ORGAN NAKLİ

Somuncu Baba

"Sorumlulukta esas olan irâdedir. Dolayısıyla organı alanın bu organla işlediği sevap
ve günah kendisine aittir. Organın ilk sahibiyle alakası yoktur. Bunu bu açıdan
bağışlanan mal gibi düşünebiliriz."

Organ nakli konusu¸ günümüzde alterna­tifsiz bir tedâvi yöntemi haline gelmiştir. Ancak verilen organların insan organı olması ve Yüce Allah tarafından insana emanet olarak verilmesi konuyu tartışmalı hale getirmektedir. İnsan organı herhangi bir mal ve eşya gibi değerlendirilemez. Bu yüzden "organ satışı" tabiri yerine "organ bağışı" deyimi kullanılmaktadır. Organı veren ve alan tarafların insan olması ve insan uzvu üzerinde tasarruf yapılması¸ konunun din¸ hukuk ve ahlâk bakımından incelenmesini gerektirmektedir.


Yaklaşık XVI. yüzyılda başlayan oto-organ nakli giderek geliştirilmiş¸ XIX. yüz­yılda insandan insana doku ve organ nakli­ne (allogref) başlanmıştır. Önceleri deri¸ da­mar¸ kas nakli şeklinde başlayan bu tedâvi yöntemiyle giderek geliştirilerek kalp¸ karaci­ğer¸ böbrek¸ kemik iliği¸ kornea gibi hayatî organların nakli aşamasına gelinmiştir. XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bunda da başarılı sonuçlar alınmaya başlanmıştır. Artık organ nakli günümüzde¸ diğer ülke­lerde olduğu gibi ülkemiz ve toplumumuz­da da binlerce ölümcül hasta için bir ışık ve yaşama ümidinin kaynağı durumundadır. Ancak¸ insandan insana organ nakli böyle­sine önemli bir tedâvi yöntemi olmakla birlikte¸ bazı dinî¸ ahlakî ve hukukî problemleri de beraberinde getirmiştir. Bu konuda en önemli sakınca¸ organ satışı ve bu amaç için canlara kıyılması ve beyin ölümü gerçekleşmeden bazı hastaların organlarının alınmasıdır. 


Genel bir bakışla organ naklinin dinî hükmü konusunda iki görüşün olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan biri¸ organ naklini câiz görmez. Gerekçesi ise¸ organların insana emanet olduğu ve insanın bu organlar üzerinde tasarruf yetkisinin olamayacağıdır. Organın verildiği kimsenin dinî kimliği ve organları nerede kullanacağı da bu görüşte etkilidir. Bunlar gayr-i Müslime ve günah işleyecek kimseye organ bağışlanamayacağı kanâatini taşırlar.


İkinci görüşte olanlara göre organ nakli câizdir. Bunlar görüşlerini¸ insanlara faydalı olmayı emir ve tavsiye eden bazı âyet ve hadislere dayandırmışlardır. 


Organ naklinin İslâm'ın prensipleriyle ve amaçlarıyla ilişkisini kurarken konu itikat ve İslâm hukuku olmak üzere iki ayrı açıdan ele alınabilir:


1. Organ nakli­nin itikâdî (inanç) ve uhrevî (âhiret hayatına ilişkin) sonuçları açıdan değerlendirilmesi. Âhirette haşrın cismânî (bedenî) olacağı inancı¸ organ naklinin tereddütle karşılanmasında kısmen de olsa etkili olmuştur. Ancak organ naklinin cismânî haşir inancını zedeleyen bir yönü yoktur. Çünkü nakledilecek organ kıyâmette tekrar esas sahibine dönecektir. Organı ilk yaratan orada da yeni bir organ yaratacaktır. Nitekim çürüyen¸ yanıp kül olan¸ hayvanlar tarafından parçalanıp yenen organlar tekrar asıl sahibine iade edilecek ve haşir bu organlarla olacaktır.[1]


Sorumlulukta esas olan irâdedir. Dolayısıyla organı alanın bu organla işlediği sevap ve günah kendisine aittir. Organın ilk sahibiyle alakası yoktur. Bunu bu açıdan bağışlanan mal gibi düşünebiliriz.


Kıyâmet gününde organların şahitliği meselesi[2] de organ nakline engel değildir. Organ her iki sahibe de yaptıkları şey konusunda şahitlik eder ve bütün bunlar Yüce Allah'ın bilgisi dâhilinde olur.


Dinî sorumluluk esasları açısından bakıldığında ise şu söylenebilir:  "Duygu¸ düşün­ce¸ akıl¸ inanç gibi mânevî¸ rûhî özellikler¸ organların biyolojik yapısına bağlı değildir. Dolayısıyla organ nakliyle bir kişilik transferi ol­mamaktadır. Ayrıca İslâm¸ cinsi¸ milliyeti¸ rengi¸ dini¸ konumu ne olursa olsun her insana insan olarak bakar ve eşit bir yaşama hakkı tanır." Buna göre organ veren kimsenin veya organ verilen şahsın fâsık yahut gayr-i Müslim olması gibi şahsî durumla­rından ötürü diğer tarafın dinen sorumlu olabileceğinin ileri sürülmesi de isabetli olmaz. Çünkü İslâm tedâviye önem vermiş¸ her insana tedâvi olmada eşit haklar tanımış¸ bir insana hayat vermeyi bütün insanlığa hayat verme mesabesinde görmüştür.[3] Buna göre¸ organ nakli açısından Müslüman ile gayr-i Müslim¸ dindar ile fâsık ayırımı yapılması doğru olmaz. Kaldı ki doğruya hidâyet eden de¸ eceli takdir eden de Allah'tır. Sorumlulukta herkesin kendi hür irâdesi esastır. Bu sebeple¸ Müslüman veya dindar olmayana organ vermenin¸ onun günah işlemesine yardımcı olmak veya ömrünü uzatmak olarak değer­lendirilmesi İslâm'ın bu konudaki esasları ile bağdaşmaz.


2. Organ naklinin İslâm hukukunun ilke ve gayeleri açısından câiz olup olmadığına gelince: Güncel olan bu mesele hakkın­da gerek nasslarda gerek klasik fıkıh kitaplarında açık bir ifade yoktur. Bu sebeple konu Kur'ân¸ sünnet ve İslâm hukukunun temel prensipleri ışığında değerlendirilebilir. Bu¸ Kur'ân ve sünnetin kıyâmete kadar Müslümanlar için kaynak ve ölçü olmasının tabiî sonucudur. Klasik fıkıh kitapları da¸ Kur'ân ve sünnet ışığında kendi devirleri­nin problemlerini çözmüş¸ Müslümanlara günlük yaşayışları için kılavuzluk etmiş¸ onlara yardımcı olmuştur.


Kur'ân'da[4] ve hadislerde[5] insan hayatını tehdid eden bir açlık ve zarûret bulunması halinde haram fiillerin mubah hale geleceği ve günahın kalkacağı bildirilmiştir. İslâm ölüye değer vermekle birlikte¸ insana ve hayata daha çok değer vermiş¸ hayatı korumayı dinin beş temel hedefinden biri saymış­tır.


İslâm hukukçuları¸ hayatı tehdit eden açlık zarûreti karşısında kalan kimsenin ölü insan eti bile yiyebileceğini¸ tedâvi maksa­dıyla haram ve necis şeyleri kullanabilece­ğini¸ kemik¸ diş¸ kan gibi insan parçalarıyla tedâvi olabileceğini¸ yavruyu kurtarmak için ölen annenin karnının yarılabileceğini¸ yutulmuş mücevher gibi değerli bir malı çıkarmak için ölünün karnının açılabilece­ğini belirtmişlerdir. İslâm hukukçularının bu ve benzeri fetvâları günümüzdeki organ nakline bir hayli ışık tutmaktadır. Bu sebeple de ölüden organ nakline fetvâ verilirken genellikle¸ zarûret halinde haramı işlemeye¸ necis ve haramla tedâvi olmaya ruhsat veren nasslar¸ bunlardan kaynaklanan fıkhî kurallar ve içtihatlar delil olarak gösterilmektedir.


Çağdaş İslâm bilginleri ve fetvâ kuruluş­ları¸ ölüden (kadavra) tedâvi maksadıyla organ alınmasına ve hastaya nakledilmesi­ne¸ çeşitli gerekçelere istinaden cevâz vermişlerdir. Mesela¸ Din İşleri Yüksek Kurulu 3.3.1980 tarih ve 396/13 sayılı kara­rı ile belli şartların bulunması halinde ölü­den diriye organ naklinin câiz olduğuna fetvâ vermiştir. Aynı şekilde İslâm Konferansı Teşkilatı'na bağlı İslâm Fıkıh Akademisi'nin 11.2.1988 tarih ve 4/1 sayılı kararı da bu yöndedir. Bu kararda ölüden organ nakli belli şartlarla câiz gö­rülmektedir. Çağdaş İslâm bilginlerinin büyük bir kısmı da ferdî olarak bu yönde fetvâ vermiştir. Ancak bu konudaki mutlak cevâzın bazı yanlış uygulamalara yol açacağı düşünülerek naklin bazı şartları bulunduğu ileri sürülmüştür. Buna göre ölüden diriye organ naklinin câiz olabilmesi için şu şartların bulunması gerekir:


1- Organ naklinde zarûretin bulunması¸


2- Konunun uzmanlarında hastanın bu tedâvi ile iyileşeceğine dair güçlü bir kanâatin bulunması¸


3- Ölümünden önce kendisinin veya ölümünden sonra mirasçılarının onayının alınması¸


4- Tıbbî ve hukukî ölümün kesinleşmiş olması¸


5- Organın bir ücret ve menfaat karşılı­ğında verilmemiş olması¸


6- Alıcının da buna razı olması.


Ölüden organ naklini câiz görmeyen bazı çağdaş bilginler¸ insan ölüsünün saygın­lığını ve dokunulmazlığını ifade eden bazı hadislere dayanmışlardır.[6] Ayrıca cismânî haşir ve organların şahitliği inancı¸ hilkati (asli yaratılışı) bozmanın câiz olmaması ilkesi de onların gerekçeleri arasındadır. Ancak bu görü­şün ve dayanaklarının¸ İslâm'ın yukarıda zikredilen ilke ve gayeleri karşısında daha zayıf kaldığı ifade edilmiştir.


Bazı çağdaş İslâm bilginleri ve fetvâ kurulları belli şartlarla diriden diriye organ nakline de cevâz vermişlerdir. Mesela¸ İslâm Fıkıh Akademisi'nin 11.2.1988 tarih ve 4/1 sayılı 20.3.1990 tarih ve 6/5-8 sayılı kararlarında diriden diriye organ nakli¸ belli şartlarla câiz görülmüştür. Bunun cevâzı için ileri sürülen şartlar ise şunlardır:


1- Zarûretin ve vericinin izin ve rızasının bulunması¸


2- Organın alınmasının¸ vericinin hayatını ve sağlığını bozmaması ve bu du­rumun tıbbî raporla belgelendirilmesi¸


4- Konunun uzmanlarında operasyon ve tedâvinin başarılı olacağına dair güçlü bir kanâatin oluşması¸


5- Yeterli tıbbî ve teknik şartların bu­lunması¸


6- Organ vermenin ücret veya belli bir menfaat karşılığı olmaması.


Bu fetvânın dinî dayanağı olarak özellikle¸ "Kim bir insana hayat verirse¸ bütün insanlara hayat vermiş gibidir."[7]  ve "İyilik ve takvâ üzere yardımlasınız"[8] mealindeki âyetler ile yardımlaşmayı¸ dayanışmayı¸ fedakârlığı¸ zararı önleyip faydalıyı hâkim kılmayı emir ve tavsiye eden hadisler gösterilmektedir.


Diriden diriye organ nakli konusunda ölüden diriye nakilden daha hassas davranılmıştır. Bu sebeple diriden diriye organ naklini câiz görme­yen çağdaş İslâm bilginlerinin sayısı¸ ölü­den organ nakli konusundakine göre biraz daha fazladır. Bunlara göre¸  insan kendi organlarının gerçek sahibi değildir¸ onlar üzerinde tasarruf yap­ma hakkı yoktur¸ insan saygıya layık (mükerrem) bir varlıktır¸ organ nakli asli yaratılışı değiştirmektedir¸ bu¸ iki taraf için de denk bir tehlike teşkil edip zararın zararla giderilmesidir.


Bu şekilde bir nakli savunanlara göre ise¸ diriden alınan her organ ve doku­ aynı sonucu doğurmaz ve aynı de­recede hayati tehlike¸ sağlık bozukluğu veya görünüm çirkinliği meydana getirme­z. Dolayısıyla vericiyi riske sokmadığı¸ sağlı­ğını veya görünümünü bozmadığı takdirde¸ tıbbî verileri esas alarak -zarûreten başvurulan alternatifsiz bir tedâvi yöntemi olduğu sürece- organ nakline olumlu bakmak¸ İslâmî prensiplerle ve dini hüküm­lerin amaçlarıyla daha uyumlu görülmektedir. Nitekim Fıkıh Aka­demisi'nin 11.2.1988 tarih ve 4/1 sayılı ka­rarında¸ sağladığı yarar¸ getireceği zarar­dan fazla olduğu için¸ biyolojik veya psikolojik açıdan kişiyi sıkıntıya sokan bir kusur veya rahatsızlığın giderilmesi amacına yönelik bulunmak şartıyla bu tür tıbbi operasyonla­rın câiz olduğu belirtilmiştir. Buna karşılık aynı kararda¸ kişinin haya­tiyetine son veren¸ yine¸ hayatiyetine son vermese de vücudun temel fonksiyonların­dan birini tamamen sona erdiren organ yahut organların alınması yoluyla diriden diriye organ naklinin câiz olmadığı vurgu­lanmıştır.[9]


 






[1] 75/Kıyâme¸ 3-4.



[2] 41/Fussılet¸ 19¸ 21¸ 22; 24/Nûr¸ 24.



[3] 5/Mâide¸ 3.



[4] Bk. 2/Bakara¸ 173; 5/Mâide¸ 3; 6/En'âm¸ 119.



[5] Ahmed b. Hanbel¸ Müsned¸ 96¸ 218; Ebû Dâvud¸ Etime¸ 36.



[6] Mesela¸ “Ölünün kemi­ğini kırmak¸ diri iken kemiğini kırmak gibi­dir” mealindeki hadis böyledir.



[7] 5/Mâide¸ 32.



[8] 5/Mâide¸ 2.



[9] Bilgi için bk. İslam'da İnanç İbadet ve Günlük yaşayış Ansiklopedisi¸ Marmara Ünv. İlahiyat Fakültesi vakfı yayını; Abdülaziz Beki¸ İslam Hukuku Prensipleri Işığında Organ Nakli¸ Bekke yayınları Kayseri 1993; Reşit Haylamaz¸ İslam Hukukuna Göre Organ ve Doku Nakli¸ İzmir Işık yay.


Sayfayı Paylaş