“MÂLİK VE SAHİP OLAN¸ TASARRUF ETME GÜCÜNE LAYIK OLAN: ” EL-MELİK

Somuncu Baba

“Cenâb-ı Hak¸ gerek yaratma¸ gerek yok etme¸ gerek var kılma yönünden
mülkünde hükmünü dilediği gibi dilediği zaman yürütür.”

El-Melik¸ “mâlik ve sahip olmak¸ elinin altında bulundurup tek başına tasarruf etmek” anlamına gelen mülk kökünden türemiş bir sıfat olup “Hükümdar¸ mülk sahibi” demektir.  Yüce Allah'ın en güzel isimlerinden birisi el-Melik'tir: “O¸ mülkün tek sahibidir.”[1] O¸ görünen ve görünmeyen bütün âlemlerin sahibi ve yöneticisidir. Bu mânâda Yüce Allah (c.c): “Din (âhiret) gününün sahibidir.”[2]


Varlıkların¸ hesâba çekilip cezâ veya ödüllendirilecekleri kıyâmet gününün tek sahibi Allah'tır. Dünya hayatında bütün bir yeryüzüne her türlü zorbalık yöntemini kullanarak egemen olan güçlerden hiçbirisi o gün mülk sahibi olma iddiasında bulunamayacaktır. Dünyadaki zorba hüküm­darlar¸ âhirette¸ gerçek hükümdar olan Allah'ı görünce¸ kendilerinin¸ küçük ve zelil kimseler olduklarını; büyüklük ve azametin¸ mülk ve hükümranlığın ise yalnız Allah'a ait olduğunu kesin olarak anlayacaklardır. Nitekim Yüce Allah bu hususta şöyle buyurmuştur:


O gün onlar ortaya çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah'a gizli kalmaz. Bugün mülk (hükümranlık) kimindir? Tek olan¸ her şeyi kudret ve hâkimiyeti altında tutan Allah'ındır.”[3] 


Görüldüğü gibi O¸ görünmeyen âlemin de mutlak sahibidir.


Hüküm Gününün Sahibi


Mülk kökünden gelen  “hüküm verme hakkına sahip ve kıyamet gününü getirmeye gücü yeten” mânâsına gelen Mâlik de Allah'a nispet edilir. Bu anlamda o gün¸ Allah'ın dışında hiç bir kimse âhirette hüküm vermeye güç yetiremeyecektir. Değil hüküm vermek¸ insan da dâhil hiçbir mahlûk O'nun izni olmadan dudağını bile kıpırdatamayacaktır. Bununla ilgili bazı ayetler şöyledir:


Onlar¸ Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahman'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir.”[4]


O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur¸ ayakları da kazandıklarına şahitlik eder.”[5]


O gün kendisinden yan çizmek mümkün olmayan davetçiye (İsrafile) uyarlar. Sesler¸ Rahman'ın azametinden dolayı kısılmıştır. Artık sadece fısıltı işitebilirsin.”[6]


Onlar (melekler)¸ O'nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O'nun korkusuyla titrerler.”[7]


Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar cennetlerde¸ ırmak başlarındadır. Muktedir bir hükümdarın katında¸ doğruluk meclisindedirler.”[8] Bu ayette Yüce Allah'ın kendisini “muktedir bir hükümdar” olarak nitelendirmesi dikkat çekicidir. Çünkü melik oluş¸ egemenlikte gücü temsil etmektedir. Bu mânâda Yüce Allah'ın buyrukları bütün bir mülkünde geçerlidir. Çünkü mülk O'nundur.[9] Mülkünde dilediği gibi tasarrufta bulunma hakkı ve yetkisi de O'na aittir.


Yüce Allah sadece âhiretin değil¸ bu dünyanın da mâliki ve sahibidir: “Yaratmak da yönetmekte O'na aittir.”[10] Nitekim şu âyette Yüce Allah'ın bu dünyanın da yegâne mâliki ve sahibi olduğu vurgulanır:


 De ki: Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin¸ dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.”[11]


Mülk Sahibine Karşı Sorumluluk


Cenâb-ı Hak¸ gerek yaratma¸ gerek yok etme¸ gerek var kılma yönünden mülkünde hükmünü dilediği gibi dilediği zaman yürütür. Bu isimdeki mülk kelimesi¸ memleket mânâsına gelir. Mâlik de tam kudret sahibi demektir. Dolayısıyla bütün bir kâinat Allah'ın memleketidir. Ama mecâzî anlamda Yüce Allah bu memleketin yönetimini¸ idaresini insanlara vermiştir. İnsanlar bu memlekette¸ adaletten¸ haktan¸ hukuktan ayrılmayacaklardır. Özellikle aileden tutun bir şirket yöneticiliğine¸ bir köy yöneticiliğinden tutun¸ bir il yöneticiliğine bir meslek grubu yöneticiliğinden tutun bir devlet yöneticiliğine varıncaya kadar bütün yöneticiler¸ mülkün sahibi olarak Allah'ı bilmeliler ve ona hesap verebilecek bir duyarlılıkta bir yönetim ortaya koymalılardır. Abdullah b Ömer (r.a.) in naklettiği bir rivayette Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:


 “Hepiniz çobansınız ve hepiniz elinizin altındakilerden sorumlusunuz Yönetici bir çobandır Erkek¸ aile halkının çobanıdır Kadın¸ kocasının evi ve çocukları için çobandır Hepiniz çobansınız ve hepiniz çobanlık yaptıklarınızdan sorumlusunuz [12]


 Bu rivâyette geçen râî¸  muhafazası için bir şeyler tevdi edilmiş güvenilir muhâfız anlamına gelir. Türkçe'de buna çoban denilir. O halde herkes sorumlu olduğu alanda olup bitenlerden mes'ûl tutulacaktır.  Hatta her insanın en yakın memleketi¸ Allah'ın kendisine verdiği beden ülkesidir. O¸ gerek iç dünyasına ve gerekse bütün organlarına Allah ve Resulünün hükmünü geçirebildiği zaman¸ kendisine verilen hâdis kudret nispetinde kendi ülkesinin mâliki ve sahibi olur.


Acaba onun beden ülkesinin yöneticisi kimdir? Melekler mi? Şeytanlar mı? Nefis mi¸ yoksa hevâ mı?


 İnsan kendi öz benliği ve organları üzerinde tam bir yönetim sergileyemediği müddetçe¸ dışında iyi bir yönetim örnekliği ortaya koyması tartışmalıdır.  Mesela¸ bir aile yöneticisi olan bir baba¸ kendisine emanet edilen yüzelli metrekarelik toprak parçası üzerinde acaba ne kadar tasarrufta bulunabiliyor? Bu emanet toprak parçası üzerinde yaşayan eşine ve çocuklarına adalet ölçüleri içerisinde tam bir yöneticilik sergileyemeyen bir babanın büyük laflar etmesi abes değil midir?


Çağımızın bir İslâm davetçisi: “Ey Müslümanlar! Sizler İslâm'ı¸ kendi bedenleriniz üzerinde öyle canlı ve diri yaşayın ki¸ Allah da onu beldelerinizde yaşatacaktır.” der.


O halde¸ mülk Allah'ındır. Biz bu mülkte O'nun emanetçisiyiz. O¸ mülkü dilediğinden alır¸ dilediğine verir¸ dilediğini zelil¸ dilediğini aziz kılar. Burada önemli olan O'nun mülkü karşısında bizim O'nu hatırlayıp hatırlayamadığımızdır. Her şey kendisine Allah'ı hatırlatan bir mü'min duyarlılığı¸ bu varlık düzeni için bir rahmet eseridir. Gelin bütün yatırımlarımızı Allah'ın her iki mülkünü de helâl ve haram ilkeleri doğrultusunda imar etmeye çalışalım.


 


 


 






[1] 59/Haşr¸ 23.



[2] 1/Fâtiha¸ 4.



[3] 40/Mü'minûn¸ 16.



[4] 78/Nebe'¸ 38.



[5] 36/Yâsîn¸ 65.



[6] 20/Tâh⸠108.



[7] 21/Enbiy⸠28.



[8] 54/Kamer¸ 54-55.



[9] 35/Fâtır¸ 13.



[10] 7/A'râf¸ 54.



[11] 3/Âl-i İmrân¸ 26.



[12] Buharî “Nikâh” 91.

Sayfayı Paylaş