KEMÂL DERECESİNDE KUVVETE SAHİP¸ FİİLLERİ SEBEBİYLE GÜÇLÜĞE VE YORGUNLUĞA UĞRAMAYAN: EL-METÎN

Somuncu Baba

“Gören gözler¸ işiten kulaklar ve konuşan ağızlar için Yüce Allah'ın el-Metîn ismi¸
kemâl noktasında bütün bir varlığa yansımıştır. Biz O'nun kudret sıfatlarıyla ilgili
isimlerinde olduğu gibi ilâhî kudretin bir başka ifadesi olan el-Metîn isminde de
bu tecellîyi görebiliriz.”

Arapça'da metîn¸ “sağlam¸ kuvvetli ve dayanıklı olmak” demektir. Metânet kökünden türemiş olan metîn¸ çok güçlü ve sağlam olma anlamına gelir. Allah'ın en güzel isimlerinden birisi olan el-Metîn¸ metânet kuvvetinin şiddetini gösterir.  O'nun kuvveti hiçbir zaman eksilmez¸ gevşemez¸ O¸ bıkmaz¸ yorulmaz ve usanmaz. Yüce Allah'ın azamet ve yüceliğini¸ güç ve kudretini ifade eden bu güzel isim¸ “kuvveti şiddetli” olan anlamına gelir. El-Metîn ismi¸ O'nun kudretini¸ iktidar ve şiddetinin nihâyetsiz oluşunu ortaya koyar. Nitekim Kur'an'da bir âyette şöyle geçer:


“Şüphesiz Allah rızk verendir¸ güçlüdür¸ çok kuvvetlidir.”[1]


Bu âyette¸ el-Metîn isminin kuvvetle birleştirilmiş olması¸ bir başka kemâle işaret eder. O da Allah'ın kudretinin sonsuz oluşudur. Burada aynı zamanda kuvvetin sonsuzluğu¸ kuvvetin şiddetinin sonsuzluğunu da gerektirir. Yine bu âyette yer alan ve kullarına bol bol rızık veren er-Rezzâk isminin zikredilmesi¸ Allah'ın kuvvetinin eserini varlıkta tecellî ettirmesinin bir göstergesidir. Çünkü O'nun kudretinin bir sınırı olmadığı gibi er-Rezzâk oluşunun da bir sınırı yoktur: “Göklerin ve yerin anahtarı O'nundur. Rızkı¸ dilediğine yayar¸ dilediğine de ölçülü verir.”[2]  rızkını var ettiği bütün âlemlere ulaştırır.  Zâriyât Sûresi'nin 58. âyetinde¸  el-Metîn ile birlikte geçen er-Rezzâk¸  Allah'ın bir sıfatı ve bir ismi olarak¸ tekrar tekrar rızık veren¸ onu sürekli artırıp çoğaltan mânâsı taşır. Bu sebeple “er-Rezzâk” ismi sadece O'na izafe edilebilir. Allah'tan başkası için ad olarak kullanılamaz. Ancak¸ bu ismin/sıfatın başına ‘abd/kul' sözcüğü eklenerek  Abdürrezzâk/Rızık verenin kulu” anlamında insan için kullanılabilir. 


Gerçek Metânet¸ Hak Üzerinde Sebât Göstermektir.


Nasıl ki Yüce Allah¸ kullarının hayatlarını sürdürmeleri ve bedenlerinin maddî ihtiyaçlarını karşılamaları için onlara yiyecek ve içecek cinsinden sayısız rızk veriyorsa¸  aynı şekilde kalb ve ruh dünyalarının açlığını gidermek için de onlara; ilim¸ zikir¸ iman ve mârifet gibi mânevî rızkılar verebilir. Nitekim şu âyette mânevî rızka dikkatlerimiz çekilir: “Şu'ayb şöyle dedi: ‘Ey kavmim! Söyleyin bakayım¸ ya ben Rabbimden gelen açık bir delil üzere isem ve katından bana güzel bir rızk vermişse!… Ben size yasakladığımı kendim yapmak istemiyorum. Ben sadece gücüm yettiğince (sizi) düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah'ın yardımı iledir. Ben sadece ona tevekkül ettim ve sadece ona yöneliyorum.[3]  Burada rızk¸ risâlet ve nübüvvet anlamına gelir. O halde¸ Cenâb-ı Hakk'ın güç ve kudretinin enginliğini gösteren el-Metîn ismi¸  er-Rezzâk ismi ile birlikte zikredilmişse¸ buradan¸ iktisâdî hayatın gerçek düzenleyicisinin de Allah olduğu sonucuna ulaşırız. İnsan¸ varlık anında şımarmamalı¸  Allah'a rağmen bir hayatı yaşama gibi dünyevileşme bataklığına düşmemelidir. Böyle bir yanılgı¸ insanın hayat serüveninde metânetini kaybetmesi anlamına gelir. Maalesef bugün¸ metânet¸ maddî güç gösterisi olan semboller ve kulelerle temsil edilmektedir. İnsan¸ böyle bir metânetin sahte olduğunu bilmeli¸ gerçek metânetin iman ve eylem bütünlüğünü birlikte temsilden geçtiğini unutmamalıdır.


 


Gören gözler¸ işiten kulaklar ve konuşan ağızlar için Yüce Allah'ın el-Metîn ismi¸ kemâl noktasında bütün bir varlığa yansımıştır.  Biz O'nun kudret sıfatlarıyla ilgili isimlerinde olduğu gibi ilâhî kudretin bir başka ifadesi olan el-Metîn isminde de bu tecellîyi görebiliriz. Kur'an-ı Kerim'de tuzak anlamına gelen keyd'le birlikte Yüce Allah'ın el-Metîn isminin geçmiş olması¸  bunun en açık örneklerinden birisidir.


İyiler¸ Fazîlet Mücadelesinde Metîn Olmalıdırlar.


Bilindiği gibi tarih boyunca inkâra şartlanmış olan kimseler İslâm'ı¸ hakkı ve hakîkati yeryüzünden silmek ve etkisiz hale getirmek için İslâm'ın yolunu kesmek adına türlü türlü tuzaklar kurmuşlardır. Sembolik anlamda Ebu Leheb'in karısı Ümmü Cemil'in Hz. Peygamber (s.a.v.)'in geçeceği yollara diken serpmesi bunun en can alıcı örneğidir. Bu diken ve tuzakların¸ tarih boyunca farklı kılıf değiştirmiş olması¸ bizi asıl meseleden uzaklaştırmamalıdır. Bu dikenler ve bu tuzaklar bazen¸ zecrî tedbirler olmuş¸  bazen¸ Müslümanların ifade ve inanç özgürlüğünü engellemek olarak kendini göstermiş¸ yerine göre de iletişim kanallarıyla karalama ve iftirâ kampanyalarına dönüştürülerek İslâm ve Müslümanların imajı sarsılmak istenmiştir. Gerçek dâvâ adamları¸ bütün bunlara rağmen¸ hayatlarında temsil Müslümanlığını görünür kılmaktan aslâ geri durmamışlar¸ daima metânetlerini korumuşlardır. Allah'ın yolunu kesmeye yönelik bu tuzakların insanlık tarihinde dün ve bugün sayısız örnekleri vardır. Bundan sonra da olmaya devam edecektir. Bu dünya hayatı iyiler ve kötülerin bir mücadele alanıdır. Eğer iyiler inanç ve yaşamlarında dik dururlarsa daima galip geleceklerdir.


 Allah¸  dinine yardım edenlere yardım edeceğini vaat etmiştir: “Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz (emrini tutar¸ dinini uygularsanız) O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.”[4] İslâm tarihinde bunun canlı örnekleri görülmüştür:


Bedir'de¸ Müslümanlar müşrikler karşısında sayısal anlamda güçsüz olmalarına rağmen¸ mâneviyatlarını güçlü tuttukları ve metânetlerini korudukları için Allah onlara yardım etmiştir.[5]


Allah¸ Huneyn gününde Müslümanlara yardım etmiştir.[6]


Yüce Allah¸ âyetlerini yalanlayan kavme karşı Hz. Nuh ve ona inananlara yardım etmiştir.[7]


Yüce Allah¸ Hz. Mûsâ ve Hz. Hârûn'a yardım ettiği için onlar gâlip gelmişlerdir.[8]


Kur'an-ı Kerim'de inkâra şartlanmış olan kimselerin hakkı yok etmek için kurdukları tuzaklara ve çevirdikleri entrikalara karşı¸ onların bu düzenlerini bozacağı anlamında keyd/tuzak¸ Allah'a izafe edilir. Eğer mü'minler inandıkları haklı dâvâlarından sebât eder ve sağlam bir duruş sergilerlerse¸ Allah hakîkat karşıtlarının tuzaklarına karşı metin olacağını bizzat Kur'an-ı Kerim'de dile getirmiştir: “Ben onlara mühlet veririm. Şüphesiz benim tuzağım çetindir.”[9]


Metâneti Korumanın İlacı: İman ve Amel Birlikteliğidir.


Öte yandan Arapça'da metânet kökünden gelen metîn¸ salâbet mânâsı da taşır. Salâbet¸ metîn olmak bağlamında bir Müslümanın İslâm'ın sosyal hayatta görünürlüğünü ve varlığını temsil eden şiarlarını¸ alâmet ve sembollerini korumak için sahip olduğu kalb (iman) kuvvetini ifade eder. Salâbetin karşıtı; dinî değerlere karşı duyarsızlık¸ umursamazlık¸ ciddiyetsizlik¸ vurdumduymazlık¸ “bana necilik” ve inanç bozukluğudur. Müslüman insanda salâbet erdemi¸ çok kıymetli bir huydur¸ ahlakî bir davranıştır. Türkçemizde bazen salâbet yerine taassup kelimesi kullanılır. Taassup¸ aslında âdet ve geleneklerde veya maddî ve mânevî şeylerde fazla direnip taraftarlık yapmaktır. Bu yönden iki türlü¸ müsbet ve menfi anlamda bir taassuptan söz edilebilir. Bunlardan ilki¸ dine uygun olan taassuptur. Burada kastedilen taassup¸ körü körüne şuursuzca bir inancı müdafaa etmek değildir. İman ve bu imanın bir göstergesi¸ tezahürü olan amellerde gösterilen sebâttır. Bu¸ İslâm'da övülen bir fazîlettir.  Diğeri ise¸ bâtıl ve faydasız âdetler¸ modalar¸ fikirler¸ yapılıp yapılmamasında dinî bir sakınca bulunmayan işler üzerinde gösterilen körü körüne bağlılık¸ taassuptur. Bu ise¸ bir rezâlettir. Ne yazıktır ki¸ bazı kimseler¸ bu ikinci kısımdan olan asılsız şeylere dört elle sarıldıkları halde¸ mukaddesâta ve din esaslarına bağlı kalan kimselere bir kusur olmak üzere taassub isnat etmekten kendilerini alamazlar. Bu¸ câhilce bir görüşün sonucudur¸ bundan kaçınılmalıdır. Her duyarlı ve şuurlu Müslüman¸ yaşadığı bütün zaman ve mekânlarda¸ hakkı hak olarak bilip hakka uymalı¸ batılı batıl görüp ondan kaçınmalıdır.


Yüce Allah'ın el-Metîn ismi¸ bir Müslümanın hayatında kendisini hakka ve hakîkate sıkı bir şekilde tutunmada¸ iman ve amel yolunda sebât etmede göstermelidir.


Ne mutlu Allah'ın kopmaz ipi olan Kitabına dört elle sarılan ve Rasûlü'nün sünnetini hayatında düstur edinen metin imanlı ve yürekli Müslümanlara!…


 






[1] 51/Zâriyât¸ 58.



[2] 42/Şûr⸠12.



[3] 11/Hûd¸ 88.



[4] 47/Muhammed¸ 7.



[5] 3/Âl-i İmrân¸ 123.



[6] 9/Tevbe¸ 25.



[7] 21/Enbiy⸠77.



[8] 37/Sâffât 116.



[9] 68/Kalem¸ 45;7/A'râf¸ 183.

Sayfayı Paylaş