İYİ HABER

Somuncu Baba

"Az önce aldığı müjde aklına geldikçe¸ yüreğinde tatlı
bir hafiflik hissediyordu. Akşamüstü temizlik bitince¸
bahçeye çıkıp dünden düşen kuru yaprakları topladı.
Tırmıkla toprağı düzeltip¸ ağaçlardan başlayarak
bütün bahçeyi yıkadı. "

Azra telefonu kapattığında¸ sevinçten havalara uçacak gibiydi. Bir an ne yapacağını düşündü ve hızlı adımlarla banyoya girip kovayı suyla doldurdu. İçine iki çeşit deterjandan bolca koydu.  Güzel kokması için¸ biraz da çamaşır yumuşatıcısından koydu ve banyodan çıkmadan etrafa şöyle bir bakıp "Sonra da banyoyu temizlerim. Dün biraz aceleye geldi." diye düşündü.


Azra biraz önce aldığı haberin sevincini çıkarmak için dört elle girişti temizliğe. Önce bütün koltukları ortaya çekti ve iki eliyle duvarlardan başladı silmeye. Daha bir hafta olmamıştı duvarları sileli ama bu sevincini başka türlü yaşayamazdı. Bir ara eşiyle iki oğluna müjdeyi vermek istedi ama "Yok yok hepsi bir gelince¸ sofrada söylerim. Temizlik bitsin de bir de ıspanaklı börek açayım." dedi¸ kendi kendine… Azra işleri o kadar istekle yapıyordu ki temizlik yapmaktan nefret eden biri bile¸ onun bu halini görse çok özenirdi. 


Az önce aldığı müjde aklına geldikçe¸  yüreğinde tatlı bir hafiflik hissediyordu. Akşamüstü temizlik bitince¸ bahçeye çıkıp dünden düşen kuru yaprakları topladı. Tırmıkla toprağı düzeltip¸ ağaçlardan başlayarak bütün bahçeyi yıkadı. O kadar hızlı iş yapmıştı ki¸ yorgunluktan beli ağrıyordu ama umurunda değildi. Neredeyse beş yıldır beklediği haberi almıştı. Bundan sonra hayatları çok farklı olacaktı.


Bahçede işi bitince¸ vakit kaybetmeden mutfağa geçti. Tepsiye unu eleyip iki tane yumurta kırdı bir kâse yoğurtla hamuru yoğurdu. Ispanakları ayıklarken¸ inceden bir türkü bile tutturdu. Akşam eşiyle çocukları¸ börekleri iştahla yerken güzel haberi verecekti.  Yüzlerindeki sevinçle karışık şaşkın ifadeyi gözünün önüne getirip kendi kendine gülümsedi.


Sofrayı kurarken dış kapı açıldı. Büyük oğlu Halil¸ öfkeli adımlarla içeri girdi. Bir taraftan da söyleniyordu. "Nasıl çıkarırlarmış bizi dükkânlardan ya. Tam da düğün öncesi. Onca masraf var. Bi de adam kalkmış ya satın alın ya da çıkın diyor. Sanki para var o kadar. Bak şuna ya." Halil hırsından¸ ne düğün sofrası gibi özenle hazırlanmış sofrayı gördü ne de annesinin gözlerindeki mutlu ifadeyi. Azra yarım yamalak duyduğu şeylerden aşağı yukarı anlamıştı ne olduğunu. "Oğlum üzülme. Bak bugün…" diye konuşarak peşinden gitti ama tam oda kapısının önüne geldiği anda¸ Halil hızla çarpıp içeri girdi. Azra kelimeler ağzına tıkılmış bir anda¸ kapının önünde kalakaldı. Tam kapıyı yavaşça vurmaya hazırlanırken¸ Halil hızla çıktı. Bir taraftan ceketini giyerken "Ben çıkıyorum. İzmir'e amcamdan borç istemeye gidiyorum. Babam da Davut'tan alacağımızı almaya gidecekti. Hadi ben kaçtım." dedi sokak kapısını çarparken. Azra "Oğlum bekle bak ne dicem?.." derken bir kez daha sözleri ağzına tıkıldı.


Hemen arkasından aradı ama Halil aceleden telefonunu evde bırakmıştı.


"Tüh! Yavrucuk çok da kızgındı. İyi haberi verebilseydim…"


Azra kendi kendine böyle konuşarak Halil'in odasına girdi. Sağa sola atılmış giysileri toplayarak balkona çıktı. Hepsini tek tek silkeledi ve gelip makineye attı. Makine çalışıp su alınca¸ bir iki döndükten sonra makineyi kapattı. Sonra boşaltmaya aldı. Suyu boşaltınca tekrar kurdu ve oldukça uzun bir programda çalıştırdı. Sonra da hızlı adımlarla balkonu silmeye giderken "Şimdi Yiğit'le Hüsnü gelince onlara söylerim."


Sofraya bakıp "Yazık hiç de fark etmedi." dedi içini çekerek. Çorbayı ısıtmak için mutfağa geçerken kapı tekrar açıldı. Bu defa gelen Yiğit'ti. Oldukça üzgün görünüyordu." Anne ben hemen çıkacam. Babam bir kavgaya karıştı. Alacağını istemek için¸ Davut'un yanına gitmişti. Davut vermemekte ısrar edince babam hırsına yenilmiş. Sonra da …"


Azra¸ devamı ne kadar kötü olabilir diye dehşet içinde dinlerken Yiğit "Hadi anne durma öyle. Hemen hazırla bir iki parça bir şey. Adam nezarette yarı çıplak kaldı. Üstü başı hep çamur olmuştu çıkarıp atmış." Azra duyduklarına inanamıyordu. Eli ayağına dolaşarak odaya girdi. Bir pantolon ve gömleği güçlükle bularak bir poşete koydu. Sonra bir çift çorapla bir iç çamaşırı koydu. Yiğit bir taraftan konuşmaya devam ederken¸ bir taraftan da ne yediğine dikkat etmeden börekten¸ kızarmış tavuktan atıştırıyordu. Bir çatal ezmeden alıp böreğin üzerine koyarken yere düşürdü. Yerdeki beyaz halıda¸ kocaman bir kırmızı leke oluştu. Yiğit için o anda zaman durmuştu sanki. Annesi içerden çıkıp da bu lekeyi görürse kriz bile geçirebilirdi. Mutfağa koşup bembeyaz el bezlerinden iki tanesini aldı. Üzerine biraz çamaşır suyu dökerek içeri geldi ve can havliyle sildi. Leke kırmızıdan çok açık pembeye döndü. "Biraz daha uğraşırsam çıkar" diye düşünerek çamaşır suyunu getirip lekenin üzerine döktü ve bezi hızla bastırarak sildi. Halının leke olan kısmı tamamen temizlenmişti ama yazık ki¸ leke ile birlikte tüyleri de çıkmıştı. Halının o kısmı kel kaldı. "Annem görürse çok fena olur." Sanki o anda o gün yaşanan bütün felaketleri unutmuş¸ halının lekesi tek sorun olarak öylece karşısına dikilmişti. Yiğit ne yapacağını düşünürken¸ orta sehpayı yavaşça çekip tek ayağını lekeli olan kısma koydu. Bir taraftan da konuşmaya devam ediyordu. "Biliyorsun kredi ödemesinin bugün son günüydü. Önceki ay da ödenmedi. Bir de dükkân için mal sahibi öyle deyince…"


Yiğit'in sesi Azra'nın kulağında uğultu halini almıştı. İki kelimeden ancak birini anlıyordu. Ne vereceği iyi haber aklındaydı şu anda ne de içeride kurulu olan sofra.


Yiğit¸ kirlenen el bezini annesi görmesin diye çöp kutusunda çöplerin arasına sakladı. Elini de mutfak lavabosunda yıkayarak¸ annesinin en sinir olduğu şekilde pantolonunun arka ceplerine sildi. O sırada Azra mantosunu giymiş başörtüsünü bağlıyordu.


Yiğit çantayı alırken "Sen boşuna gelme. Dayıma da haber verdik. O da orda şimdi. Ablam sakın gelmesin¸ göstermezler." dedi. Yarın birlikte gideriz.


Kapıdan çıkarken "Dua et de Davut'a bir şey olmasın. İşimiz hepten zorlaşır." dedi ve kapıyı kapatırken kendi kendine "İyi bir avukat tutmak lazım ama ona da para ister." dedi.


Azra o zaman hatırladı Yiğit'in içeri girdiğinden beri unuttuğu iyi haberi. "Ah!" dedi. Eliyle hızla başına vurarak¸ "Sabah hemen söyleseydim¸ belki de bunlar olmazdı." Biraz oturup olanları düşünmeye ve bir anlam vermeye çalıştı.  Kafasının içi donmuş gibi¸ hiçbir şey düşünemiyordu. Bir süre sabit bir noktaya baktı. Sonra hızla kalktı ve sabahki halinden daha büyük bir istekle mutfağa girdi. Mutfak dolaplarındaki bütün tabakları indirdi. Hepsini tek tek silmek için beyaz bezine baktı ama koyduğu yerde yoktu. "Eskidi de attım mı acaba? Kafa da kalmadı ki?" diye başka bir bez aldı ve hafif nemli halde bütün tabakları tek tek sildi. Sonra bütün dolaplara yağ sökücü sıkıp en az iki kez sildi ve duruladı. Tabakları yerleştirirken vakit artık sabaha karşı olmuştu. Yorgunluk ve sıkıntıdan ayakta duracak hali kalmamıştı. Uykusu gelmiş neredeyse ayakta uyuklamaya başlamıştı. Son bir gayretle tabakları yerleştirirken "İyi haberi de veremedim. Telefonu da kapalı. Sevinecek hal de kalmadı ya." diye söylendi kendi kendine.


Sabah ezanları okunmaya başlarken Azra yatağın üzerine çökercesine oturdu. Gözleri kapanırken "Davayı kazandık. Artık yedi yüz bin liramız…." Uyuyakaldı.  Uykusu birden o kadar derinleşti ki kapıyı açan ve onu omuzlarından tutup yatağa yatıran Yiğit'i fark etmedi bile.

Sayfayı Paylaş