SON OSMANLI PADİŞAHI SULTAN VAHDEDDİN

Somuncu Baba

“Mustafa Kemal’in Anadolu’ya Milli Hareketi başlatmak
için Padişah Vahdettin tarafından gönderildiğini teyit ve
itiraf edici mahiyette bizzat kendisince saraya çekilen
bir telgraf ve bu telgrafın 1. TBMM’de okunan ve zapta
geçen metni aynen şöyledir: “Mülk ve memleket sahibi
zat-ı şahanelerinin arzu ve dileklerinden aldığım azim
ve iman ile aciz vazifeme devam etmekteyim.”

Sultan Abdülmecid Han’ın en küçük oğludur. Küçük yaşta anne ve babasını kaybettiğinden¸ ağabeyi II. Abdülhamid’in himayesinde yetişti. Çok zeki ve nitelikteydi. 4 Temmuz 1918′de ağabeyi Sultan Reşad’ın vefat ettiği gün padişah ve halife oldu. Saltanata geçtiğinde I. Dünya Savaşı’nın korkunç sonuçları ile karşılaştı. 30 Ekim 1918′de Mondros Mütarekesinden hemen sonra Osmanlı Devleti’ni sebepsiz yere savaşa sokan¸ milyonlarca vatan evladını cephelerde eriten Talat¸ Enver ve Cemal paşalar yurt dışına kaçtılar.


İttihatçı liderlerin baskısından kurtulan Sultan Vahdeddin’in elinde ancak düşmanlara teslim edilmiş bir milleti idare etmek kaldı. İstanbul¸ 16 Mart 1920′de İtilaf Devletleri tarafından işgal edildi. Yunanlılar İzmir’e¸ İtalyanlar güney batıya¸ Fransızlar da Güney Anadolu’ya girdiler. Sultan Vahdeddin 11 Mayıs 1920′de düşmanların hazırladığı ve Anadolu’nun işgalini ihtiva eden Sevr Antlaşmasını bütün baskılara rağmen imzalamadı. Osmanlı ordusu tamamen dağıtıldı. Medine Muhafızı Fahri Paşa¸ 12. Ordu Kumandanı Ali İhsan Paşa ve Harbiye Nazırı Mersinli Cemal Paşa gibi değerli kumandanlar Malta’ya sürüldüler. Padişah’ın şahsını korumak için yalnız yedi yüz kişilik maiyyet-i seniyye kıtası bırakıldı. Sultan bu taburu¸ Ayasofya etrafındaki sipere sokup camiye çan takmak veya müze yapmak isteyenlere ateş etmeleri emrini verdi.


İşgal altındaki İstanbul’dan vatanın kurtarılmayacağını anlayan Vahdeddin¸ güvendiği kumandanları Anadolu’ya göndermek istedi. Ancak bunlar; “Dış dünyaya karşı harp edilmez. Bu iş olmaz.” diyerek gitmeyi reddettiler. Sultan’ın kurtuluşun Anadolu’dan gerçekleşeceğine ümidi tamdı. Bir ara kendisi gitmeyi düşündü ise de¸ İngilizler “Eğer Anadolu’ya geçersen İstanbul’u Rumlara işgal ettirir¸ taş üstünde taş bırakmayız.” diyerek engellediler. Bunun üzerine bir gün saraya çağırdığı Mustafa Kemal’i; “Paşa! Paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Devleti kurtarabilirsin!” sözlerinden sonra¸ büyük yetkilerle Anadolu’ya gönderdi. Böylece İstiklal Mücadelesi başlamış oldu.


Mareşal Fevzi Çakmak’ın ifadeleriyle Vahdettin’in Mustafa Kemal Paşa’yı Anadolu’ya millî mücadeleyi başlatması için gönderdiğini anlatan bir hatırasını nakledelim:


 “Mütareke senesinde¸ bir Cuma selamlığından sonra Sultan Vahdettin beni huzuruna kabul etti.
‘Paşa¸ dedi. Durumu görüyorsunuz. Bu işler ancak Anadolu’da teşkilatlanarak kurtarılabilir. Bana Anadolu’da teşkilat kuracak¸ memleketi şu karanlık durumdan kurtarabilecek Paşaların bir listesini yapıp getirin.’
Ertesi Cuma¸ yine selamlıktan sonra huzuruna girip hazırladığım listeyi verdim. Dikkatle okuduktan sonra¸ bir müddet sustu. Sonra yarı kapalı gözleriyle ağır ağır¸ tane tane konuşmaya başladı:
‘Paşa¸ Mustafa Kemal Paşa hırsız mıdır?’ ‘Haşa Padişahım.’ ‘Bir namussuzluğu¸ ahlaksızlığı var mıdır?’ ‘Haşa Padişahım.’ ‘Beceriksiz ve kabiliyetsiz midir?’ ‘Hayır Efendim. O hepimizden bilgili¸ kabiliyetli ve dinamiktir.’ ‘O halde bu listeye niçin onun adını yazmadınız?’
Hiç düşünmeden cevap verdim:
‘Padişahım¸ Mustafa Kemal Paşa yenilik¸ bilhassa öteden beri Cumhuriyet taraftarıdır.’
Padişah elindeki kâğıdı atar gibi masanın üzerine bıraktı… Ayağa kalkıp pencereye döndü. Limanda demirli İtilaf devletleri (İngiliz¸ Fransız¸ İtalyan¸ Yunan) gemilerini göstererek:
‘Paşa¸ Paşa… Bu gemileri görmek kanıma dokunuyor. Bu memleket kurtulsun da isterse Cumhuriyet olsun… Kendine selamla birlikte tebliğ ediniz¸ haftaya Cuma günü Mustafa Kemal Paşa’yı göreceğim.”[1]


Mustafa Kemal’i Anadolu’ya Sultan Vahdettin Gönderdi


Mustafa Kemal Paşa Anadolu’ya gitmeden önce¸ zamanın Dâhiliye Vekâletinden harcırah almış ve bu özel harcırah karşılığında da kendi el yazısıyla bir makbuz yazıp imzalamıştır. Sultan Vahdettin’in Mustafa Kemal Paşa’ya hitaben yazdığı bir fermanda da Anadolu’ya gitmesi ve orada yeni kuvvet teşkil ederek istila kuvvetlerine karşı faaliyete geçmesi istenmektedir.


Mustafa Kemal Paşa’nın Halife ve Padişah Vahdeddin’in fermanıyla ve ödenen özel harcırahla gönderildiğini ispatlayan deliller arasında da¸ Sivas ve Erzurum kongrelerinin önceden tertiplenmiş olması gösterilmektedir. Mustafa Kemal’in Erzurum ve Sivas’a girdiği anda¸ zaten hazırlık çalışmalarının yapılmakta olduğu bilinmektedir.[2]


 Hatt-I Hümayun


“Yaverlerimden Kurmay Tuğgeneral Mustafa Kemal Paşa’ya:


Umumi harbin müttefikler hesabına kaybedilmesi üzerine doğan siyasî durum¸ büyük atalarımın mülkünü ve hilafet ve saltanat makamını çetin ve korkulu bir yere sürüklendiği¸ hükümetinin kararıyla atandığınız mıntıkadan asayişi sağlamak ve şahane rıza ve dileğime aykırı hallerin meydana gelmesini engelleyerek ve top yekûn korkulu şeylerin def’ine cehd ve gayret göstererek milletimin dokunulmazlığını gerçekleştirmek ve memleketimin saldırgan ellerden kurtarılmasını sağlamak için tek vücut halinde davranılmasını¸ selamımla beraber asker ve memurlara ve halka bildirmek üzere irade ettim.  Mehmet Vahidüddin”[3]


“Mustafa Kemal’in Anadolu’ya Milli Hareketi başlatmak için Padişah Vahdeddin tarafından gönderildiğini teyit ve itiraf edici mahiyette bizzat kendisince saraya çekilen bir telgraf ve bu telgrafın 1. TBMM’de okunan ve zapta geçen metni aynen şöyledir: “Mülk ve memleket sahibi zat-ı şahanelerinin arzu ve dileklerinden aldığım azim ve iman ile aciz vazifeme devam etmekteyim.”[4]


Sultan Vahdettin’in İstanbul’dan Ayrılışı ve Sürgünü


Kurtuluş Savaşı¸ 13 Ekim 1922′de Mudanya Mütarekesi ile sona erdi. Bu sırada İstanbul henüz İtilaf Devletlerinin askeri işgali altındaydı. 6 Ekim’de TBMM ordusunu temsilen Refet Bele komutasındaki bir askeri birlik İstanbul’a girdi. Bu günlerde basın organları Vahdeddin aleyhinde geniş çaplı ve kamuoyunda etki yapan yayınlarda bulundular. 1 Kasım 1922′de TBMM çıkardığı iki maddelik bir kanunla saltanatı kaldırdı. 4 Kasım’da son sadrazam Ahmed Tevfik Paşa istifa etti. 5 Kasım’da Refet Paşa¸ Babıali’deki bakanlıklara gönderdiği bir genelgeyle işlerine son verildiğini tebliğ etti. 17 Kasım sabahı Vahdeddin¸ küçük oğlu Ertuğrul ve hareminin mensuplarıyla birlikte Dolmabahçe Sarayından bir kayığa binerek Boğaziçi’nde demirlemiş olan bir İngiliz zırhlısı ile Malta’ya gitmiştir.


İngilizler Vahdeddin’in İngiltere’ye gelmesini kabul etmediği için bir süre Malta’da kaldı. 1922 sonunda Hicaz Kralı Hüseyin’in daveti üzerine hacca gitti. 20 Nisan 1923′e dek Hicaz’da kaldı. İngiltere’nin baskısı üzerine buradan ayrıldı. Bir süre İtalya’nın Cenova kentinde yaşadı. 11 Haziran 1923′te San Remo kasabasında Mısır kraliyet ailesinden bir prensin maddî yardımıyla kiralanan bir villaya taşındı. Bu dönemde başlangıç bölümünü kendi el yazısıyla yazdığı¸ kalan bölümlerini yakınlarına dikte ettirdiği anılarını kayda geçirmiştir. İlginç bilgiler vermiştir. Kaçmadığını¸ hayatını emniyette görmediğinden vekili olduğu şanı yüce peygamberin yaptığını yaparak “Hicret” ettiğini belirtmiştir. Kızdığı anlaşılan bazı satırlarda “Kemalilerden¸ Celâlilerden kaçtım” gibi değişik ifadeler kullanmıştır. En büyük hatasının¸ dünürü Tevfik Paşa¸ Damat Ferit Paşa¸ İzzet Paşa¸ Ali Rıza Paşa gibi devlet adamlarını sadrazamlığa getirerek bu kişilerden medet ummak olduğunu belirtmiştir. Milletin bugünkü rejimi (Cumhuriyet) kabul edip etmeyeceğini tarihî bir misalle ifade ederek şu ilginç örneği vermiştir “Emeviler döneminde Halife¸ Hazret-i Hüseyin’e karşı bir sefer düzenlemek için asker toplamak ister. Halifenin müşavirleri arasında bulunan sözü geçen bir zat ‘Efendimiz¸ müsaade ediniz ahaliyi bir tartayım¸ test edeyim sonra size müşahedemi arz edeyim¸ ondan sonra dilediğinizi yapınız” der. Onayı alan zat şehrin meydanında halkı toplar ve “Ey ahali¸ bu hafta Cuma namazı Salı günü kılınacaktır¸ herkes camide toplansın.” der. Halkın Cuma namazına niyet camide hınca hınç toplandığını gören vezir derhal huzura çıkar ve ‘Efendimiz Cuma namazını Salı günü kılmayı kabul eden bu halktan asker toplayabilirsiniz. Katiyyen imtina etmeyiniz.” der.” Yani halk nasıl bir idareye layık ise o şekilde yönetilebileceğinin mesajını vermiştir.


Vefatı ve Mezarı


Sultan Vahdeddin¸ o gece akşam yemeğinden sonra ailesini¸ hazinedarlarını odasına toplamış ve geç vakitlere kadar pek tatlı ve neşeli sohbetlere dalmışlardı. Sultan Vahdeddin¸ bu tatlı sohbetleri en hararetli yerinde keserek:


– Haydi¸ yatsı namazınızı kılınız da geliniz. Sohbetimize yine devam ederiz¸ demiş ve kadınlar kalkıp namazlarını kılmak üzere dışarı çıkmışlar. Bu esnada Sultan Vahdeddin daima yanında bulunan ve hizmetlerine bakan son zevcesi Nevzat Hanım’a seslenerek:


– Biraz safram kabarıyor¸ bana bir tas getir¸ demiş. Derhal getirilen tasa pek az miktarda ve sarı bir safradan ibaret istifra ettikten sonra: “Aman şu leğeni dök de şurada pis pis kokmasın” demesi üzerine Nevzat Hanım leğeni musluğa dökmüş ve acele ile odaya döndüğü zaman Sultan Vahdeddin’i uzandığı şezlongunun üzerinde cansız bulmuştu.


36. Osmanlı Padişahı Sultan Vahdeddin¸ ülkesinden uzakta geçen üç buçuk senelik bir “zorunlu sürgünden” sonra İtalya’nın San Remo şehrinde bu şekilde vefat eder. Vefat haberinin yayılması üzerine Manolya Villa’sının önü ana baba günü olur. Gelenlerin çoğu San Remo sakinleridir. Fakat gelenlerin içinde villaya doğru koşan birileri daha vardır: Alacaklılar… Sultan Vahdeddin’in İstanbul’dan ayrılırken yanında bulunan yirmi bin altın çoktan bitmiş ve aylardan beri elde avuçta takı¸ ziynet adına ne varsa satılmış¸ bunlar da yetmemiş¸ bir yandan da San Remo esnafına borçlanılmıştır.


Sultan’ın vefatının akabinde İtalya hükümeti çeşitli şaibeleri engellemek için Sultan’ın otopsisini ister. Lâkin otopsiyi İtalyanlar yaptırmasına karşın parasını Sultan’ın ailesi ödemek zorundadır. Bu otopsinin parası dahi ancak çok sonraları ödenir. Prens Sami Bey¸ Sultan olan dayısının cesedine bir ceviz tabut yaptırır. Sultan’ın cenazesi Şehzade Faruk ile Seccadecibaşı tarafından yıkanır ve tabuta yerleştirilir. İşte bir yanda Sultan’ın naaşı yıkanırken bir yandan da miktarı belli olmayan borçların alıcıları olan esnafın patırtısı gürültüsü ayyuka çıkar. Üstelik yanlarında icra memurlarını da getirmişlerdir. Amaçları sabık Padişah’ın cenazesini borçlarından dolayı haczettirmektir. Nitekim hane halkına yüksek sesle ağlamaları emredilir ve o curcuna içinde Sultan Vahdeddin’in uzun süre evde mahsur kalan naaşı sandığa konularak hiç açılmayan bahçe kapısından kaçırılıp¸ arabaya konulur. Bozuk kaldırımlar üzerinden istasyona ulaştırılır. Sultan’ın naaşı Şehzade Ömer Faruk’un refakatinde önce Beyrut’a ve oradan da Şam’a getirilip Sultan Selim Camii’nin bahçesine defnedilir. Uzun süre yaptırılamayan Sultan’ın mezarı¸ son dönemde yaptırılabilmiştir.


Sultan Vahdeddin’in San Remo’daki borçları ise bir rivayete göre kızı Sabiha Sultan tarafından¸ bir başka rivayete göre ise Hicaz Kralı Hüseyin ile Irak Kralı Faysal ve Mısır Prenslerinden Ömer Tosun Paşa’ların nakdi yardımlarıyla ödenmiştir.[5]


 






[1] Vehbi Vakkasoğlu¸ “Son Bozgun” 1. Cilt¸ TİMAŞ Yay. 1990



[2] Dünyada ve Türkiye`de Sabah Gazetesi¸19 Mayıs 1977 Sayı:2616



[3] Yeni Düşünce Gazetesi.20 Mayıs 1988.s¸12. Sırrı Erkuş¸ Basında Basılanlar



[4] TBMM zabıt Ceridesi C.1¸s¸4-5



[5] Geniş bilgi için bkz. Kadir Mısıroğlu¸ Osmanoğulları’nın Dramı¸ Sebil Yayınları¸ İstanbul 1974; Murat Bardakçı¸ Şahbaba¸ Pan Yayıncılık¸ İstanbul 1998.

Sayfayı Paylaş