek dünyadan el-etek çekmek ve yalnız O'nun cemâlini temâşâya gönül vermektir. Bu özelliğinden dolayı Râbiatu'l-Adeviyye¸ sıcak bir aşktan kaynaklanan vuslatı tadan ve Allah aşkına koyulan bir zâhide idi.


Râbiatu'l-Adeviyye Allah'a olan sevgisinden dolayı¸ ibadetlere mukâbil cennet beklentisini¸ efendisine ücret karşılığı hizmet eden bir hizmetçi konumuna düşmek olarak görmüştür.[6] Yine o nefsânî aşkla ilâhî aşkı dikkatlice ayırmış ve Allah sevgisine engel olan her türlü sevgiyi Hakk'a perde olarak görmüştür.[7]


Kısaca Râbiatu'l-Adeviyye yaşantısı¸ ahlakı¸ söylemleri¸ tutum ve davranışları ile kadın sûfîlerin gözdesi olmuş. Hak erenliğinin cinsiyete dayalı değil erdem ve kurbiyete bağlı olduğunu göstermiştir. 


2. Hafsa binti Sîrîn


Sekizinci ve dokuzuncu yüzyıllarda Basra'daki parlak ruhânî kişiliklerden biri olan Hafsa binti Sîrîn¸ en eski rüya yorumcularından Muhammed b. Sîrîn'in kız kardeşidir.[8] Hafsa ibadeti¸ zühdü ve fıkıh bilgisiyle şöhret bulmuş¸ hârikulâde hal ve kerâmetlere sahip bir kadındır.[9] Muhammed b. Sîrîn¸ Kur'ân'la ilgili yorumlar için insanları kız kardeşine yollardı. Kendisi de evliyâdan olan anneleri onları çok büyük bir özenle yetiştirmiştir. Hafsa¸ riyâzet konusunda da son derece yetkin bir kişidir.[10]   


Farz ibadetlerin yerine getirilmesinde tavizsiz davranan Hafsa Hatun¸ müstehapları işlemeyi de âdet edinen ve kendini İslâmî ilimlere vakfetmiş bir kadındır. Hafsa Hatun'un şöyle öğüt verdiği söylenir: "Ey gençler topluluğu! Henüz genç iken nefislerinizi terbiye edin! Zira ben hakikî amelin ancak gençlikte yapılan ameller olduğuna inanıyorum."[11]


3. Nîşâbûrlu Fâtıma


Nîşâbûrlu Fâtıma¸ Ahmed Hadraveyh'in zevcesidir. Zünnûn-ı Mısrî ondan "üstad" diye bahseder. Bâyezîd-i Bestâmî ve Cüneyd-i Bağdâdî¸ onun üst düzey söylemlerine ve yüksek mânevî hallerle hallenmiş olmasına hayranlık duyarlar.[12] Bâyezîd-i Bistâmî şunları söyler: "Ömrümde bir erkek¸ bir kadın gördüm¸ bu kadın Nîşâbûrlu Fâtıma idi. Mânevî yolculuğumda hiçbir menzilden Nîşâbûrlu Fâtıma'ya söz açmadım ki o¸ bu menzile daha evvel varıp onu apaçık görmemiş olsun."[13]


4. Hakîm Tirmizî'nin Eşi


Hakîm Tirmizî'nin hayatı boyunca gerçekleştirdiği tasavvufî deneyimlerinde eşi kendisine önemli ölçüde destek vermiştir. Tirmizî¸ eşinin kendisi ile ilgili gördüğü rüyalara önem vermiş ve bunlardan hareketle tasavvufî makamı hakkında bazı çıkarımlar yapmıştır. Hatta ona göre bu rüyaların en isabetli ve doğru tabirlerini eşi yapmıştır.[14] Bu durum Tirmizî'nin hanımının tasavvufî hayata aşina olup eşi gibi bu hayatın içinde yer aldığına işaret etmektedir. Ayrıca¸ tasavvufî yolculuğunda eşinin Hakîm Tirmîzî'ye destek olmanın yanında onun üzerinde tıpkı annesi gibi yönlendirici bir rol de oynamıştır.[15]


5. Nîşâbûrlu Ayşe


Nîşâbûrlu Ayşe¸ "Yaratandan ötürü yaratılanı sevmek" ilkesindeki sevgi ve hoşgörünün kaynağı olan sûfî bir hanımdır. Onun velâyet çizgisinde insaniyet¸ insan sevgisi ve bütün yaratılmışlara şefkat öncelikli rol oynamaktadır. Ona göre tasavvuf¸ "Allah'ın emirlerine saygı ve bütün yaratıklara şefkattir." [16]


6. Râbiatü'eş-Şâmiyye


Râbiatü'ş-Şâmiyye Ahmed İbn Ebi'l-Havârî'nin eşidir. İbn Ebi'l-Havârî eşinin sahip olduğu mânevî makamdan haberdâr olup kendisine çok hürmet göstermiştir. Karısının faziletleri ve sahip olduğu yüksek vecdi vesîlesiyle saygınlık kazandığını düşünmektedir.


7. Meymûne es-Sevde


Kûfe'de yaşayan sûfîlerden Rebî' İbn Heysem'e yakaza halindeki bir müşâhedesinde¸ cennette kendisine Meymûne es-Sevde adlı bir kadının eş olacağı haberi verilir. Ayıldıktan sonra¸ kadını aramaya gider ve onu bir koyun sürüsünü otlatırken bulur. Üç gün boyunca onu izler. Bu siyahî esir kızın hangi vasıfları sebebiyle¸ çoktan seçkinler zümresine dâhil olduğunu anlamaya çalışır. Hâlbuki Meymûne¸ nafileleri yerine getirmeksizin sadece emrolunan beş vakit namazını eda etmektedir. Takvası sebebiyle daha çok şey uman Rebî' şaşırır. Nihayet gidip kendisine; "Benim gördüğümden başka bir şey yapmaz mısın?"diye sorar. O da "Hayır! Gerek sabah¸ gerek akşam¸ hangi halde olursam olayım. Hakk'ın bana ihsan ettiğinden râzı olup hiçbir şey murad etmemenin dışında¸ başka bir şey yapmıyorum." cevabını verir Rebî' İbn Heytem¸ bu cevaptan memnun kalır. Bu¸ ona göre velâyetin en yüksek suretteki bir tarifidir. İbn Heysem onu en saf fenâ haline ulaşmış¸ ermiş ruhlardan sayar.


8. Ümm-i Hârûn


Ebû Süleyman ed-Dârânî'ye göre Ümm-i Hârûn¸ vecd hallerinin ileri düzede tezahür ettiği sûfî bir hanımdır. Ümm-i Hârûn¸ vecde gelen¸ ilâhî muhabbet kadehinden içip sermest olan¸ istiğrâk halleri yaşayan¸ cezbelenen ve kendinden geçen ermiş kadınlardan biridir.


9. Emetullah


Emetullah¸ Bâyezîd-i Bistâmî'nin mürîdesidir. Emetullah sezgileri güçlü¸ ilhâmî irfâna bürünen¸ oldukça hassas bir ruh haline sahip¸ fıtratı gereği ilham almaya da ilham kaynağı olmaya da müsait bir isimdir. Feraseti¸ hissi ve sezgisi kuvvetli olan bu kadın hakkında Bâyezîd-i Bistâmî şu değerlendirmeyi yapmaktadır: "Abdullah Cebelî'ye himmet ettim ama bunun etkisi eşi Emetullah'a zuhûr etti."[17]


10. Zünnûn-ı MIsrî'ye Muhabbet Dersi Veren Meçhul Kadın


Zünnûn-ı MIsrî Nil boyunca dolaşır¸ çöllerde seyâhatler gerçekleştirir¸ sonunda kendisine tasavvuf yolunun sırlarını öğreten meçhul bir kadınla karşılaşır. O bu deneyimini şu şekilde nakleder: "Yaptığım seferlerin birinde karşılaşmış olduğum bir kadına muhabbetin son derecesi nedir?" diye sordum. O da; "Saçmalama sersem! Muhabbetin sonu olmaz." dedi. "Niye?" dedim  "Sevgili¸ sonsuz da ondan." dedi.[18]


Tabakât kitaplarında daha nice sûfî kadınların mânevî hallerinden bahsedilmektedir. Bunlardan birkaçının ismini sıralayarak makalemi tamamlamak istiyorum.


– Allah'tan başkasını gözü görmeyen¸ gönlünün neşesi olarak Allah'ı gören¸ ilâhî vuslatı arzulayan¸ Cemâlullah'ı temâşâ için cennet iştiyâkına bürünen Reyhâne-i Vâlihe.


– İbn-i Hafif'in annesi olup Kadir Gecesi'nin hârikulâde tecellîlerini temâşâ edebilen sûfî Rabiyye.


– Ömrü boyunca geceleri ibadet¸ tâat ve secde ile değerlendiren¸ kendisine duyduğu mahcûbiyetten kocasını terk-i diyâr kıldıran Muhammed İbn Şücâ'nın eşi.


– Bağdat'ta ağabeyinden öte er kişi göremediğini beyan edecek kadar zamanın velâyet ehlinin çözümlemesini yapan Hallâc-ı Mansûr'un kız kardeşi.


– Kâdirî Şeyhi Molla Şâh'ın müridi olup şeyhinin hayatını kaleme alan¸ kardeşini siyasi sultanın baskısından kurtaran Dara Şikuh'un ablası.


– Babalarına vârid olan ilhamlara vâkıf olan Sidi Muhammed İbn-i Abdullah el-Endelüsî'nin Rukiyye¸ Ayşe ve Safiye isimli kızları.[19]


– Müstecâbü'd-da'vet/ağzı dualı kadınlardan kabul edilen Osman b. Mağribî'nin kızı Ayşe Hâtun.


– Kuraklığın hüküm sürdüğü bir mevsimde yağmur duasına çıkması için kendisine müracaat edilen kadınlardan Abdulkadir Geylânî'nin halası.


 






[1] İbn Arabî¸ el-Fütuhatu'l-Mekiyye¸ c. II¸ s. 8–52.



[2] Uludağ¸ "Tasavvufta Kadın"¸ Keşkül¸ Sayı: 8¸ s. 8.



[3] Uludağ¸ "Tasavvufta Kadın"¸ Keşkül¸ Sayı: 8¸ s. 12-13.



[4] Schimmel¸ Tasavvufun Boyutları¸ s. 45.



[5] Yılmaz¸ Tasavvuf ve Tarikatlar¸ s. 115.



[6] Yılmaz¸ Tasavvuf ve Tarikatlar¸ s. 113-114.



[7] Nasr¸ Tasavvufi Makaleler¸ s. 195.



[8] Komisyon¸ Sahabeden Günümüze Allah Dostları¸ c. V¸ s. 443.



[9] Câmî¸ Nefahâtü'l-üns¸ s. 847.



[10] Helminski¸ Sufi Kadınlar¸ s. 57.



[11] Komisyon¸ Sahabeden Günümüze Allah Dostları¸ c. V¸ s. 444-447.



[12] Chodkiewicz¸ "İslâm'da Kadın Velâyeti"¸ Keşkül¸ Sayı: 8¸ s. 16.



[13] Uludağ¸ Sûfî Gözüyle Kadın¸ s. 46.



[14] Schimmel¸ Ruhum Bir Kadındır¸ s. 44.



[15] Çift¸ Hakîm Tirmizî ve Tasavvuf Anlayışı¸ s. 63.



[16] Uludağ¸ "Tasavvufta Kadın"¸ Keşkül¸ Sayı: 8¸ s. 12.



[17] Uludağ¸ "Tasavvufta Kadın"¸ Keşkül¸ Sayı: 8¸ s. 12.



[18] Schimmel¸ İslamın Mistik Boyutları¸ s. 58-59.



[19] Chodkiewicz¸ "İslâm'da Kadın Velâyeti"¸ Keşkül¸ Sayı: 8¸ s. 17-18.

Sayfayı Paylaş