AFYON VELİLERİ

Somuncu Baba

Allah dostları¸ diğer insanlardan pek çok yönleriyle farklıdırlar. Kalpleri Allah'a yakındır. İbadetlerinde ciddiyet ve huşû vardır. Davranışlarına çok dikkat ederler. Daima Rasûlullah (s.a.v.)'ın izinden yürüdükleri¸ sünnet-i seniyyeye kâmilen ittibâ ettikleri ve nebevî ahlâka en çok onlar yaklaşabildikleri için¸ kaynağı Allah Rasûlü (s.a.v.)'nden gelen manevî bir heybet ve feyiz taşırlar. Dolayısıyla onların duaları diğer insanların dualarından daha makbuldür. Vücutları zâkir hâle gelip sadırları da berraklaştığı için girdikleri yerlere ferahlık verirler.

Allah dostları¸ insanların en kâmilleridir. Her hâlleri güzel olduğu için onlar güzellik ve mükemmellik arz eder. Gönülleri¸ ulvî bir teslimiyet neşvesiyle Allah ve Rasûlü'ne dost olduğu için onlar¸ bütün mahlûkatla dost olarak yaşarlar.


Allah dostları¸ diğer insanlardan pek çok yönleriyle farklıdırlar. Kalpleri Allah'a yakındır. İbadetlerinde ciddiyet ve huşû vardır. Davranışlarına çok dikkat ederler. Daima Rasûlullah (s.a.v.)'ın izinden yürüdükleri¸ sünnet-i seniyyeye kâmilen ittibâ ettikleri ve nebevî ahlâka en çok onlar yaklaşabildikleri için¸ kaynağı Allah Rasûlü (s.a.v.)'nden gelen manevî bir heybet ve feyiz taşırlar. Dolayısıyla onların duaları diğer insanların dualarından daha makbuldür. Vücutları zâkir hâle gelip sadırları da berraklaştığı için girdikleri yerlere ferahlık verirler.


Kalbin olgunlaşması ve manevî hakikatleri alıcı hâle gelmesi¸ bazı alışkanlıkların kazanımıyla mümkündür. Bunun için de manevî kemâlâtın yollarını bilmek ve tatbik etmek icap eder. Bu yollardaki engelleri selâmetle aşabilmek için de Allah dostlarının rehberliğine ihtiyaç vardır.


Çelebi Ârif Küçük


Anadolu'da yetişen Mevlevî tarikatının büyüklerinden olan Ârif Çelebi 1597'de dünyaya geldi. Hayatı hakkında kaynaklarda fazla bir bilgi yoktur. Sekiz yaşında yetim kalan Çelebi¸ Küçük Mehmed Efendi'nin terbiyesi altında¸ onun sohbetlerinde yetişip kemâle geldi. İlim öğrenmek ve büyüklerin kabirlerini ziyaret için çeşitli beldeleri dolaştı. Daha sonra tekrar Küçük Mehmed Efendi'nin dergâhına döndü.


Her ne vakit kalbinde peyda olan; “Su akmadığı zaman kokar.” düşüncesiyle ceddi gibi sıkça seyahat etse de hocası ona; “Değişmeyen kokmayan derya¸ deniz ol!” buyurarak ona artık seyahati¸ dolaşmayı bırakıp ikamet etmesini işaret etti. Böylece seyahati bıraktı. Hocası onu kızı ile evlendirerek kendisine damat yaptı. Hocasının vefatından sonra Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî Hazretleri'nin manevî işareti¸ Kara Mustafa Paşa'nın tevcihi ile hocasının yerine geçerek Mevlevihane'ye şeyh oldu.


Çelebi Ârif Küçük¸ insanları irşad için hocasının yerine geçince¸ çekemeyenler tarafından kendisine iftira edildi. Şikâyet edenler Bolvadin mahkemesine başvurup¸ mahkeme ilâmı çıkarttırdılar. Ancak keramet olarak mahkeme ilâmı kendine ulaşmadan¸ o Bolvadin'de bulundu. Mahkemede şikâyetçi olanlar kendisinden hak talebinde bulundular. Yaratılıştaki cömertlikleri sebebiyle istenilen meblağı itiraz etmeden ödedi ve şöyle buyurdu: “Hasımlarımın bu fakiri taciz ettiği¸ rahatsız ettiği akıl sahipleri indinde malumdur. Ancak¸ bu istenilen meblağın gerekçesinin açıklanmasını istesek¸ biz onları taciz etmiş olurduk. Çünkü o zaman işin iç yüzü ortaya çıkardı. Sonra biz bu borçtan berî olduğumuza yemin etsek¸ dedemiz Hz. Ebu Bekir (r.a.)'in yolundan ayrılmış olurduk. Zira yok yere ona bin dinar borç isnat edildiğinde böyle bir borcu olmadığına dair yemin etmeyip¸ o borcu verdi. Ayrıca onların bize karşı muameleleri sebebiyle sevap kazanmamız¸ onların ise bizim yüzümüzden cezalandırılmaları bize uygun düşmez.”


Çelebi Ârif Küçük bir sohbetlerinde şöyle buyurdu: “Bizden istenilen malı itiraz etmeden vermekle¸ o kadarcık bir şey için yemini feda etmekten¸ buna ilâveten aramızda düşmanlığın büyümesinden¸ padişahımızın başını ağrıtmaktan da sakınmış olduk.” Onun bu sözünü işiten padişah¸ sözleri çok beğendi ve onu rahatsız edenlerin cezalandırılmasını istedi ise de Çelebi Ârif Küçük onların affedilmelerini arz etti. Teklifi padişah tarafından kabul edilerek kendisini şikâyet edip hak talebinde bulunanlar affedildi.


Başmakçılı Ahmed Dede


Selçuklu Sultanı Alparslan'ın 1071 yılında Malazgirt Savaşında Bizanslıları yenmesiyle birlikte Anadolu'nun kapıları sonuna kadar Oğuz boylarına açılmış bunun sonucu olarak da Türk boyları Anadolu'nun çeşitli bölgelerine dağılarak oraları yurt edinmeye başlamışlardır.Bu boylardan Sarıkeçili Aşireti'nin Başmakçı kolu¸ Azerbaycan'ın güneyinden Anadolu'ya girmişbir kısmı kuzeye giderek Çorum civarına¸ diğer bir kısmı da batı yönüne giderek Afyon ili Başmakçı ilçesinin olduğu yere yerleşmişlerdir. Bundan sonra da buranın adı Başmakçı olarak anılmaya başlanmıştır. Başmakçı'da yetişen evliyalar içinde en bilineni hiç şüphesiz Ahmed Dede'dir.


Ahmed Dede Anadolu'nun manevî zenginliği olan velilerdendir. Doğum¸ vefat tarihleri ile yerleri bilinmeyen Ahmed Dede'nin Anadolu Selçuklu Devleti zamanında yaşadığı tahmin edilmektedir. Türbesi¸ Başmakçı ilçesinde oluptürbede kitabe yoktur.Hayatı hakkında fazla bir bilgi olmayan Ahmet Dede'nin vefatıyla ilgili şöyle bir menkıbe anlatılır:


İnsanlara Allahu Teâlâ'nın emir ve yasaklarını anlatmakla ömrünü geçiren Ahmed Dede¸ sağlığında Cuma günleri¸ Cuma namazını Kâbe'de kılardı. Bir sohbet esnasında Başmakçı'nın ileri gelenleri¸ Ahmed Dede'ye¸ Cuma namazına gelmiyorsun diye suçlamada bulunurlar. Ahmed Dede; “Biz hiç bir namazımızı geçirmeyiz. Cuma'yı da mübarek yerlerde kılıyoruz.” diyerek¸ durumu anlatmaya çalıştı ise de kimse anlamaz. Suçlamalar o derece ileri gider ki¸ kaba sözlerle Ahmet Dede'yi itham etme derecesine varırlar. Bu duruma çok üzülen ve incinen Ahmed Dede; “Allah” dedikten sonra mübarek ruhunu orada teslim eder.

Sayfayı Paylaş