HÜZÜNLÜ ÖYKÜSÜYLE SON HALİFE

Somuncu Baba

29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilân edilince hilâfet ve halifenin durumu yeniden gündeme geldi. Gazetelerde halifenin istifa edeceğine dair haberler çıktı. Tartışmalar başladı¸ Dış unsurlarda tartışmalara dâhil oldu.8-9 Aralık 1923 gecesi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde gizli bir toplantı yapılarak İstanbul'a bir İstiklâl Mahkemesi heyetinin gönderilmesine karar verildi. Mecliste bütçe görüşmeleri sırasında hilafetin ilgası ve hanedanın yurt dışına çıkarılmasına dair Urfa Mebusu Saffet Bey ve elli üç arkadaşı tarafından verilen kanun teklifi müzakere edildi. Ali Fethi Beyin başk

İkinci Abdülmecid 29 Mayıs 1868'de İstanbul'da doğdu. Babası Sultan Abdülaziz'in 1876'da tahttan indirilmesinden sonra II. Meşrutiyetin ilânına kadar sarayda kapalı bir hayat yaşadı. Bu sırada yabancı dil öğrendi. Güzel sanatlarla¸ özellikle resimle ilgilendi. Amcasının oğlu Mehmet Vahdeddin'in 4 Temmuz 1918'de tahta çıkması üzerine veliaht oldu. Kuvayı Milliye lehinde beyanlarda bulundu. Hatta bir ara Ankara'ya gitmesi bile söz konusu oldu. Fakat millî harekâtın başına hanedandan birinin geçmesini istemeyen İngilizler onu göz hapsine aldılar.


Son Halifenin Seçilmesi Ve Biat


Türkiye Büyük Millet Meclisi¸ 1 Kasım 1922 tarih ve 431 sayılı iki maddeden oluşan bir kanunla saltanat ve hilâfeti birbirinden ayırarak saltanatı kaldırdı. Böylece İstanbul hükümetine son vermek yoluna gidilmiş oldu. Aynı kanunun ikinci maddesinde ise halifeliğin Osmanlı hanedanına ait olduğu¸ Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bu makama hanedanın ilim ve ahlâk bakımından en lâyık olanının seçileceği ifade edilmekteydi. Ancak¸ 1 Kasım'da saltanatı elinden alınan Vahdeddin'in halife seçildiği de açıklanmamıştı. Vahdeddin iki gün sonraki cuma selâmlığına hem halife hem de padişah sıfatıyla çıktı. Nihayet TBMM'nin kendisini 16 Kasım'da "İhânet-i vataniye" ile suçlamasıyla 16-17 Kasım 1922 gecesi bir İngiliz zırhlısı ile Türkiye'yi terketti.


Bu hadise üzerine hilâfet makamının boşaldığına hükmeden Türkiye Büyük Millet Meclisi¸ 18 Kasım 1922 tarihinde Abdülmecid Efendi'yi halife seçti. Toplam 162 oy kullanıldığı oylama sonuçları şu şekildeydi: Abdülmecit Efendi: 148 oy¸ Şehzade Abdürrahim (II. Abdülhamid'in oğlu): 2 oy¸ Şehzade Selim (II. Abdülhamid'in oğlu): 3 oy¸ Çekimser: 9 oy. Yapılan oylama sonunda Abdülmecit Efendi halife seçildi. Bu olayı ilginç yapan diğer bir konu ise Hz Ali'den sonra ilk kez İslâm tarihinde yine bir halifenin seçimle belirlenmesiydi. Abdülmecit Efendi'ye halife seçildiği hemen bildirildi. Fakat Mustafa Kemal TBMM tarafından seçilen halifenin yetkilerinin ve davranışlarının kontrollerinde olmasını istiyordu. Kendisine bütün İslâm halifelerinin haiz olduğu "Emîrü'l-mü'minîn" unvanı yerine "Halîfe-i Müslimîn" unvanının verilmesi kararlaştırıldı. 24 Kasım 1922 Cuma günü Topkapı Sarayı'ndaki Hırka-i Şerif Dairesi'nde yeni halifeye biat edildi. Halifenin seçiminin ardından TBMM adına bir heyet Bağdat Kasrı'na giderek burada bulunan yeni halifeye kırmızı bir atlas kese içinde seçim mazbatasını ve Kutsal Emanetler dairesinin anahtarını teslim etti. Sonrasında beraberce Hırka-i Şerif ziyaret edildi ve biat merasimi tamamlandı. Son halife Abdülmecit böylece görevine başladı.  Ankara hükümetinin temsilcisi Refet Paşa ile Hoca Müfit Efendi'nin de dahil olduğu mebuslardan müteşekkil bir heyet de hazır bulundu. Fatih Camii'nde yeni halife adına Müfit Efendi tarafından ilk defa Türkçe hutbe okundu. "Küçük cihaddan büyüğüne döndük" mealindeki hadis-i şerifi konu alan hutbede¸ "Büyük cihad" cehalete karşı savaş diye yorumlandı. Yeni halife İslâm âlemine bir beyanname neşrederek kendisini seçen meclise teşekkür etti.


Halifeliğin Kaldırılması ve Sürgün


Saltanatsız halifeliğin ne olduğu konusunun tartışılması ise bir muhalefet cephesi oluşturdu. Cumhuriyetin ilânına kadarki dönemde¸ halifenin devlet başkanı sayılıp sayılamayacağı yolunda değişik görüşler ortaya çıktı. Ankara hükümetinin İstanbul'daki temsilcisi Refet Paşa¸ 19 Kasım 1922 tarihli bir yazı ile¸ Abdülmecid Efendi'nin "Halîfe-i Müslimîn ve Hadimü'I-Haremeyn" unvanını kullanmak¸ Cuma günleri selâmlık resmine çıkmak ve Fatih'in sarığı gibi sarık sarmak¸ İslâm âlemine neşri istenilen beyannamenin bir de Arapçasını neşretmek talebinde bulunduğunu¸ Sultan Vahdeddin'i takip hususunda mazur görülmesini istediğini Ankara'ya bildirdi. Mustafa Kemal Paşa ise Abdülmecid'in Fatih'in sarığı yerine redingot giyebileceğini bildirdi. Fakat "Halîfe-i Müslimîn" yerine "Halîfe-i Rasûlullah" tabirini kullanması¸ imzasını da Abdülmecid bin Abdülaziz Han tarzında yazması uzun tartışmalara sebep oldu. Bununla saltanat fikrinin ortadan kalkmadığı ileri sürüldü. Bu sırada 21-27 Aralık 1922 tarihinde toplanan Hint Hilâfet Konferansı Abdülmecid'in halifeliğini tasdik ve kabul etti. İlk günden başlayan bu gerginlik Halife Abdülmecit'in nişanlarını takarak Cuma alaylarına çıkması¸ hilafet kurumuna ayrılan tahsisatın artırılmasını istemesi ve yabancı elçileri kabul etmek istemesi ile gitgide arttı. Ayrıca o günlerde Hint Müslümanlarının liderlerinden Emîr Ali ve Ağa Han'ın Başbakan İsmet İnönü'ye gönderdiği¸ halifenin konumunun güçlendirilmesi gerektiği yönündeki mektup¸ ülkenin iç işlerine müdahale olarak görüldü ve rahatsızlığı daha da artırdı.


29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilân edilince hilâfet ve halifenin durumu yeniden gündeme geldi. Gazetelerde halifenin istifa edeceğine dair haberler çıktı. Tartışmalar başladı¸ Dış unsurlarda tartışmalara dâhil oldu.8-9 Aralık 1923 gecesi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde gizli bir toplantı yapılarak İstanbul'a bir İstiklâl Mahkemesi heyetinin gönderilmesine karar verildi. Mecliste bütçe görüşmeleri sırasında hilafetin ilgası ve hanedanın yurt dışına çıkarılmasına dair Urfa Mebusu Saffet Bey ve elli üç arkadaşı tarafından verilen kanun teklifi müzakere edildi. Ali Fethi Beyin başkanlığında toplanan meclis¸ "Böyle bir hareketin İslâm âlemini üzeceği¸ bundan ancak İngilizler ‘in memnun kalacağı ve hilafetin Türkiye için lüzumlu bir müessese olduğu" yolundaki itirazlara rağmen¸ 3 Mart 1924 tarihinde halifeliği kaldıran ve Osmanlı hanedanını yurt dışına çıkarmayı öngören 431 sayılı kanunu kabul etti.


Abdülmecid Efendi¸ yanında oğlu Ömer Faruk¸ kızı Dürrişehvar¸ çocuklarının hocası Salih Keramet Nigâr¸ iki kadınefendi¸ özel kâtibi Hüseyin Nakip ve doktoru Selâhaddin Bey olduğu halde¸ aynı günün gecesi otomobille Çatalca'ya götürülerek buradan trene bindirildiler. Trene binerken vali tarafından kendisine verilen zarfın içinden 2000 sterlin ile birlikte. İsviçre hükümetince vize edilmiş ve yalnız çıkış için verilmiş olan pasaportların çıkması üzerine¸ İsviçre'nin Leman Gölü kenarında bulunan Territel kasabasındaki Büyük Alp Oteli ne telgraf çekilerek yer ayırtıldı. Otele yerleştikten sonra pek çok Avrupalı gazeteci¸ halife ile röportaj yapmak üzere buraya akın etti. Avrupa basını¸ Abdülmecid'in milletini çok sevdiğini¸ mütevekkil ve metin göründüğünü¸ kendisini vatanından ayıranlar hakkında herhangi bir tenkitte bulunmadığını yazıyordu. Çeşitli Müslüman ülkelerden Abdülmecid'e gelen telgraflarda hilâfetin kaldırılmasından duyulan üzüntü dile getiriliyor¸ bu konuda gelişen olaylar hakkında ayrıntılı bilgi isteniyordu. Abdülmecid Efendi bu telgraflara bir cevap olmak üzere¸ 11 Mart 1924 günü haber ajansları vasıtasıyla bir beyanatta bulundu. Burada Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kararını yersiz ve yolsuz bulduğunu¸ kararı hükümsüz saydığını bütün Müslüman cemaatlerine duyurduğunu ilân ettiği gibi¸ ayrıca bir dinî şûranın toplanmasını istediğini ve bu mukaddes müessesenin ihyası için Müslümanlardan yardım beklediğini bildirdi. Bu beyanatının üzerinden dört beş gün geçtikten sonra İsviçre Hariciye Vekilinin Yakındoğu Şubesi Müdürü Abdülmecid'i ziyaret ederek¸ beyanatının Türk hükümetince iyi karşılanmadığını ve İsviçre hükümetinin de bu gibi faaliyetlere izin vermeyeceğini bildirdi.


 


Ekim 1924'te Fransa'ya geçen ve Niş şehrinde sakin bir hayat sürmeye başlayan Abdülmecid Efendi burada kendisini ibadete verdi. Daha sonra Paris'e yerleşen Abdülmecid Efendi¸ II. Dünya Savaşı'nda Paris bombalanırken 23 Ağustos 1944'te hayata gözlerini yumdu.


Son Halifenin İbretlik Sonu


Halife Abdülmecid¸ 3 Mart 1924 gecesi¸ sürgüne gönderilmek için zorla saraydan çıkarılıyor¸ kendisini almaya gelen Vali ve Emniyet Müdürüne söyledikleri ise bir hayli manidar; Vali Haydar Bey'e 'Mademki milletin ve memleketin selameti için çalışıyorsunuz¸ Allah muvaffak etsin'; Emniyet Müdürü Sadettin Bey'e de 'Ben yine bu millete dua edeceğim. Ölsem dahi mezarımda kemiklerim bu milletin refahı ve saadeti için duaya devam edecektir.' Ülkenin bekası ve selameti için sürgüne gönderildiği anda bile dua eden iyi dileklerde bulunan Halife Abdülmecit 23 Ağustos 1944'te sürgünde bulunduğu Paris'te vefat etmişti. Giderken¸ "Ölsem dahi mezarımda kemiklerim bu milletin refahı ve saadeti için duaya devam edecektir" dediği ülkesi¸ canlısından değil ölüsünden bile çekindi ve Türkiye'ye defnedilmesini kabul etmedi.


Abdülmecit'in kızı Dürrişehvar Sultan'ın Berar Prensesi sıfatıyla İstanbul'a gelerek Savarona yatında İsmet İnönü'yü ziyaret ettiğini ve kendisinden babasının vatan toprağına gömülmesini rica etmiştir.  Altı asır cihanı aydınlatan bir neslin son temsilcisinin bu vatan toprağına gömülme isteğinin; halk tarafından mezarının bir ziyaret yerine dönüştürebileceği endişesiyle İsmet İnönü tarafından reddedilmiştir. Bu yüzden cenaze Paris Camii'nde 10 yıl tahnit edilmiş olarak bekleyen na'şının ve Camii mütevelli heyetinin cenazeyi daha fazla tutamayacaklarını bildirmesi üzerine Hindistan Hükümeti'nin araya girmesiyle Suudi Arabistan makamlarından izin alınarak Medine'deki Cennetü'l-Baki Mezarlığı'na defnedildi. Sürgün yıllarının başlangıcını¸ çile dolu yılları incelendiğinde çekilen onca sıkıntıya rağmen hanedanın yaşamını onurlu bir şekilde sürdürmek için çabaladığını¸ kimliğinden¸ benliğinden taviz vermediğini ve kendilerini sürgüne gönderenler hakkında bile kötü konuşmadıklarını¸ bu durumu "milletin selameti için" diyerek kabullendiklerini görüyoruz.


BİBLİYOGRAFYA


Afet İnan¸ Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Devrimi¸ Ankara 1977.


Ali Fuat Cebesoy¸ Siyasi Hatıralar¸ İstanbul 1957.


Ayşe Osmanoğlu¸ Babam Abdülhamid¸ İstanbul 1960.


http://www.ceddimizosmanli.net/son-halife-abdulmecid-efendinin-mezarini-inonu-istemedi/


İsmail Hami Danişment¸ İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi¸ İstanbul 1961.


Kadir Mısıroğlu¸ Kurtuluş Savaşında Sarıklı Mücahitler¸ İstanbul 1972.


Kadir Mısıroğlu¸ Osmanoğulları'nın Dramı¸ İstanbul 1979.


M. Kamran Ardakoç¸  Hilâfet Meselesi¸ İstanbul 1955.


Mahmut Goloğlu¸ Halifelik ne idi? Nasıl Alındı? Niçin Kaldırıldı? Ankara 1973.


Mehmet Emin Bozarslan¸ Hilâfet ve Ümmetçilik Sorunu¸ İstanbul 1969.


Mete Tunçay¸ Türkiye Cumhuriyetinde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931)¸ Ankara 1981.


Razi Yalkın¸ "Son Halife Abdülmecid ve Hanedan-ı Âl-i Osman İstanbul'dan Nasıl Çıkarıldı"¸ Tarih Dünyası Dergisi¸ s. 1¸ İstanbul 1950.


Salih Nigâr Keramet¸ Halife II. Abdülmecid¸ İstanbul 1964.


Şadiye Osmanoğlu¸ Hayatımın Acı ve Tatlı Günleri¸ İstanbul 1966.

Sayfayı Paylaş