KÜLTÜR ŞEHRİNE DOĞRU?

Somuncu Baba

Kültür; ilahiyattan tarihe¸ sanattan edebiyata¸ mûsıkîden resme¸ mimarîden felsefeye kadar her alanda ortaya koyacağınız ortak değerler manzumesinin bütünüdür. Bir toplumun millî rengidir¸ onu var eden¸ geleceğe taşıyan koruyucu nitelikli vasıtasıdır. Bir şehirde bütün bunları geçmişiyle diri geleceğiyle aktif bir şekilde var edebiliyorsanız o şehir kültür şehridir. Hani İstanbul¸ 2010'da Dünya Kültür Başkenti oldu. Yakışır da¸ çünkü zaten burada kültür çoğu zaman ticarî unsur olarak değerlendirilse de aktiftir. Türkiye'de yayımlanan kitapların

Kültür; ilahiyattan tarihe¸ sanattan edebiyata¸ mûsıkîden resme¸ mimarîden felsefeye kadar her alanda ortaya koyacağınız ortak değerler manzumesinin bütünüdür. Bir toplumun millî rengidir¸ onu var eden¸ geleceğe taşıyan koruyucu nitelikli vasıtasıdır. Bir şehirde bütün bunları geçmişiyle diri geleceğiyle aktif bir şekilde var edebiliyorsanız o şehir kültür şehridir. Hani İstanbul¸ 2010'da Dünya Kültür Başkenti oldu. Yakışır da¸ çünkü zaten burada kültür çoğu zaman ticarî unsur olarak değerlendirilse de aktiftir. Türkiye'de yayımlanan kitapların neredeyse tamamına yakını burada neşrediliyor. Dergilerin önemli bir kısmı burada çıkıyor. Tiyatrolar burada¸ bu alana hayat veren insanların önemli bir kısmı burada…


Peki¸ böyle ayrıcalıklı yere sahip İstanbul'un karşısında diğer şehirler¸ mesela ülkenin Başkenti Ankara¸ ülkenin önemli şehirlerinden İzmir¸ tarihi derinliğiyle gerçek anlamda bir açık müze şehir konumundaki Kayseri nasıl izah edilecektir?


Biz¸ bu konuda diğer şehirler adına söz hakkına sahip olmadığımızı düşünmüyoruz. Bunun için onları bir kenara bırakarak ekmeğini yediğimiz ve suyunu içtiğimiz Kayseri'nin kültürel değerleri üzerinde durmak istiyoruz:


Kayseri¸ zaman zaman izah ettiğimiz gibi geçmişte tam anlamıyla bir ‘Üniversite Şehri' idi. Selçuklunun önemli Medreseleri burada olduğu için bu şehirde her gün adeta bilgi panayırları kuruluyordu. Binlerce genç dünyanın çeşitli yerlerinden gelip burada ders görüyor ve tekrar ülkelerine dönüp buranın aydınlığını memleketlerine taşıyorlardı. Bu durum¸ Osmanlı'nın ilk asırlarında da devam etti. Daha sonra İstanbul'da yoğun bir medreseleşme başlatıldı. Tabii olarak buradaki potansiyel¸ Devlet-i Ali'nin başşehrine kaydı. Kayseri son birkaç asırdır¸ o güzelliğinden mahrum bir şekilde yaşadı. Bugün¸ 30 bin öğrencinin eğitim gördüğü bir devlet üniversitesi var¸ arkasından iki özel üniversite kuruldu. Yakın bir gelecekte ikinci bir devlet üniversitesi daha kurulacak. Bunlar Kayseri'yi kültür şehri yapar mı? Üniversitelerin halini dikkate alırsanız hemen olumlu cevap vermedeki zorluğu anlayabilirsiniz.  Umarız¸  üniversitelerimiz bu misyonu ortaya koyabilsinler. Düzenlenen bir yığın programda karşılaşılan ilgisizlik ister istemez bu kaygıyı doğuruyor.


Kayseri'deki dergicilik ve kitap yayınları da önemli ölçüde arttı ve kalite düzeyi de hayli iyi duruma geldi. Bazı üniversite hocalarının yayınları lokal alanlara hitap ediyor olsa bile bir anlam ifade etmektedir. Bunun yanında¸  üniversiteden ve serbest kültür alanında ülke genelindeki büyük yayınevlerinde kitapları neşredilen çok sayıda bilim ve kültür adamı Kayseri'nin bu yöndeki onurunu kültürel değerler açısından yükseltecek niteliktedir. Büyükşehir Belediyesi'yle birlikte Kocasinan Belediyesi'nin kitap yayınları önemli bir atılımın işaret olarak algılanabilir. Üniversite¸ özellikle sempozyumlarını kitaplaştırarak bunları gelecek nesle taşımada çok akıllıca bir hizmete öncülük etmektedir.


Peki¸ yeter mi bunlar? Elbette ki hayır!


 "Kültür Şehri" olabilmenin ilk göstergesi¸ her gün birkaç kültür¸ sanat¸ edebiyat programından birini seçme durumuna gelebilmekle izah edilmelidir. Eğer birkaç tane tiyatro binan var da¸ bir tiyatro grubun yoksa kültür şehri olmada çok ciddi bir eksiğin var demektir. Konservatuarın var da¸ bunu besleyen¸ ayakta tutan Türk Sanat ve Türk Halk Müziği koraların ve bu müzik dallarında ülke genelinde kabul gören ses sanatçıların yoksa yine o binanın duvarından birisi eksik demektir. Resim atölyelerin¸ ebru¸ hat¸ tezhip atölyelerin oluşmamışsa¸ git de bak¸ kültür şehrinin binasında duvarın birini daha yerinde olmadığını göreceksin. Sanat galerin var da¸ orada her ay birkaç sergi açmayı bir kenara bırakın¸ yılda birkaç sergi açamıyorsan¸ nerede senin entelektüel merakın? Kütüphanelerin var mı¸ varsa yeterli mi¸ olanının kapısı kimlere açılıyor?  Süreli yayınlar¸ ülkede çıkan bütün kitaplar gelebiliyor mu? Buralar sadece okul ödevleri için çocukların başvuru yeri olarak kalıp araştırmacıları¸ ilgi duyanları çekemiyorsa¸ bırakın kültür şehri olmayı¸ kültürü kendi kaynağında kurutmanın o dayanılmaz acısı yüreğinizi burkmayacak mı? Şehrin oturduğu alanın bile altında geçmiş medeniyetlerin devasa eserleri yatıyor. Kendi medeniyetimizin arkeolojik ve etnografik yığınla malzemeleri depolarda çürütülüyor. Buna karşılık bir küçük salonlu müze binanla halkı tarih yolculuğuna çağıracaksın¸ olacak şey mi bu? Kültür Şehri'nin misyonunu bununla kime ve nasıl anlatacaksın? Çocuk koroların¸ çocuk programların yoksa kültür altyapısı kimlere emanet edilecek bunun hesabını yapmak zorundasın. Günlük gazetelerinde¸ magazin dergilerinde kültürel değerlere yer verilmiyor¸ kültür haberleri ve yorumları dikkate alınmıyorsa¸ televizyonlarında¸ siyasetin ve dedikodu gevezeliğinin dışında bir şey yoksa bu kültür şehrinin atmosferinde hangi çiçeğin filizlenecektir? Düzenli konferans programları yapılmıyorsa¸ çok daha önemlisi¸ şehrin kültürünü besleyen kafaları bir araya toplayamıyor¸ bunları ortak şuur etrafında bir araya getirerek¸ onlardan şehrin kültürel dokusuna malzeme alamıyorsan¸ bırakın duvarı¸ senin zeminin bile yok demektir!.. Muhteşem bir kongre binası yapıp da¸ kapısını ayda bir defacık olsun uluslararası toplantılara¸ ya da milli kongrelere¸ konferanslara açamıyorsan¸ Kültür Şehri'nin çatısını da söküp atabilirsin artık bir kenara…


Müspeti ve menfisiyle şehrin kültürel dokusu işte böyle. Bundan herkesin kendine göre alacağı ders ve yükleneceği sorumluluklar vardır… Artık¸ önemli olan geçmişin olumsuzluğuna takılıp kalmak¸ ya da geçmişteki olumlu tarafımızla övünmek değil¸ geleceğe daha iyi bir şehir emanet edebilmektir! Bu idrake ulaştığımız gün¸ yaşadığımız şehrin farkına varmış olacağız…


Arapçada şehre  "Medine" denir. Yani; "Medeniyetin filizlendiği yer!" ‘Medeniyet' kelimesi¸ şehirleşmenin sonucu toplum hayatına girmiştir. Medenî olmak şehirli olmak ise¸ şehirler medeniyeti kendi oluşturduğu kültürüyle besleyip zenginleştirerek yol alır. İnsan da böylece o şehrin imkânlarıyla kendi şahsiyetini donatmış olur. Böyle bir iç içeliğin farkına varabiliyorsak¸ yaşadığımız şehirler geleceğe iyi bir miras taşıyacak demektir… O mirası oluşturan¸ yaşayan ve taşıyan da insandır. İnsanın olmadığı yerde şehir olmaz. Sözün en başına dönersek¸ dağ başında tek başına yaşayarak şehir oluşturamazsınız. Şehirler insanların ortak duyarlılık ve ortak değerleri besleme dikkati üzerine oturur. İnsana refahı getiren de birbirini anlayarak birlikte paylaşarak yaşamayı öğrenmek ve onu insan onuru için önemli bir vazgeçilmez anlayış olarak yaşatabilmektir… Şehirler değişik kültür ve medeniyetten gelen insanları bir arada toplayıp onlardan ortak değerler ve idealler etrafında kenetleşmiş homojen bir topluluk çıkarabiliyorsa geleceğini kurtarmış olurlar. Şehirlilik aslında¸ biraz da böyle bir anlayışı besleyecek fedakârlığı yapan insanların birlikte yaşama erdeminden doğar… Bizler böyle bir erdeme ihtiyaç duyduğumuz ve onu hayatımızın olmazsa olmazı haline getirebildiğimiz oranda şehirleşmiş oluruz… Şehrin kültürü de budur¸ ruhu da…

Sayfayı Paylaş